ANALİZ
Giriş Tarihi : 18-03-2021 14:42   Güncelleme : 23-03-2021 20:09

Talip Özçelik Yazdı: Papa'nın Irak Ziyareti

Talip Özçelik Yazdı: Papa'nın Irak Ziyareti

Yaşadığımız dünyada hiçbir olay sebepsiz değildir. Daha geniş bir bakışla varlık aleminde de böyledir. Bize göre Allah Sebeb-ul  Esbabtır; yani bütün varlık âleminin ve sebeplerin arkasındaki yegane sebeptir. Hiçbir olayın  sebepsiz olmamasının yanında, her olay mümkün pek çok sonuçları da ortaya çıkarır.

2013 yılında seçilen Papa Francis'in Irak ziyaretinin sebebi ve sonuçları ile ilgili pek çok yorum yapıldı.  Bu ziyarette amaçlanan nedir?

Bizler ne yazık ki zihinlerimizi kuşatan kafesler, yeterince okumamak, düşünmemek, günümüz dünyasında gerçekleşen olayları yeterince takip etmemek, sağlıklı değerlendirememek gibi eksiklerle/zaaflarla malülüz. Bunların yanında gelecek öngörüsü, gelecek planlaması, gelecekte muhtemelen gerçekleşecek olayların düşünülmesi konusunda da ne yazık ki hiçbir çabamız yok.  Bu günün olaylarını değerlendirirken geçmişe ve geleceğe birlikte bakmak gerekmektedir.Ziyaüddin Serdar, "Gelecek" isimli kitabında şöyle diyor; "şimdiki zaman geleceğe dair algı ve metaforlarımıza göre şekillenir.”    

Günümüzde olanlardan habersiz, bu günde yaşamayan, günümüzü yakından takip etmeyen bir topluluğun geleceğinden, geleceğe dair öngörülerinden söz edilebilir mi? Hiç bir gelecek değerlendirmesi geçmiş ve şimdiden bağımsız değildir. İbn-i Haldun'un şu sözünü hatırlamak lazım; "suyun suya benzediği gibi geçmiş hale, hal istikbale (geçmiş bu güne, bu gün ise geleceğe)benzer."

Bu ziyaretin sebebi nedir, amaçlanan nedir sorularının sağlıklı cevaplanabilmesi için biraz geriye giderek bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Biraz geriye bakarsak Kasım Süleymaniye'nin şehit edilmesine, daha geriye bakacak olursak İran İslam devrimine, daha da gerilere gidersek Usuli-Ahbari ekol ayrımına ve Kum-Necef rekabetine kadar bakışlarımızı geçmişe çevirebiliriz. 

En yakın geçmişi göz önüne alarak bakacak olursak Süleymaniye'nin şehit edilmesine sebep olan olayları ve bu olayların başta Filistin olmak üzere Lübnan-Irak ve Suriye'deki etkilerini değerlendirmek gerekiyor ki; bu değerlendirmeler ışığında Papa'nın ziyaret sebebine dair sağlıklı değerlendirmeler yapılabilsin . 

Olayları genel çerçevede biraz hatırlayalım.   

2006'da Hizbullah'ın İsrail karşısındaki ezici zaferinin her adımında Kasım Süleymani vardı. 

Filistin’de İslami cihat ve Hamas'ın açıklamalarından anladığımız kadarıyla İsrail’e karşı kullandıkları füzeleri temin eden isim “Kudüs/Filistin Şehidi” ilan ettikleri Kasım Süleymanidir.    

Füze deyip geçmemek gerekir, çünkü zaman zaman İsrail'i bu füze saldırıları çaresiz bırakıp barış istemeye zorlamıştır. 

Daiş'in kasıp kavurduğu Irak'ta halkın içinden organize ettiği direnişçi grupları "halk milisleri" haline getirerek Daiş’i durduran yine Kasım Süleymani idi. Bu milisler ciddi bir güç kazandıktan ve on binlere ulaştıktan sonradır ki resmi bir kimlik kazandılar. Ancak bu aşamada Sistani bir fetva yayınlamıştı.

