ANALİZ
Giriş Tarihi : 30-04-2021 09:51   Güncelleme : 30-04-2021 09:51

Bizde neler konuşuluyor, İngilizler 58 bin Sterlin’lik masrafı başbakanlarına çok görüyor…

Bizde neler konuşuluyor, İngilizler 58 bin Sterlin’lik masrafı başbakanlarına çok görüyor…

Türk siyasi hayatının en garip olaylarından biri 12 Mart (1971) askeri müdahalesi sonrasında yaşandı. 

Askerlerin kurdurduğu hükümet Başbakan Nihat Erim’in istifasıyla (17 Nisan 1972) düşünce, kendisi de eski bir orgeneral olan Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay yeni hükümeti kurma görevini Suat Hayri Ürgüplü’ye vermişti. 

Ürgüplü 1950 öncesinde bakanlık, 1950 sonrasında DP listesinden milletvekilliği, siyasete ara verince değişik Batı ülkelerinde büyükelçilik görevlerinde bulunmuş biriydi; 1960 sonrasında Adalet Partisi’nden senatör seçilmiş, Senato’da başkanlık ve bir ara hükümetinde başbakanlık (5 Şubat – 10 Ekim 1965) yapmıştı. 12 Mart sonrası hükümeti kurmakla görevlendirildiğinde Sunay tarafından atandığı kontenjan senatörü sıfatını taşımaktaydı.

Garip olay şu: Kendisini başbakan olarak atayan Cumhurbaşkanı Sunay, onun önüne getirdiği bakanlar kurulu listesini onaylamadı ve Ürgüplü’nün başbakanlığı 24 saat bile sürmedi.

Bir dostumun ‘Yeniden Osmanlı senaryosu’

Neden?

Askerler yeni başbakanla ilgili gazetelerde çıkan bir haberden etkilenmişlerdi. 

Haber şuydu: Şükrü Saraçoğlu’nun kurduğu hükümette gümrük ve tekel bakanlığı yaparken (1943-1946) Ürgüplü hakkında yolsuzluk iddiası ortaya atılmıştı. Dedikodular kulağına gelince, Ürgüplü derhal istifasını sunmuş, Yüce Divan’da yargılanmıştı.

Yargılanma sonunda beraat ettiği halde askerler kendilerinin kurdurduğu hükümette onun başbakanlık yapmasını uygun görmemişlerdi.

Bu ‘Yüce Divan’ konusu boşuna aklıma gelmedi.

O yıllarda (1970’lerin başı) zihni sürekli alengirli işlere çalışan bir dostum, bana, Suat Hayri Ürgüplü’nün adını ‘Yeniden Osmanlı senaryosu’ kapsamında anmıştı. 

Ürgüplü’nün Lale Devri diye ünlenen dönemin ünlü sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa soyundan geldiğini, babasının Şeyhülislam Hayri Efendi olduğunu, oğlunun da son halife Abdülmecid Efendi’nin kızı Neslişah Hanzade Sultan ile evliliği sebebiyle Osmanlı Ailesi’nden sayıldığını özellikle vurgulayarak…    

Suat Hayri Bey’in başbakan olacağını işittiğimde “Bizimkinin senaryosu işlemeye başladı galiba” diye düşünmüştüm.

Geçmişinde bakanlıklar, Senato başkanlığı, başbakanlık da bulunan Suat Hayri Ürgüplü’yü bugünlerde hatırlayan çıkmayabilir.

Dezenfektan kokusu

Yüce Divan’da yargılanan başbakan, TBMM başkanı, genelkurmay başkanı da oldu, fakat oraya en çok yolu düşen siyasetçiler nedense ya bayındırlık ya da ticaret ve gümrük bakanlarıydı. Mehmet Baydur (1964), Tuncay Mataracı (1981) ticaret bakanlıkları sırasında yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla sonradan Yüce Divan’a sevk edildiler.

Yargılananların bazısı beraat etse de çoğu mahkum oldu.

Bizde Yüce Divan görevini Anayasa Mahkemesi yapıyor.

