ANALİZ
Giriş Tarihi : 23-04-2021 09:11   Güncelleme : 30-04-2021 19:51

Hüseyin Akın’dan Masumlar Apartmanı eleştirisi: Hayatı onaran diziler nerede?

Hüseyin Akın’dan Masumlar Apartmanı eleştirisi: Hayatı onaran diziler nerede?

Hüseyin Akın Milli Gazete'de “Hayatı onaran diziler nerede?” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı:

“Masumlar Apartmanı, Doğduğun Ev Kaderindir, Kırmızı Oda, Camdaki Kız, psikolojik sıkıntıları, psikiyatrik vakaları işleyen dizi filmlere her gün bir yenisi ekleniyor… Ne var ki reyting aldıkça bu filmlere yeni ilaveler yapılarak senaryolar alabildiğine zorlanıyor. Bana kalırsa halkın bu zorlu günlerde ruhsal sıkıntılarını sürekli birilerinin psikolojik problemlerini ekrandan izlemek yerine rehabilite edici programlara ihtiyacı var.

Huzur verici, tedavi edici, ailevi değerleri hatırlatıcı programlar şu salgın günlerinde dar alana sıkışmış olan insanımıza eminim çok daha iyi gelecektir. Terapi özelliği olan mizahı yeniden diriltmek de mümkün. Kara mizah yerine aydınlık mizahı saklandığı yerden çekip çıkararak, bunu başarmak mümkün olsa gerektir. Bu dizilerin ikisini fırsat buldukça izlemeye çalışan birisi olarak şunu söyleyebilirim: İzleyici bu dizileri izlerken ister istemez zihni bir genellemeye doğru kaymaktadır. Hasta bir toplum, psikolojisi bozuk bir kitle veya sanki uçsuz bucaksız bir tımarhanede yaşıyormuşuz intibaı hâsıl olmaktadır.

Olumsuzu ve sorunluyu sürekli göstererek sorunu çözmeye hizmet etmiyorsunuz. Toplumun patolojik fotoğrafını çekiyorsunuz. İzleyicinin daralma yaşayabileceği hiç hesaba katılmıyor olmalı. Hâlbuki bu dizilerin senaryo aşamasında ve setlerde mutlaka bir psikolog ya da psikiyatr bulundurulması gerekir. Nasıl şiddet içerikli filmler izleyenler üzerinde negatif etkiye sahip olabiliyorsa psikolojik şiddet unsurları da aynı derecede ruhsal sıkıntılara sebep olabilir.

Pandemi süreci olağan bir süreç değildir. İnsanlar psikososyal ve sosyoekonomik noktada büyük kırılma ve travmalar yaşayıp nefes alabileceği bir “dışarısı”na kavuşma özlemi yaşarken, dışarıyla ve sosyal çevreyle tek irtibat noktası olan ekranları da nefes alınmaz hale getirmek salgına körükle gitmektir.

Dikkat edilirse söz konusu filmlerin kameralarını çevirdikleri yerlerin hepsi apartman, ev, oda ve cam gibi zor zamanların yegâne sığınak mekânlarıdır. Filmler hayatı onaramıyorsa, hayatın filmleri daha sağlıklı bir zemine yöneltip tedavi etmesi şarttır.”