KÜLTÜR-SANAT
Giriş Tarihi : 15-03-2021 09:40   Güncelleme : 16-03-2021 22:00

Ali Dalaz Derledi: Bir Mehmed Alagaş Kitabı 'Kimlik Tercihi'

 Ali Dalaz Derledi: Bir Mehmed Alagaş Kitabı 'Kimlik Tercihi'

Mehmet Alagaş, liseli yıllarda kitaplarını severek okuduğum, bir sonraki kitabının yayımlanmasını sabırla bekleyen birisi olarak ilgiyle takip ettiğim ve bu kitaplarını çevremize tavsiye ettiğimiz bir yazar..

“Yaptıklarınızdan ve yapmanız gerekirken yapmadıklarınızdan hesaba çekileceksiniz” sözü hafızamda tazeliğini muhafaza ediyor..

Her canlı gibi Alagaş da kendisine verilen hayat kredisini tamamladı ve ebedi aleme göç eyledi.

Şüphesiz herkes yaptıklarının hesabını Rabbine verecek...

Şahsen kendisini tanıma imkanım olmadı. Kitapları ile kendisini tanıdım.

Bu cihetle kendisini “iyi bilirdik” .. Allah’tan duamız kendisine iyi muamele etmesidir.

Merhumun kitaplarını zaman zaman kültür sanat sayfamızda tanıtmaya çalışıyorduk..

Fırsat buldukça da yayınlamaya ve tanıtmaya çalışacağız inşallah.

Bu sabah kütüphaneme şöyle bir bakarken, bizim gençlerin köşeye ayırdığı birkaç kitap vardı. Bu kitaplardan bir tanesi de merhumun “Kimlik Tercihi” isimli eseriydi.

Hemen bir solukta okuduğum bu güzel eserin giriş bölümünü de yazıya dökerek, siz değerli Hertaraf.com takipçileriyle paylaşmak istedim.

Sevgili Mehmed Alagaş’a Allah’tan rahmet dilerken geride bıraktığı kıymetli eserlerinin kendisine bir sadakayı cariye olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.

Hertaraf Haber – Kültür Sanat Servisi

KİMLİK TERCİHİ / İnsan Dergisi yayınları / Mehmed ALAGAŞ

Karmaşık ve  çalkantılı  bir dönemde yaşıyoruz. Neyin ne olduğu veya nelerin ne olmadığı açıklık kazanmış değil. Hatta meseleler o kadar girift bir hal almış ki, birbirine zıt unsurlar dahi, birbiriyle ilintili ve birbiriyle benzer olarak algılanabiliyor. Bunun en açık örneği, İslam ile demokrasiyi veya müslümanlık ile laikliği ideolojik kardeş görme eğilimleridir.

İdeolojik düzlemdeki bu kavram kargaşası tabi ki topluma da yansımış ve içinde yaşadığımız toplum, ne idiğü belirsiz bir kimlik girdabına sürüklenmiştir.

Hiç düşündünüz mü bilmiyorum!.

Resulullah (s.a.v.)'in son peygamber olduğu ve yeni bir peygamber gönderilmeyeceği bilinen

bir gerçektir. Bu gerçeği bilmemize ve bu gerçeğe iman etmemize rağmen yine de farazi olarak düşünelim.

Acaba Resulullah (s.a.v.) içinde yaşadığımız bu topluma tekrar gönderilseydi ne olurdu?

Efendimiz (s.a.v.), bu toplumu nasıl tanımlardı?

Tabi ki bu tanımlama, topluma yönelteceği bazı sorular ve bu sorulara karşılık alacağı cevaplara göre belirlenecekti. Nitekim bütün bir topluma yönelteceği sorular ve alacağı cevaplar muhtemelen şöyle olacaktı.,

  • Alemlerin Rabbi olan Allah'a inanıyor musunuz?

Bütün bir toplumdan ortak bir haykırış.

  •  Evet Ya Resulullah

Bu haykırış karşısında oldukça umudlanan Efendimiz (s.a.v.)'in ikinci sorusu.,

  • Allah'ın Resulü olduğuma ve Kur'an-ı Kerim'e inanıyor musunuz?

Bütün bir toplumdan, ortak ve bütüncül bir haykırış daha.,

-   Elbette Ya Resulullah

Böyle bir toplumla ilk defa karşılaşan ve bu hayati sorulara böylesine coşkulu ve olumlu bir

cevap alan Resulullah (s.a.v.) gerçekten mesud  olmuştur.

Çünkü sorun kalmamıştır artık!.

Bu toplumu meydana getiren insanlar Allah'a,Resulüne ve Kur'an-ı Kerim'e inandıklarına göre çözülmeyecek sorun, aşılmayacak engel yok demekti!.

Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'hamd ile tesbih ve tekbir eden Resulullah (s.a.v.), önündeki

koskoca topluma umud ve rahmet dolu gözleriyle tekrar bakarak son soruyu sorar.,

- Şeriat istiyor musunuz?

Kısmi evetleri bastıran üçüncü bir haykırış daha..

- Hayır Ya Resulullah!

Efendimiz (s.a.v.) belkide göğe yükseltildiği Miraç mucizesinde yaşamadığı bir hayreti yaşıyor!

Nasıl olurdu?

Allah'a, Resulüne ve Kur'an-ı Kerim'e inandıklarını, iman ettiklerini söyleyen bir toplum,

Allah'ın hükümlerine karşı nasıl böyle bir cevap verebilirdi!