Irak'taki Daiş kasırgasının durdurulması ile ilgili Kasım Süleymani etkisini Mesut Barzani'den dinleyelim. Bu cümleler Kuzey Irak'ta yayın yapan bir haber sitesinde yayınlanmıştır. Şöyle diyor:

"Daiş Erbil kapılarına dayandığında Amerika, İngiltere , Türkiye hatta Suud'dan yardım istedim. Kimse cevap vermedi. İran'ı aradım, hemen ilgilendiler. Kasım Süleymani bizzat beni aradı ve dedi ki; "kardeş Barzani bir gün dayanın, sabah namazına ordayım." Gerçekten sabah namazında geldi ve doğruca yakın arkadaşlarıyla savaş bölgesine gittik. Yaptığı düzenlemelerle birkaç saat içinde savaşın seyri değişti ve neticede Daiş bozguna uğradı. Sonraki günlerde esir aldığımız bir Daiş komutanına sorduk; "Ne oldu da bir anda durum değişti?" Şöyle dedi; "Kasım Süleymaniye'nin bölgeye geldiğini duyan herkesin morali çok bozuldu motivasyon kalmadı." 

Bunları Mesut Barzani anlatıyor.

Irak'ta bunlar olup biterken Sistani'nin ruhani ve temkinli kişiliği mi yoksa Süleymaniye'nin inkılapçı direnişçi  kişiliği mi daha çok sevilip benimsendi ve halkın gönlünde yer etti ve oyunları bozdu?

Süleymani şehit edilmeden hemen önce Irak halkında İran İslam cumhuriyeti aleyhine gösteriler başlamıştı. Hatta olaylar İran elçiliğinin basılıp tahrip edilmesine kadar gitmişti. ABD, Tahran elçilik baskının rövanşını Bağdat'ta almak istemişti. Bu gösterilerin seyri ise yine Süleymani’nin  yaptığı operasyonla tersine döndü ve  halkın öfkesi bir anda asıl düşmanları  Amerika'ya karşı yapılan gösterilere dönüştü. Bu olaylar olup biterken Irak'taki dini mercilerin  ruhani etkisi neredeydi? Mesela Amerikan aleyhtarı gösterilerde bir payı veya emperyalizme karşı bir duruşu oldu mu? 

Bu soruların hepsinin cevabı bize göre hayırdır. Bu olaylar olurken sahnedeki-cephenin önündeki-  isim kimdi ve neyi-kimi temsil ediyordu?

Şunları temsil ediyordu;

-Merhum İmam Humeyni'nin çizgisini,

- Direnişi ,

- İslami devrimi,

- Kudüs güçleri komutanlığını,

- Devrimci Şii çizgiyi,

- Şii olmasına rağmen; direniş, anti emperyalizm, vahdet, İslam söz konusu olduğunda mezhebini asla öne çıkarmayan anlayışı temsil ediyordu.

Öteden beri Necef'in de Kumun da Ahbari geleneğinin İran İslam inkılâbına soğuk ve mesafeli tavrı gözden uzak tutulmamalıdır. Çünkü bu geleneğin müntesipleri günümüz dünyasında yaşamıyor. Bu gelenek devrim, direniş, İslam’ın kamusal hayatta uygulanması, İslami rejim vb. konuların tamamının 12.imamın yetki ve tasarrufunda olduğuna inanmakta. Bunlara ilişkin yapılanları hem imamın yetkilerinin gaspı hem de abesle iştigal olarak görmektedir.

Geçen yılın Ocak  ayı başlarından bu yana Irak'ta Amerikan hedeflerine-üslerine-yönelik yapılan anti Emperyalist ve direniş eksenli saldırılar oldu ve bu saldırıların ABD Irak'ı terk edinceye kadar devam edeceği ısrarla vurgulandı. Hem İran'ın resmi yetkilileri, hem de Irak'ın direniş cephesi tarafından. 

(Bu arada Afganistan'da içerisinde üst düzey ABD'li yetkililerin bulunduğu bir helikopterin düşürülmesi unutulmamalıdır.)

Irak'taki Amerikan karşıtı eylemler inkılapçı direniş saflarını güçlendirirken, geleneksel Ahbari-uzlaşmacı Şii anlayış ise her geçen gün zayıflamaktaydı.

Geleneksel anlayışın zayıflamasını hafife almamak lazım. Çünkü bu anlayış İslam dünyasında Emperyalizmin can simididir. Emperyalizmin can simidi olan bu anlayış İran'ın Irak'taki etkisinden de rahatsızdır.

