MAKALE
Giriş Tarihi : 01-05-2021 16:06   Güncelleme : 03-05-2021 16:36

Hasan Hüseyin Avcı Yazdı: Nebevi Metot ...

Hasan Hüseyin Avcı Yazdı: Nebevi Metot ...

Rabbimiz insanlara mesajlarını peygamberler aracılığı ile bildirmiştir. Muhakkak ki bu yöntemi seçmesinde değişik amaçlar gözetilmiştir. Bu amaçlardan biri ve en önemlisi mesajların insanlar tarafından uygulanabilir olduğunu göstermektir.

Peygamberler ilahi mesajlar doğrultusunda örnek bir nesil meydana getirme çalışmalarında birtakım metotlara başvurmuştur. Ben bu yazımda bu metotlar ve ilkeler üzerinde duracağım.

  1. Orijinallik:

Peygamberlerin Allah’tan getirdiği ilkeler kendi çağındaki düşünceler veya beşeri anlayışlar/öğretiler bakımından orijinaldir. Fakat insanlık ve dinler tarihi açısından tamamen orijinal olduğu söylenemez. Bütün peygamberler ilk peygamber Hz. Adem’e (as) bildirilen ilkelerin devamı ve tamamlayıcı niteliğindedir. Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde bu durumu ’öncekileri tasdik eden/onaylayan’ diye ifade edilir. Ayrıca Kur’an’daki peygamber kıssalarının anlatılma amaçlarının biri de Hz. Muhammed’in yepyeni ve tamamen orijinal bir öğretiyi insanlara sunmadığını hatırlatmak içindir. Bir ilahiyatçı akademisyen peygamberimizin uygulamalarının orijinalliğini ispat için mescidi nebi örneğini vermişti. Halbuki mescit fikri Hz. ADEM ile başlamıştır . Ancak yaşadığı yakın çevre için orijinaldir.

  1. Tavizsizlik Ve Uzlaşma:

Peygamberler tevhit ve şirk söz konusu olduğunda hiç şüpheye yer verilemeyecek şekilde tavizsiz davranmışlardır.

Kâfirûn Suresi: (1) De ki: "Ey inkârcılar! (2) Ben sizin tapmakta olduğunuz şeylere tapmam. (3) Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. (4) Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.

Bu hususta ufak bir sapmaya dahi izin verilmemiştir. Peygamberimizin ‘bir elime ayı diğer elime güneşi’ hadisi de bununla ilgilidir. İlahi vahyin ve bu vahiy doğrultusunda oluşan nebevi öğretinin temeli tevhide dayanmasıdır. Uluhiyet, rububiyet ve ubudiyette tevhit en önemli ilkedir. Diğer yandan peygamberler siyasi, sosyal ve ekonomi alanlarında öncelikle uzlaşma yolunu tercih etmişlerdir. Ancak uzlaşmaya giderken hem temel ve vazgeçilmez ahlaki ilkelerden ödün vermemiş hem de Müslümanlara ihanet edilmesine izin vermemiştir.

Bu konuda anahtar kelimeler temel ahlaki ilkeler ve ihanetten kaçınmadır. Bu iddiaya en somut örnek Hudeybiye müsalahasıdır.

Peygamberlerin tevhit ve şirk konusunda ödün vermeyen tutumlarını gerek tarihte gerekse günümüzde bazı ‘ İslami ‘guruplar yanlış yorumlayarak her alanda uygulanması gereken bir tutum olarak algılamışlardır. Hatta birbirlerini bile boğazlamaktan çekinmemişlerdir. Bu anlayış Müslümanların birbirleri ile ilişkilerine zarar verdiği gibi İSLAM düşmanlarına İSLAM’IN yanlış tanınması veya tanıtılması yönünde koz verilmesine yol açmıştır.

  1. Zamanın Ruhu:

Peygamberler gerek ilahi öğretiyi yayarken gerekse tevhit mücadelelerinde içinde yaşadıkları zaman ve toplumun siyasi, sosyal, ekonomi ve askeri şartları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurmuşlardır. Ancak ilahi vahiy ile bir sınırlandırma veya kural bulunması hali müstesna edilebilir.

Zamanın ruhu ile kastettiğimiz şartları göz önünde bulundurur ilkesi ‘TARİHSELLİKLE ‘ aynı şeyi ifade etmediğimizi belirtelim.

Üniversite yıllarımda arkadaşlarla toplanıp başörtüsü mücadelesi için nasıl eylem yapacağımızı konuşurken arkadaşlardan bazıları ‘tagutların belirlediği eylem türleri ile İslami mücadele yapılamaz’ tezini ileri sürmüşlerdi. Peygamberimizin Taif yolculuğunda o zamanda geçerli olan’ eman verme’ yöntemini kullanması, belli bir çoğunluğa ulaşınca topluca KABE’ye yürümeleri çağının gereksinimlerini dikkate almasının örnekleri olarak sayabiliriz.

  1. Olağanüstülük Ve Doğallık:

Peygamberler (birçok mucizeyi istisna tutarsak) mücadelelerinde insani ve tabii yollara başvurmuşlardır. Sadece ‘Ben Allah’ın bir peygamberiyim. O beni ve benimle olanları korur ve gözetir, benim fazla bir gayrete ihtiyacım yok anlayışıyla hareket etmemiş ‘zamanın ruhu maddesinde olduğu gibi zamanında geçerli olan doğal ve insani yöntemleri kullanmışlardır. Tabi iki temel ahlaki ilkelere uygun olmak kaydıyla. Hiçbir zaman “Hedefe ulaşmak için her yol mubahtır.” anlayışıyla hareket etmemişlerdir. Tabii gerekli tedbir alırken ve gayreti uygularken Rablerine dua edip onun yardımını istemekten geri durmamışlardır.

  1. İştişare:

Peygamberler ilahi vahiyle belirlenmiş konular dışında o konuda uygun düşünce ve bilgisi olan insanların görüşlerine değer vermişlerdir. Fakat asla başkalarının güdümünde ve dümen suyunda hareket etmemişlerdir.

  1. Samimiyet:

Peygamberler gerek davet yolunda gerekse tevhit mücadelelerinde her zaman samimi davranmışlardır. Bu samimiyetlerini öğütledikleri şeyleri önce kendileri uyarak şan, şöhret ve gösteri peşinde olmayarak ve dünyevi bir menfaat gözetmeyerek ortaya koymuşlardır. Hiçbir zaman kendi çıkar ve amaçları için insanları kullanmaya kalkmamışlardır . En çok fedakârlığı önce kendileri uygulamıştır.

‘O ancak şiddetli bir azap gelip çatmadan evvel sizi uyaran bir peygamberdir. De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim yalnız Allah'a aittir. O, her şeye şahittir.” (Sebe suresi 46-47)

  1. Denge Ve Ölçü:

Resuller davet ve diğer çalışmalarda dengeli ve ölçülü olmuştur. Dünya –ahiret , mana ve madde, korku(uyarı)-ümit dengesini korumuştur. İbadetlerde bile aşırılıktan kaçınılmasını öğütlemişlerdir. Bütün bunları anlatmamın sebebi kendilerini peygamberlerin ümmeti olarak gören Müslümanlara ve İslami guruplara, bu metot ve ilkelere dikkat etmenin bir ihtiyaç olduğunu hatırlatmak içindir.

İçinizden Allah’ın lütfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır. (Ahzap 21)