MAKALE
Giriş Tarihi : 07-05-2021 16:17   Güncelleme : 10-05-2021 08:33

Merve Aras Yazdı: Kudüs’e Hicret

İnsanlık onuru diri tutan, insanlığa hala nefes alacak bir zeminin olduğunu gösteren bu diriliş günü için şükür ediyor, direnişin bayrağını bugüne taşıyan bütün şahitlerin yoluna mahcubiyetle selam ediyorum.

Merve Aras Yazdı: Kudüs’e Hicret

Dünya mazlumlarının sesinin, tek bir haykırışta yankılandığı Dünya Kudüs Günü’ndeyiz. Bu yıl da Filistin’in denizden karaya özgürlüğünü henüz görememenin burukluğunu yaşarken, vaadedilen özgürlüğe karşı ümidimiz sinelerimizde dipdiri duruyor. Bugün, bir terör çetesi olarak bölgeye yerleşen, huksuzluğun hukuğunu inşa eden, siyaset ve akademi dünyasını kendi bencil arzularının maşası haline getiren, katil ve kandan beslenen bir israil gerçekliğiyle karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Ve çocuk hakları savunucusu ülke ve kurumların; yıllardır binlerce çocuğu tutuklayan, fiziksel ve psikolojik şiddet çemberine alan, katleden israil karşısında hakkı söylemekle görevli dillerinin nasıl lal kaldığını da biliyoruz. Adalet ve özgürlük söylemleriyle kürsüleri inleten kravatlıların, siyonist rejimle anlaşma masalarında para ve siyasi güç kazanma uğruna neleri feda ettiğini de biliyoruz.

Şaşılacak şey doğrusu.

Yıllardır dozerlerle evleri yıkılan, seması havan toplarıyla aydınlanan, kendi topraklarında mülteci olarak sayısız işkencelere maruz kalan, silahsızlandırılan ama silahlı ve azılı bir kurtla baş başa bırakılan Filistin halkını yılın belli dönemlerinde hatırlıyor oluşumuz, şaşılacak şey doğrusu. İsmi nabzımıza göre şerbet vermek için kullanılan, ‘islami hassasiyetimizin’ sorgulanmaması için zaman zaman ısıtılıp önümüze konulan Filistin meselesi, bu günü birlik çıkarlarımızdan daha derinlikli bir bakışı hak ediyor.

Şu soruları sormanın zamanı geldi de geçiyor;

Bugün Filistin’den ve dahi Yemen, Nijerya, Suriye, Irak, Doğu Türkistan, Kolombiya, Meksika ve tüm zulme uğrayan coğrafyalardan binlerce kilometre uzaklıkta olan bizler, bu esaret ve zulme ortak olan, kendi arzusunu ilah edinen dünyaya hangi katkıyı sunuyoruz?

İsrail’e, silahını savunmasız bir çocuğa doğrultma cesaretini veren duyarsızlığımızın altında yatan sebep nedir?

Tüm dünyanın gözleri önünde, pervasızca, her günkü işlerinden biri olarak bir kadını öldürme curretini bu rejime veren, başımızı içine daldırarak kendimizden başkasını görmemizi engelleyen gündelik meselelerimiz neler?

Ülke yöneticilerinin gayri ahlaki ve utanmaksızın İsrail’le yaptıkları normalleşmeleri görüp, Müslümanca bir duruş göstermememizin sebebi nedir?

Hangi meselemiz bu kanayan ve acil önlem alınması gereken yaradan daha önemli, hangi mücadelemiz insanlığa savaş açan, pislik ve fesadı yaymaya yemin eden utanç kaynağı bu rejimi ortadan kaldırmaktan daha önemli olabilir ki? Evlerimizin, mahallelerimizin, camilerimizin, üniversitelerimizin Filistin’den gayri söyleyecek daha ne gibi önemli bir sözü olabilir?

Bu sorular hayatlarımızda büyük bir hicret vaktinin geldiğini bizlere gösteriyor. Resul’ün (s.a.a) aydınlıklar için müjdecisi olan, ferahlık ve muhabbetin tesis edildiği o kutlu hicret bugünlerde kalplerimizde ve evlerimizde gerçekleşmeyi bekliyor. Nereye hicret? Konfordan, fedakarlık bilincine hicret. ‘Ben evimizden’ kalkıp, ötekinin varlığından sorumlu olduğumuz bir akıl evrenine hicret. Hicretsiz bir hayatın ölümle eş değer olduğunu bize hatırlatan insani hedefler toprağına hicret.

Müslümanlar olarak 1917’lerden beri süre gelen bu barbarca saldırı karşısındaki öfkesizliğimiz ve sessizliğimizin nedenleri üzerinde düşünmemiz gerekiyor. ‘Her Müslüman bir kova su dökse, İsrail’i sel alır.’ cümlesinin muhatabları olarak, ellerimizdeki su dolu kovanın nereden su sızdırdığını konuşmamız.

Kendi kıymet, değer ve gücünü anlamamış olmanın kovamızdaki en büyük deliklerden biri olduğunu bilmeliyiz. Rahmetli İmam Humeyni (r.a)’nın kıymetli eşi Hatice Sakafi şahın baskı döneminde İmam’ın direnirken, birçok kişinin sessiz kalışından İmam’ın büyük bir rahatsızlık duyduğunu anlattığı anılarında şöyle bir kısım geçer: ‘İmam Humeynî o zamanlarda geceleri ağlayarak şöyle söylerdi: “Bazıları ne kadar güçlü olduklarının farkında değiller. Baştakilere göz yumuyorlar. Ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlar.’ Bugünde aynı şekilde enerjimizi ve gücümüzü günü birlik ve geçici dünya telaşlarımıza, içimizde oluşması istenen tefrikalara yönlendirerek umutsuz, ümitsiz, kendine güvensiz toplumlar inşa edilmek isteniyor. Güvenin ve gücün kaynağı olarak yalnız kendisine dayanmamızı isteyen siyonist rejim ve işbirlikçileri, postmodern bir dünyaya esir olmamızı istiyor. Bireyler ve toplumlar ancak Allah’ın halifelik makamına olan muhatablıklarını gördüklerinde, kendi canlarının ‘azizliğini’ fark ettiklerinde su dolu kovamız sağlamlaşacaktır. Çünkü kıymeti anlaşılan bir can, ucuz şeyler için kendini satmayacak, ödeyeceği bedelin bilinciyle adımlar atacak, kalp, akıl ve hedef birlikteliğinin tecessümü olan vahdet söylemini hayatının en merkezine davet edecek ve Şehit Çamran’ın şu sözlerini vücudunun her bir zerresinde tekrar edecektir;

‘İnsanlığın kemâle doğru ilerleyişi uğruna değirmen taşı gibi ezilmek istiyorum.’

İnsanlık onuru diri tutan, insanlığa hala nefes alacak bir zeminin olduğunu gösteren bu diriliş günü için şükür ediyor, direnişin bayrağını bugüne taşıyan bütün şahitlerin yoluna mahcubiyetle selam ediyorum.

Selam olsun Filistin’e

Selam olsun o kutlu beldeye

Selam olsun Filistin’in direnen halkına, bilhassa şehitler yetiştiren annelerine…