ANALİZ
Giriş Tarihi : 13-03-2021 15:25   Güncelleme : 16-03-2021 22:00

Hatice Sunci Yazdı: Adil Yasa Eşit Hak İstiyoruz..

Hatice Sunci Yazdı: Adil Yasa Eşit Hak  İstiyoruz..

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğan‘ın "4. Yargı Paketi" kapsamındaki "İnsan Hakları Eylem Plânı" raporunda ilk vurguladığı konu "insanların eşit şekilde yargılanması ve eşit haklara sahip olması" gerektiğine ilişkindi. Aidiyet değerlerimiz ve "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi" açısından buna kimsenin itiraz etmeyeceği kanaatindeyiz. Öte yandan, Cumhurbaşkanımız 6'ncı maddedeki amacın kadına şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek olduğunu, kadına şiddet ile ilgili mücadelenin devam edeceğini, bununla ilgili özel soruşturma bürolarının kurulacağını belirtti ve "kadına karşı şiddeti önlemede kararlıyız" dedi. Bu yaklaşım da gayet yerinde. Elbette aklıselim her insan kadına şiddette karşıdır. Kadına şiddet olmasın. Lakin biz diyoruz ki, kadın-erkek ayrımcılığı yapılmadan "kadına da, erkeğe de hatta hiçbir canlıya şiddet olmasın."

Fakat "İstanbul Sözleşmesi"nde sadece kadın olgusu ele alınarak, kadına şiddetin önü alınması amacıyla çıkarılan yasalar kapsamında önleyici tedbir olarak sadece "Kadının beyanı esastır" ilkesinin istismarı sonucu (birçoğu haksız iftira ve tezvirat içerikli beyanlarla) evden uzaklaştırmalardan dolayı son 5 yıl içerisinde (yalnızca bu kapsamda) 2 milyon dolayında erkek mağdur edildi.

Adalet Bakanlığı Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü'nden aldığımız verilere göre son 5 yılda 1 milyon 973 bin yani 2 milyon dolayında erkek evden uzaklaştırılmış. Diğer konularla ilintili olaru aslında mağduriyet 4 milyonu aşmış durumda. Bu durumun ülkemiz için bir milli güvenlik sorunu ve geleceğimiz için bir tehdit olduğu kanaatindeyiz.
Üzülerek şunu da belirtmiş olalım ki, "İstanbul Sözleşmesi" yürürlüğe girdikten bu yana iftira ve haksızlığa uğramış nice erkeklerin bozulan psikolojileriyle şiddete teşne hâle getirildiklerine ve şiddet içerikli fiillerde bulunduklarına tanık olmaktayız. Zira haksızlığa ve çeşitli mağduriyetlere maruz kalan bir insanın kin, düşmanlık ve şiddet olguları bağlamında tahrik olmaması mümkün değildir. Özellikle evden uzaklaştırılmış bir erkeğin henüz boşanmamış olduğu eşinin edindiği partnerini eve almak için savcılığa müracaat edip kapısının önünde nöbet tutması için polis talebinde bulunması cinayete davetiyeden başka bir şey değildir. Avrupa'daki yaşam biçimi bu tür ilişkileri kaldırmaktadır. Zira onların hayat mentaliteleri farklı. Batı'da modern relaks yaşam ve namus olgusuna değer vermeme had safhada. Bu nedenledir ki, "İstanbul Sözleşmesi"nin dört ayrı yarinde "sözde namus" vurgusu geçmektedir. "Sözde namus" ifadesi ile "namus" olgusunun geçerliliği olmadığı ibraz edilmiş oluyor. Yani kabullenilmeyen, geçerliliği olmayan, hatta meşruiyeti olmayan bir olgu olarak lanse ediliyor. Batılı ülkelerde zaten olay bundan ibaret...
"İstanbul Sözleşmesi"nde zahiren "kadına pozitif ayrımcılık" görülüyor olsa da aslında bu tür yasal düzenlemelerle kadının hayatı tehlikeye atılmaktadır. Bu yasalarla adeta kadına tuzak kurulmaktadır. Zira İstanbul Sözleşmesi'nin yürürlüğe girdiği

2011 yılında kadına şiddet oranı 120 dolayında iken, 2019 yılında bu sayı 500'e kadar artmıştır.

