EDEBİYAT
Giriş Tarihi : 12-04-2021 12:12   Güncelleme : 19-04-2021 09:24

Edebiyatın “Direnen Dergisi” Tasfiye’nin “Son” Sayısı Çıktı!..

Tasfiye Dergisi, kendi kıt imkânlarıyla yola uygun bir tarz ve üslupla yoluna devam etmektedir.

Edebiyatın “Direnen Dergisi” Tasfiye’nin “Son” Sayısı Çıktı!..

Bir deyim vardır, bilirsiniz; “Her aslanın bir yatışı, her yiğidin bir yoğurt yiyişi” diye…

İnsanı ilgilendiren birçok alanda olduğu üzere yayıncılık, gazetecilik, özellikle de dergilik alanında da; elde tutulan dünya görüşü, var olan mesajın iletilmesi, tutturulan üslup gibi, birçok konuda ya teknik açılardan, ya da kişi ile birlikte var olan anlam, mantık ve düşünceyi muhatabına iletme adına farklı yollar tarzlar deneniyor, denenebilirdi.

Bunlar birazda mizaçla alakalıydı.

Eskiden beri, bir dergi çıktığında, “takdim” sayfasında şöyle bir ifade ile karşılaşılırdı; “Biz, niye çıkıyoruz.?” diye “Bunca dergi varken, bu dergiye ne gerek vardı” türü yaklaşımlara cevap olsun mahiyetinde, derginin çıkma sebebini, çıkış serüvenini anlatan ifadeler; dünde vardı, bugünde var, belki –internet ortamında dahi- yarınlarda da, bu türden bir ibare, bir cümlecik de olsa yazılı olarak karşımıza çıkacaktı.

Bazı dergilerde de, böyle izhar edilmiş bir ifade olmaz, ama dergi logosuna ek olarak bitiştirilen herhangi bir ibare, akılda kalacak şekilde kendini var kılabilirdi.

İşte, edebiyat alanda, ama kendine özgü bir çizgisi bulunan Tasfiye Dergisi’nin “Direnen Edebiyat” ibaresi de farklı bir tarzdan ziyade, farklı bir amacı belirtiyordu.

O da, edebiyatın kendini saraya beğendirme, popülizm yapma, halk dalkavukluğuna soyunma; güçlü ve etkili birlerinden “eser başı” ulufe talep etmeden ziyade, edebiyatın tüm türlerinde eser vererek, edebi çizgiden sapmadan ve dahi kalemini satmadan; onu hakk’ı, hakikati ve olan biteni doğru ve yerinde okuyarak; güncelden üst aşamaya bir yolculuk yaparak ve mazlumluğu da kutsamadan, olması gerekeni söz ve yazı ile dimağlara nakşetmek…

Yani, sözden tasarruf yapmadan; onu muğalataya boğmadan zalime zalim, zulme zulüm diyerek edebiyatı direniş eksenine bayraklaştırmak. Kademe, kademe; yerelden küresele doğru,   emperyalizme karşı çıkmak, ona karşı bir savaşım vermek.

Böyle bir savaşım, yetmişlerde, seksenlerde ve hatta doksanlarda sol cenah dergileri ile birlikte, o dönemde var olan bir avuç İslamcı dergide vardı, ama bu post-modern ve post truth, yani gerçeklik ötesi dönemde ne edebiyat kaldı, ne de yanlışa karşı doğru, düzgün “edebi” bir direniş.

Sözümüz odun olsundu, ama önce kalbe ve akla işleyen türden..

İte böylesi,yani gerçeklik ötesi dönemde var olan “devrimci ruh” ise pek ilgi görmüyordu.  Onun yerine, adına “piyasa” denilen heyula” tarafından satışa sunulan, belki edebi dili iyi olan, ama muhafazakârlaşmış, ona uygun bir şekle bürünmüş eserler revaçta idi.

Tasfiye Dergisi ise, öteden beri, kendi kıt imkânlarıyla kendine bu heyula dışında bir yol seçti ve o yola uygun bir tarz ve üslupla yoluna devam etmektedir.

Türlü zahmetlerle 2004’lerden buyana yoluna devam eden; imkân bulduğunda, çeşitli periyotlarla yayınına devam eden Tasfiye dergi, şimdi 55. Sayısı ile edebi kimliğe sahip, yol ve tarz açından “devrimci” bir çizgisi bulunan okuyucusunu selamlamakta…

Bu sayıda, diğer sayılarda da olduğu üzere “şiir, öykü, deneme, anlatı ve makale” formunda birçok çalışma kendine yer bulmuş…

Hani, “ismiyle müsemma” derler, ya, Tasfiye Dergisi’de, ilk çıktığı günden beri Ahmet Örs’le  müsemma bir yapı arz etmektedir.

Belki de bu tarz dergiler ve bu dergilere hizmet etmeye çalışan kişiler, ya alt devrimci bir çizgiyi sahiplendiklerinden, ya da giderek muhafazakârlaşan, ulufeciliğe alışan dergilerin, onların çıkarıcılarının gözünde sözü “odun gibi olan”lardan görülmekte; çoğu kez onları ortaya koyduğu eserler, çalışmalar okunmadan, üzerinde düşünülmeden üzerleri çizilmektedir.

Ya da hiçbir şekilde göz önünde bulundurulmamaktadırlar.

Tamam, insan eksikli, kusurlu bir varlıktı ve ortaya koymaya çalıştığı a’dan, z’ye birçok işinde sayısız hatalar var olmuş olabilirdi, ama bu zaten, insanın insan olma durumuyla mütenasipti, yani orantılıydı.

Tasfiye’mizde de eksiklik, hata ve kusur vardı ve bulunabilirdi de…

Derginin bu sayısında şiirleriyle Hali Toprak ve yine şiir ve öyküleriyle Ahmet Örs öne çıkmaktaydı.

Halil Toprak’ın; Belki Bir KHK’ya yakalanırsınız, Her Şey İstatistik ve Mekân Hesabı” adlı şiirleri ile “Kimlik, Özgürlük ve Politikleşmek adlı yazısı ile Ahmet Örs’in “Yanlış Kış” şiiri ile “Karla Karışık”, “Kurumuş Kavak Ağacını” ve “Meslekler-II:Şoförlük Dağların Yeşil Otu, Yolların Sarı Ford’u” adlı öyküsü ile Nuri Pakdil’i anlattığı ”Takvim yırtıkları”ndan sızan “entelektüel Öfke” adlı makalesi dergiye renk ve ruh katıp cn vermiş…

Ayrıca Alparslan Akdağ, iki şiirle dergi sayfalarında gezintiye çıkmış.

Yazar Ümit Aktaş “İslam ve Siyaset” Üzerine” adlı makalesiyle, her iki konuya da “bir arada” mercek tutmaya çalışmış…

Ferhat Çiftçi, bir şiir ve bir makaleyle dergiye rengini vermeye çalışmış.

Bunlar dışında; M. Murat Muratoğlu, İsmail Isparta, Şaban Ekinci, Banu Gün,  Şeyda Köymen Bostancı, Sait Alioğlu, Mustafa Zahit Ergün ve Tuğba Ekinci’de derginin bu sayısında eserleriyle kendilerine yer bulmuş.

Haydi, hayırlı okumalara ve hayra çağıran, salih amelle beslenen nice direnişlere; edepten ve edebiyattan kopmadan…