ANALİZ
Giriş Tarihi : 17-03-2021 10:53   Güncelleme : 19-03-2021 11:59

Hacı Aydemir Mehmet Alagaş'ı Yazdı: Tevhide Adanmış Bir Ömrün Ardından..

Hacı Aydemir Mehmet Alagaş'ı Yazdı: Tevhide Adanmış Bir Ömrün Ardından..

Henüz yaşıyorken kadri kıymeti bilinmeyen birinin, vefatının ardından övgüler, methiyeler dizilmesini bir türlü içime sindirememişimdir.

Hayattayken fark edilmeyip, vefatıyla anlaşılan ne olabilir diye düşünmeden edemiyor insan…

Eserleriyle tanıştıktan sonra, yolları ve dünyaları aydınlanan Müslümanlar için Mehmet Alagaş’ın, hayattayken olduğu gibi vefatından sonra da değişmeyecek çok farklı bir yeri olduğunu düşünüyorum.

1988-1989 yıllarında üniversitede, namazı düzenli olarak kılmaya başladığım yıllarda, kitapları ve dergileriyle tanıştığım Mehmet Alagaş, o günlerden sonra hep andığım ve atıf yaptığım bir ağabeyim olmuştur. Her ne kadar “Abicilik” anlayışına savaş açmış, hatta İnsan dergisinin bir sayısının kapağını bu hastalıklı anlayışa ayırmış olsa da o yazdığı kitaplarla, makalelerle ve billurlaşması için çabaladığı İslami kavramlarla, çat kapı ziyaretine gelenleri bekletmeden kabul etmesiyle pek çok Müslümanın Mehmet Abisi oluvermişti.

Kitaplarını okumaya başladığımız yıllar, İnsan dergisinin de kısa süren yayın hayatının noktalandığı yıllara denk gelir. Okudukça aydınlandığımız, aydınlandıkça dert-dava sahibi olduğumuz bu yıllar, günümüz dijital mecralarında kendilerini kaybedenlere inat, kendimizi bulduğumuz, kendimizden geçtiğimiz yıllardı.

Şafak mektuplarında “Salih ve Yakup’un” gözyaşları içinde birbirlerine tavsiye ettikleri “Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek, imanın tadını almaktır” nasihati, bizlerin de iliklerimize kadar hissettiğimiz bir duyguydu. Öyle ki bu müstesna duyguyu karşılıklı olarak derinden hissettiğim, mektup yazmayı hiç sevmediğini yakından bildiğim kardeşimin otuz iki yıl önce bana yazdığı böylesi bir mektubu titizlikle hala sakladığımı, zaman zaman okuyarak derin duygular içinde o günleri yad ettiğimi ifade etmeliyim.

Kendisini birkaç kez ziyaret etme imkânı bulduğumuz Mehmet abi bir görüşmemizde, “Türkiye’nin farklı pek çok ilinden Müslüman kardeşlerimiz geliyorlar. ‘Öyle bir zaman gelecek ki, İslam’ı yaşamak avuçta ateş koru tutmak gibi olacak’ hadisini yaşadıklarını gözlerindeki yanan ışıltıdan anladığım bu kardeşlerim, ‘Abi bize öncülük edin, vaziyet edin, biz de bulunduğumuz yerlerde çalışmalar yapalım’ diyorlar.

Ben de onlara “Size vaziyet edemem ama vasiyet edebilirim” diyerek nasihatlerde bulunup, yolcu ediyorum” diye ifade etmişti.

Türkiye’de yapılan bazı çalışmalardan ümit var olduğunu ifade ederek, kendisinin ziyaretine gelen Müslümanların talebi yönünde bir çalışma düşüncesinin olmadığını dile getirmişti.

Tağut, Belam, Müstekbir, Müstazaf, Helal, Haram… Şehit, Şehadet, Ölüm, Ahiret… Kardeşlik, Vahdet, Ümmet… gibi daha sayamadığımız pek çok kavramı günümüz gerçekleri ile birlikte nasıl anlamamız gerektiğini, “Allah’a ve Resulü’ne iman ve itaat“in nasıl olması gerektiğini açık ve anlaşılır, toplumun her kesiminin anlayacağı bir dilde anlatmanın ve yazmanın gayreti içerisinde olmuştur.