Kısacası, kadına şiddet olayları "İstanbul Sözleşmesi"nin yürürlüğe girmesiyle tırmanışa geçmiştir. Bu şekilde "eşit adalet ve eşit yargılanmak" mümkün değildir. Devlet ekekleri "evden uzaklaştırma" yerine aile bütünlüğü ve ailenin insicamı zedelenmeyecek şekilde yaklaşım sergileyerek sorunların hâlline gitmelidir. Şiddetin kaynağı alkol mü, uyuşturucu mu, ekonomik nedenler mi? Kadının kocasını aldatması veya başka sebepler var mı, bunlar araştırılmalıdır. Yaşanan olumsuz hadiselerden yola çıkarak ifade edecek olursak erkeği evden uzaklaştırmak çözüm yerine çözümsüzlük getirmiştir.

İlk etapta bizim önerimiz o ki; çocuk icraları kalkmalı ve çocuğun velayeti kimde olursa olsun haftada iki gün velayeti olmayan ebeynin çocuğunu görme hakkı sağlanmalıdır...

İlk başta bahsettiğimiz eşitlik anlayışı insan hakları eylem planı şu maddeler ile belirlenmiş bulunmaktadır:
1- Çocuk haczi..
2- Süresiz Nafaka..
4- Evden uzaklaştırma..
5- Genç Evlilikler..
6- İftira..

Bu konular ile ilgili düzenlemeler yapılmadan sayın Cumhurbaşkanımızın "İnsan Hakları Eylem Plânı"nda sözü edilen "eşit hak ve eşit yargılanma"dan bahsetmek mümkün değildir.

Bizde kadının ve erkeğin eşit haklara sahip olmasını istiyoruz. Kadına şiddete “sıfır” tolerans denilerek aileyi onarma adına müspet bir yaklaşım gibi görülen bu tutum aslında "İstanbul Sözleşmesi" ile işin içinden çıkılmaz sorunlar yumağını beraberinde getirmektedir.

Kaldı ki ülkemizde erkek ölümleri kadın ölümlerinin 12 katı iken neden devamlı medyada "kadın cinsel istismarı, kadın cinayetleri ve kadına şiddet" işleniyor? İlgili basın kuruluşları bu haberleri yaparken dezenformasyon ve manipülatif bir yaklaşımla "bulaştırma" yapıp adeta toplumda "her kadın şiddete uğruyor, her erkek tacizci" gibi yanlış bir algı oluşturuluyor. Bu ülkenin bir kadın vatandaşı olarak ifade edecek olursam, kadın olgusu üzerinden, "kadını koruyup güvence altına alacağız" derken aslında kadını yalnızlaştırdıklarının ve kadını küçük düşürdüklerinin farkında değiller. Öte yandan ülkesi için, gözünü kırmadan "canım sana feda olsun vatanım" diyerek bu toprakları kanları ile sulamış veya sulamaya namzet şanlı şerefli her erkeği, hangi ara potansiyel tecavüzcü ilân edip, aşağılar olduk?

Ne kadın ne erkek ne de çocuklarımız bu "İstanbul Sözleşmesi" kriterlerini hak ettiğine inanmıyorum. Başta Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan'ın ve birçok siyasî yetkilimizin ifade ettiği gibi "tabu" olmayan bu sözleşmeyi iptal etmek hükümetin elindedir. Bizim de beklenti ve kanaatimiz bu yöndedir. Aile bizim için kutsal bir müessesedir. Ailenin huzuru, ailenin birliği, ailenin dirliği ve insicamı için yeni bir formasyon ile öz değerlerimize  dönmemiz gerekir. Bin yıllık geçmişimizle, bizi biz yapan inanç, örf, anane ve kültürel birikimimizle biz bize yeteriz. Yeter ki biz sevgi ve merhamet temeline dayalı aidiyet değerlerimize sahip çıkalım. Sonuç olarak, çocuklarımızın ve aile müessemizin güvencesi ve geleceği için ivedilikle bu ucube "İstanbul Sözleşmesi"nden çıkmamız gerekmektedir. Unutmayalım "mutlu çocuk mutlu ailede yetişir."

(Aileyi Yaşatma Ve Koruma Derneği Başkanı Çocuk Gelişim Uzmanı)