İran'ın Irak'ta etkisinden söz ederken bu etki İslam devriminin etkisidir. Kimileri bunun Şii hilali ile açıklasa da bu etki 

 -Cihat ve mücadele ekolünün temkin ve sabır ekolüne 

 -Usulilerin ahbarilere,

 -İnkılapçıların gelenekselcilere,  

 -İslamın sosyal,siyasi,ekonomik hayata hakim olmasını dert edinenlerin,böyle bir derdi olmayanlara,    

 -Emperyalizme karşı olanların,emperyalistlerle işbirliği yapanlara ya da sessiz kalanlara, üstün gelmelerinin etkisidir.

İnkılapçı direnişin en üst düzeyde temsilcisi, merhum İmam Humeyni'nin takipçisi bir komutanın şehit edilerek fiziki varlığının ortadan kaldırılmasından sonra bu ziyaret ne anlama geliyor?

Bu ziyaret; zayıflayan gelenekçi/işbirlikçi misyonun parlatılarak itibar kazanması ve devrimci direniş  ve mücadele misyonunun zayıflatılarak gömülmesini hedef alan bir ziyaret olmasın?

Hristiyan aleminin ruhani temsilcisi olan Papa, Şia dünyasının ruhani temsilcisi olarak Sistani'yi  muhatap alıp görüşürse bu ne anlama gelecektir?    

Şia dünyasından biri muhatap alınacaksa, bu muhatap kim olmalıydı acaba?

Papa'nın Kuzey Irak Kürt bölgesine yaptığı ziyaret ve basılan hatıra pulları büyük Kürdistan haritasının meşrulaştırılması amacına dönük emperyalist bir adımdır. Müslüman halklar şunu bilmelidir ki; Emperyalizm hiçbir topluma özgürlük, devlet, insanca yaşam, insan hakları ve meşruiyet bahşetmez. Onların her lütfu kölelik ve zillettir. Ortadoğu’nun yakın tarihi bu söylediklerimizin delilidir. Bu ziyaretin bir başka sebebi Kürdistan'ın meşrulaştırılması adımı olsa da, bundan daha önemlisi geleneksel Şii anlayışı temsil eden Sistani'nin Dünya Şiiliği nezdinde otoritesinin güçlendirilmesine yöneliktir. Çünkü İmam Humeyni'nin devrimci Şiiliği dünya emperyalizminin çarklarına çomak soktu. Sadece Emperyalist kafirler için değil, geleneksel Şii anlayış için de çıban başı oldu. Geleneksel/Ahbari- Şii anlayış ve onu temsil edenler ilk günden bu yana İslam devrimine  ya kayıtsız kaldılar, ya da bu devrime karşı oldular.

İslam devriminin ilk yıllarında geleneksel ekolün İran’daki en büyük, dünyada ise  ikinci büyük temsilcisi ve Ayetullah  Uzma  olan Şeriatmedari, ABD ile işbirliği yaptığı gerkçesiyle muhakeme edilmişti. Yargılanma neticesi idamdan İmam Humeyni’nin tavassutuyla kurtulmuş, ancak tüm ulema yetkileri elinden alınarak  hayatını evinde göz hapsinde geçirmiştir. Yani Şii olmak ya da büyük Ayetullah olmak siyasi basiret sahibi olmak anlamına gelmiyor.

Emperyalizm bu devrimle birlikte tüm Ortadoğu ve islam coğrafyasına ilişkin proğramında köklü değişiklikler yapmak zorunda kaldı.

Ayetullah Sistani, Ayetullah Hoi'nin postunda oturuyor. Saddam Hüseyin İran’a savaş açtığı zaman ne Ayetullah Hoi ve ne de Hoi'den sonraki  ikinci Ayetullah Uzma konumundaki Sistani  bu savaşla ilgili ağzını açıp tek kelime etmedi.

Aksine postunda oturduğu Ayetullah Hoi Saddam Hüseyin’le televizyonlarda boy gösterdi. Üstelik bu savaşta ölenlerin kahir ekseriyeti şii olmasına rağmen sessiz kaldılar.

ABD'nin Irak işgali döneminde Sistani'nin de bu işgale karşı sesiz kaldığını hatırlamak gerekir. Aslında bu sesizlik Şii geleneğin usulünden kaynaklanmaktadır. Çünkü devletin yapması gereken; cihat ilanı, ahkamın kamusal hayatta uygulanması, şeri hadlerin icrası, İslami hükümet vb. işler ancak 12. İmam Mehdinin gelmesiyle yapılabilecek işlerdendir. Dolayısıyla bu sessizlik mezhebi geleneğin bir gereğidir. Siz olsanız böyle bir anlayışı da, onun temsilcisini de öne çıkarıp daha güçlenmesini sağlamak için gündem yapmazmısınız?