“Rabbani Yol ve Sünnetullah“, “Dünden Bugüne Şeytan ve Dostları”, “Şafak Mektupları” ve İnsan Yayınlarında çıkan Muammer Özkan’a ait “Mezar Notları” kitaplarını kaç kez okudum, kaç kez Müslüman kardeşlerimle ders, sohbet olarak işledik hatırlamıyorum…

Rabbani Yol ve Sünnetullah kitabıyla, Allah’a vahyin ışığında hakkıyla kul olmanın, Resulullah’ın sünneti seniyyesi doğrultusunda bir hayat yaşamanın, ahiret ve ölüm gerçeğini bir an bile olsun unutmadan ”adalet, helal ve haram” sınırları çerçevesinde bir duruşa sahip olmanın, Müslümanın olmazsa olmazı olduğunu öğrendik.

“Dünden Bugüne Şeytan ve Dostları” kitabıyla ezeli ve ebedi düşmanımız şeytanı, şeytani mantığı, yaşadığımız çağda şeytana dost olanları ve şeytanla asla ateşkes ilan etmeyeceğimizi öğrendik.

Farklı İslami anlayışların dillendirildiği ve yazıldığı bir ortamda “Hangisi gerçek İslam’ı yazdı?” sorusunu kendisine defalarca sorduğunu ancak gerçekleri söylemekten korkmayan ve bu uğurda ölümü göze alan birinin sorularına cevap verebileceğini söyleyen Mehmet abi Şehit Seyyid Kutub’la böyle tanıştığını hikâye ediyor “Şafak Mektupları” kitabında. Ve pek çok Müslümanın da hakkı söylemekten hiçbir zaman çekinmeyen ve bunun bedelini kanıyla ödeyen Şehit Seyyid Kutub’la tanışmasına vesile oluyor.

“Mezar Notları” kitabını okuduktan sonra ölüme ve ötesine bakışımızın nasıl netleştiğini, o günlerde nasıl hassas, duyarlı hale geldiğimizi açık yüreklilikle ifade etmeliyim. Sohbet yaptığımız kardeşlerimizle mezarlara giderek ölümü tefekkür ettiğimizi, hatta evlilik arifesinde olduğum eşimle mezar ziyareti yaparak ölümü birbirimize hatırlattığımızı söylemem bugünün gençleri tarafından nasıl karşılanır bilemedim doğrusu.

Sahih-i Müslim ve Buhari de geçen bir rivayette, kendisinden nasihat isteyen birçok Müslümana Resulullah (sav), “Bir yakının ölmedi mi? Sizin oralarda hiç âdemoğlu ölmüyor mu? Ölüm nasihat olarak yetmez mi?” buyurarak Müslümanlara nasihatte bulunmuştur.

“Her nefis ölümü tadacaktır” diyen Kur’an’ı Kerim insanlara ölüm gerçeğini hatırlatır.

“İnsan ömrü, gerçekleri akledebilecek kadar uzun, yapılması gerekenleri erteleyemeyecek kadar kısadır.” diye nasihat ediyor Mehmet abi.

Öldükten sonra, biz insanlara kalan “Hüsnü Şehadet ve Salih Ameldir”.

Allah’a ve Resulü’ne iman ve bağlılığı ile her daim “Ölüm ve Ahiret” gerçeğini hatırlamaya ve hatırlatmaya çalıştığına şahit olduğumuz muhterem Mehmet ALAGAŞ ağabeyimiz kendisine verilen ömrü tamamlayarak rabbine kavuştu.

Yüce Rabbimiz, biz onun azmine ve mücadelesine şahidiz… Meleklerini de şahit kıl… Rabbim kendisine rahmet eylesin, mekânını cennet, makamını âli eylesin.

Ailesine, sevenlerine sabır ihsan etsin… Bizleri de her daim tevhid ve adalet üzere yaşayan, hak ve hakikat için mücadele eden kullarından eylesin İnşallah. Âmin.

Hertaraf.com