ANALİZ
Giriş Tarihi : 20-04-2021 09:26   Güncelleme : 25-04-2021 10:54

Ahmet Örs Yazdı: Korkuyu Bedir’de Yenmek..

Ahmet Örs Yazdı: Korkuyu Bedir’de Yenmek..

Korku insanı kilitler. Siyasal hareketleri kötürümleştirir. Müslümanın ufkunu kırpar, bir şeye benzemez hâle getirir. Bütün tumturaklı lafların boyasını döker. Onca emek, mücadele mirası anlamsız bir toplama dönüşür.

Âl-i İmran sûresinin 17. ayetine göre zorluklara sabretmek, yani direniş üzere ısrar etmek, sözünü tutmak, Rabbine yürekten bağlı olmak, Allah yolunda infak etmek ve bunların yanında bütün kalbiyle af dilemek korkuya, suskunluk ve geri çekilmelere karşı ayağa kalkmanın temel şartlarıdır. Bu ayetten bu sonucu çok rahat bir şekilde çıkarabiliriz.

Kur’an-ı Kerim, Müslümanlara, zalim Mekke müşrik ordusundan önce korkuyu yendiren Bedir savaşının eşsiz anlatımlarına ayrıntılı bir yer verir. Sabır/direniş ehli olmaya yükselinmişse Rabbimiz çok boyutlu bir desteğin, takviyenin, motivasyonun mü’minleri beklediğini açıkça beyan eder.

Ama önce Bedir meydanına çıkmaya niyet ve azim etmelidir.

Bedir’e çıkmaya niyet etmek de korkuyla savaşarak gerçekleşebilirdi. Bunu Kur’an da teyit etmektedir ancak Müslümanların tarihsel yürüyüşü Bedir’in muhakkak sûrette karşılarına çıkacağına onları inandırmış olmalıdır. Erdem Bayazıt’ın mısralarında şöyle karşılanır bu hakikat:

Bildim bileli kendimi

Hep düşlerimde yaşadım Bedir’i   

Bedir, uzun yürüyüşte etrafından dolanılacak bir aşama değilse muhakkak onunla yüzleşilecektir. Şair zaten çoktan ona niyet etmiştir. Hz. Peygamber ve meselenin künhüne vâkıf yârenleri de bunun elbette farkındaydılar ama korkunun nasıl izale dileceği ve Âlemlerin Rabbinin gaybî yardımının nasıl tecelli edeceğinin tecrübe edilmesi lazım gelmekteydi elbette.

Korkunun temelinde kim vardır? Âl-i İmran sûresi 175. ayete göre kendi dostlarından korkmayı içimize yerleştiren Şeytan’dan başkası değildir. “Öyleyse onlardan değil, yalnızca Benden korkun, eğer gerçek müminler iseniz!” der bu duruma cevaben Rabbimiz. Şeytan ve dostları, yeryüzündeki mümessilleri olan tağutlar/tâğûtî güçler mi kendilerinden korkulmaya daha lâyıktır yoksa Âlemlerin Rabbi olan Allah mı?

Bu hakikati sindirmiş mü’minler, “Bakın, size karşı bir ordu toplanmış, onlardan kendinizi koruyun!” şeklinde kendilerini uyaranlardan etkilenmemiş; bu uyarı, onların sadece imanlarını arttırmıştır. “Allah bize kâfidir; O, ne mükemmel bir koruyucudur!” diye cevap vermişlerdir kendilerinde korku ve panik yaratmak isteyenlere. (3/17) Korkuyu bir provokasyon olarak kullanmak isteyenler çıkacaktır elbette. Korkudan etkili bir şekilde yararlanmak hakikat inkârcılarının en büyük alışkanlığıdır. Çünkü korku insanın en kırılgan, en hassas yanlarına saldırır; bir “aşil topuğu” gediği açar hiç umulmadık cephelerde.

Modern kapitalist medeniyetin gayba iman eden cephelerde açtığı gedikler sayısızdır: En başta gayba imanın, gaybî yardımın siyasal-toplumsal mücadelelerde ifade ettiği ehemmiyete, hesapsız azimkârlık ve adanmışlığa, mü’minlerin Rableriyle interaktif bir süreç işletebileceği fikir ve imanına darbe vurmuştur. Bedir ve Huneyn günlerindeki vurgular gerçek ve bilim dışı anlatılar olarak algılanmaktan öteye gitmez çoğu zaman ne yazık ki…

Hâlbuki Allah, Enfal sûresi 9 ve 10. ayetlerde bambaşka bir pencere açar:

Hani, yardım için Rabbinize yakarıyordunuz; ve O da bunun üzerine size şöyle cevap vermişti: “Size birbiri ardından inen bin melekle yardım edeceğim!” Ve Allah bunu yalnızca bir müjde olsun diye ve Allah’tan başka kimsenin katından yardım umulamayacağına göre- bununla kalpleriniz huzur, itminan bulsun diye böyle takdir etti: gerçekten de, Allah, hikmetle edip-eyleyen en yüce iktidar sahibidir.