Usuli Şii kanadın büyük çoğunluğu ise bu tartışmaları ve mezhebi tıkanıklığı Velayeti fakih anlayışıyla çözmeye çalışmıştır.

İngiltere ve ABD'nin Sünni dünyada Selefi-Vahhabiler ile işbirliğini akılda tutarken, Şii dünyada da Ahbari geleneksel Şia ile işbirliği unutmamak gerekir. Emperyalizm, bir yanda Sünni kaynaklı Amerikan selefiliğine, diğer yanda ise Şia kaynaklı gelenekselci-Ahbari Şiiliğe özellikle de  İngiliz Şiiliğine yatırım yapmaktadır. Her iki tarafın ortak özelliği ise geçmişte yaşamaları ve rivayetlerden başka bir şeye bakmamalarıdır. Kaynakları farklı olsa da hepsinin paradigmaları aynıdır.

İnkılapçı direnişin Irak'ta yıllardır temsilcisi olmuş ve yine yıllarca sürgünde yaşamış olan Bakır El Hekim Irak'a döner dönmez çevresindeki onlarca-yüzü aşkın-insanla şehit edilirken niçin bazılarının imajı parlatılır? Dün Ehl-i Küfe olarak işbirlikçi olan gelenekçi Irak Şiiliği bugün de işbirlikçi, dün Hz.Hüseyin'e karşı işbirlikçi olan Irak Şiileri, bugün Hüseyin çizgisindeki Süleymaniye karşı yine işbirlikçidir. Bir avuç da olsa istisna olanları tenzih ederiz.

Hıristiyan dünyanın ruhani temsilcisi Papa sosyal, siyasi, ekonomik hayatla ilgilenmeyen, manevi bir misyon sahibidir. Olabilir. Aslında sormak gerekiyor, geleneksel –ahbari şii anlayışın bundan farkı ne? Şii ve Sünni yorumlarıyla İslam Dinini, Hıristiyanlık benzeri bir dine dönüştürmek istemiyorlar mı ? Batı'nın yıllardır İslam'ı hapsetmek istediği zaten bireysel bir din anlayışı değil mi? Yani kamusal hayata dair hiçbir düşüncesi olmayan bir din. Tıpkı Hristiyanlık gibi. Geleneksel Şiiliğin temsil ettiği anlayış, kamusal hayata karışmayan ve emperyalizmin İslam dünyasındaki sömürüsü ile ilgilenmeyen bir din anlayışıdır. Bu sebeplerle Papa-Sistani görüşmesi ve konuşulan konular geleneksel Şiiliğin imajının parlatılmasıdır.

İran’daki, devrim çizgisinin, direniş, vahdet, ümmet vb. anlayışların imam Humeyni'nin vefatıyla zayıfladığı veya bittiğine dair yapılan tartışmaları konumuzun dışında tutmakla birlikte bu ziyaret; merhum İmam Humeyni'nin temsil ettiği, vahdet, inkılap, direniş ve şehadet eksenin-çizgisinin daha da zayıflatılmasına/bitirilmesine yöneliktir ve Kasım Süleymani’nin şehit edilmesi operasyonunun devamıdır.

Direniş ekseni karşısında uzlaşma ve işbirliğinin öne çıkarılarak İran'ın Irak'taki etkisinin zayıflatılması, merhum Süleymani'nin bedeniyle beraber misyonunun da gömülmesi amacına dönüktür.

Ümidimiz odur ki,büyük Ayetullah olan mercilerin,büyük tavırlar ortaya koyarak hem Irak'ta hem de İslam dünyasındaki emperyalizmin oyunlarını bozmalarıdır.

Hangi olayların nelere sebep olacağını, hangi sebeplerin hangi neticeleri doğuracağını bizler bilemiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki; Allah cc. Sebeb-ul  Esbabdır. Bütün sebeplerin gerisindeki mutlak sebeptir. Onun yardımı pek çok sebep yaratarak daima dostlarıyla beraber olacaktır ve onlar muhakkak galip geleceklerdir.  

hertaraf.com