Efendimiz (s.a.v.), sorumu herhalde yanlış anladılar diyerek tekrar sorar.,

- Allah'ın şeriatını istiyor musunuz?

- Maazallah Ya Resulullah!.

Mübarek gözleri hayretle biraz daha açılan ve böyle bir durum karşısında şaşkınlıktan kurtulamayan Efendimiz (s.a.v.), topluma yönelttiği sorulara devam etmek ve ne idiğü belirsiz bu durumun aslını öğrenmek istemektedir. Ancak yanına büyük bir hürmetle gelen resmi bir görevli "Lütfen şeriat propagandası yapmayınız!" diyerek önündeki mikrofon denilen aleti almış ve kürsüden inmesini istirham etmişti!.

 

Gerçekten şaşılacak ve şaşılası bir dururdu bul Kitlenin ön saflarında duran bazı din görevlileri ise, bu durum karşısında şaşıran Efendimiz (s.a.v.)'i aydınlatmak(!) gayesiyle çığrışmaya

başlamışlardı.

- Ya Resulullah, bizler laik müslümanlarız!.

- Ya Resulullah, bizler demokrat müslümanlarız!

Bu gibi çığırışlarla şaşkınlığı daha da artan Efendimiz (s.a.v.), meydandaki bir heykele dikkatlice ve git gide artan bir hüzünle bakmaya başlamıştır. Çünkü meydandaki heykelin başı üstüne oturan şeytan aleyhillane, lanetli gözleriyle Efendimiz (s.a.v.)'e bakmakta ve "Senin ümmetini ne hale getirdim" diyerek kahkahalarla gülmektedir.

Şeytandan ve şeytanın şerrinden Allah'a sığınan Resulullah (s.a.v.)'in, farazi olarak

verdiğimiz bu örnekten ve böylesi bir toplumdan, şu ayet-i kerimeleri okuyarak uzaklaştığını görüyoruz.,

De ki: "Rabbim, eğer onlara va'dolunan (azab) mutlaka bana göstereceksen, Rabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde kılma.

23-Mü'minun 93.94

İlahi kelam ile ifadesini bulmuş olan bu duaya, bütün müslümanlarla birlikte biz de amin diyoruz.

Evet,

Efendimiz (s.a.v.)'in hayret ve şaşkınlıkla karşılayabileceği bu durumu, bizler hiç de şaşkınlıkla karşılamıyoruz!. Bunun bir nedeni, böylesi durumları, böylesi halleri birer realite olarak kabul edişimiz ve bu realiteyi kanıksamış olmamızdır. Bir diğer nedeni ise bu topluma ne adına ne verildiğini, Allah adına konuşan belamların, şeriatı nasıl ve ne şekilde tanıttıklarını biliyor olmamızdır. Nitekim bu kitap çalışmasında, şaşkınlıkla karşılamadığımız bu şaşılası duruma, belli başlı dört soru çerçevesinde kısa bir açıklama getireceğiz.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki bu kitap çalışmasını, laikler veya kemalistler veya demokratlar illa gerçek müslüman olsunlar, illa şeriata inansınlar diye kaleme almadım. İsteyen laik, isteyen kemalist, isteyen demokrat olsun.

Herkesin tercihi kendinedir!

Bu toplum şeriata göre yönetilsin şeklinde bir talebim, bir dayatmam da yok. Çünkü her toplum, layık olduğu sistemle, layık olduğu idarecilerle yönetilecektir.

Meselenin bu gibi yönleri beni fazlaca ilgilendirmiyor.

Bir müslüman olarak beni ilgilendiren önemli ve öncelikli husus, tertemiz hakikatleri beyan eden İslam kavramlarının ve Müslüman yozlaştırılmaya çalışılmasıdır.

İşte buna kimsenin hakkı yoktur!.

Bizlerde laiklik kavramını iğdiş etme hakkı olmadığı gibi, laiklerde veya demokratlarda da müslüman kavramını iğdiş etme hakkı yoktur.

Laikliğin nasıl ki kendi esaslarına göre bir tanım varsa, müslümanlığın da kendi esaslarına göre bir tanımı vardır. İslamın ve İslam'a teslim olan müslümanın ne olduğunu, ne olmadığını şanı yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de beyan etmiştir

Hiç kuşkusuz ki kafamıza göre İslam, midemize göre müslümanlık tanımı olmaz, olamaz!.

Dolayısıyla "Kimlik Tercihi" isimli bu kitab çalışması, laiklerin veya demokratların illa müslüman olmalarını değil, söz konusu kimliklerin iğdiş edilmemesini ve bu kimliklerin kendi kulvarlarında değerlendirilmesini amaçlamaktadır.

Her kimlik, kendine özgü kulvarda ele alınır ve kendine özgü kulvarda değerlendirilirse, hiç kuşkusuz ki hem kimlik kargaşası olmayacak ve hem de kimlik tercihinde bulunmak isteyen insanlar, neyi seçip, nevi seçmediklerinin farkına varacaklardır.

Diyeceksiniz ki,

"Toplumda yaşanan koskoca kimlik kargaşasına, bu küçücük kitap yeter mi?"

Yeter, inanın ki yeter! Anlayana ve anlamak isteyene, çok bile gelir!

Selam ve rahmet,

İslam'a layık tüm insanların üzerine olsun.

Mehmed ALAGAŞ

İzmir – 1994

hertaraf.com