Bütün bu yardımlar ve dahası kimin içindir? Elbette Bedir meydanına çıkmaya azmetmiş kararlı bilinç ve yürekler için! Zorluklara direnen, ahdine sadakat gösteren, maddi-manevi bütün imkânlarını Allah yolunda seferber edenler için…

Böylece Rabbimiz mü’minlere katından bir güvence olarak, onları bir iç huzurunun kuşatmasını sağlamış, Şeytan’ın kirli vesveselerinden uzak tutmuş, kalplerini güçlendirip adımlarını sağlamlaştırmıştır. (8/11)

Rabbimizin direnişte sebat edenleri ödüllendirmesi korku siyasetini tersine çevirmiştir. Mü’minler arasında Şeytani bir gedik açmak için çırpınarak dolaşıp duran korku, bu durumda karşı cepheye bir ceza kırbacı olarak yönelir. Rabbimiz, Hakkı inkâra kalkanların kalplerine korku salmayı bir yükümlülük olarak üzerine alır. (9/11)

Enfal sûresi 15. ayet gaybî yardımı hak etmek için sıkı bir şart daha sürer öne. Bu şart Âl-i İmran 17. ayetteki ‘zorluklara direnme’yi açımlayan bir şarttır: Mü’minlerden,  hakikati inkâra şartlanmış olan topluluğu büyük bir kuvvetle karşılarında bulduklarında hiçbir sûrette arkalarını dönmemekle tembihler.

Aynı sûrenin 43 ve 44. ayetleri de açıkça gaybî yardımlarını beyan eder Rabbimizin. Düşmanı onlara sayıca az gösterdiğini, bu sûrette korkunun tabii neticesi olan panik ve yılgınlığa meydan vermediğini ifade eder. Benzer bir yardımı yaptığı Huneyn günü de Allah, dağılan, bozguna teslim olan Müslümanlara katından bir sükûnet indirmiş, onları görülmeyen güçlerle donatmış ve hakkı inkâra şartlanan kimseleri azaba uğratmıştır. (9/25-26)

Şimdi, sözü tamamlamak bahsinde Enfal-42’ye bakalım:

Sizin [Bedir] vadisinin bir ucunda, onların da tâ öteki ucunda ve kervanın sizden aşağılarda olduğu o gün[ü hatırlayın]. Ve (düşünün ki,) eğer bir savaşın patlak vereceğini bilseydiniz, muhakkak ki, böyle bir meydan okumayı göğüslemekten kaçınırdınız: Ama [her şeye rağmen] Allah, yapılması[nı irade buyurduğu] işi gerçekleştirsin de yok olup gidecek olan, hakkın açık tecellisiyle yok olup gitsin, kalıp yaşayacak olan da (yine) hakkın açık tecellisiyle yaşasın diye [savaş böylece olup bitiverdi].

Zorluklara direnmek’ imanın bir esası olarak alınıp kabul edildiyse eğer, hakikate meydan okumaları göğüsleyecek bir kararlılık ve iradeyi de kuşanmalıdır. Ayetlerden anlaşılan odur ki ikircikli bir hâle Rabbimiz izin vermeyecektir.

Bütün saha ve zeminlerde Bedir’e doğru ilerleyen bir akış olmalıdır. Bütün güç ve kudretine rağmen emperyalizmiyle, Siyonizm ve kapitalizmiyle, türlü çeşit şeytani ve tâğûtî saldırganlık ve kuşatmayla katlanıp derinleşen meydan okuyuşu, Rablerine yürekten bağlı olan ve zorluklara direnenlerin göğüslemesi gerekmektedir.

İhtiyaç duyulan yardım Rabbimizdendir. O’nun müdahalesiyle Şeytan ve dostları kendi gözleriyle direniş ehlini kendilerinin iki misli (kalabalık) görürler. Allah, dilediğini yardımıyla güçlendirir: “Bakın, bunda görecek gözleri olan herkes için muhakkak bir ders vardır.” (3/13) Binlerce melek, görünür görünmez güç ve imkânlar, mü’minlerin saflarında, alın teri ve çabalarında yan yana hizalanır. (3/125-126) Her bir yandan sekînet yağar, bir eminlik kaplar bütün hâllerini. (9/26)

Bu durumda mü’minler, korkuya kesin olarak galip gelirler.

Yenipencere