Muhalefetin sıcak tuttuğu “128 milyar dolar nerede?” sorusuna kafa yorarken, görevden alınan ticaret bakanı Ruhsar Pekcan ile ilgili iddialar ortalığa dökülüverdi. 

Eşiyle birlikte kurdukları şirketten bakanlığına fahiş fiyattan dezenfektan satın aldırdığı iddiası…

Yüce Divan’lık bir iddia bu.

[Suat Hayri Bey, kahve ithalatı sırasında yolsuzluk yaptığı iddia edilince, bir gün bile beklemeden şu açıklama eşliğinde istifasını sunmuştu: “Adımın da karıştığı kahve yolsuzluğuyla ilgili, bakanlığımda bir komisyon kurulmuştur. Bu teftiş heyetinin selametle çalışabilmesi için, benim bu bakanlık koltuğundan ayrılmam gerekir; aksi halde komisyonu etkilerim, sağlıklı bir karar oluşmaz. O nedenle, siyasi ahlak gereği, bakanlıktan istifa ediyorum.”]

Günümüzde ise, iddialar üzerine bakan kendisini atayan makam tarafından görevden alındı, fakat Yüce Divan’a sevk edilmediği gibi hakkında bir soruşturma da açılmadı. AK Parti sözcüsü, “Biz muhalefetin istediğini yapmayız” demekte. 

Dün de, kamuoyu, aynı eski bakanın, o göreve atanmadan aylar önce, Erdoğan Ailesi’nin adını kullanarak gümrükten vergisiz eşya çıkartmaya çalıştığına dair bir resmi uyarı yazısına konu olduğu haberiyle uyandık.

Hakkında daha başka haberler çıkarsa şaşırmayacağım.

Boris Johnson’un başı 58 bin Sterlin yüzünden dertte

Türkiye “128 milyar dolar” ve görevden gönderilen ticaret bakanı üzerinden ‘yolsuzluk’ iddialarıyla çalkalanırken, İngiltere’de hükümetin başı bizde haber değeri taşıyacağı kuşkulu basit haberlerin odağında.

Son seçimde partisine parlamento çoğunluğu kazandırarak başbakan olmuş Boris Johnson resmi konuta beş yıl orada yaşayacağı umuduyla taşındı. Haberlere göre, eşi, konutun dekorasyonunu kendilerine layık bulmadığı için bayağı bir elden geçirme işlemine başvurmuş. Mobilyaları da yenilemişler. Toplam 88 bin Sterlin harcanmış. Oysa, başbakanlığın bu iş için harcama bütçesi 30 bin Sterlinle sınırlı imiş. 

Muhalefet İngiltere’de şimdi “58 bin Sterlin nereden?” diye soruyor.

Kendi cebinden veya bir dostunun hibesiyle ya da partinin ödemesiyle şıkları var Boris Johnson’un önünde; ancak herbirinin yasalar açısından sorunu bulunuyor.

Tam bir açmazda Boris Johnson

Geçmişte aynı durumu Winston Churchill de yaşamış, dostlarından yardım alarak aşmış sorunu; ancak ondan sonra İngilizler yeni başbakanlara o yolu yasalarla kapatmışlar…

“Aşı olması gereken hemen herkes aşılanabildiği ve neredeyse Korona-öncesi döneme dönüldüğü için İngilizler bunun coşkusu içindedirler; bu sebeple 58 bin sterlinlik sorunu dert etmezler” diye düşünürken gazetelerin günlerdir bu konuyu manşetlerinden düşürmediğini görüyorum.

[Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde gidilen bir ziyarette şimdi Boris Johnson’un resmi konut olarak da kullandığı mekana alınmıştık. Başbakanın ailesiyle yaşadığı yer sıradan bir apartman dairesi görüntüsündeydi.]      

Muhalefet “Olur, ama böylesine hovardaca harcama yapılarak olmaz” diye günyüzü göstermiyor İngiltere’de başbakana…

Bakalım, bizde muhalefet görevden alınan ticaret bakanına Yüce Divan yolunu zorlayabilecek mi?

fehmikoru.com