FİLİSTİN
Giriş Tarihi : 09-03-2021 13:27   Güncelleme : 09-03-2021 13:27

Direniş sevdalısı Filistinli kadınlar devrim yapıyor

Dünyadaki tüm kadınlar gibi, Filistinli kadınların da özel ve kamusal bir hayatı, büyük ve küçük savaşları ve birçok hayali var. Şark'ul Avsat Filistinli kadınların hayatını ve onların Siyonist rejim İsrail'in işgaline karşı olan direnişini haberleştirdi.

Direniş sevdalısı Filistinli kadınlar devrim yapıyor

Dünyadaki tüm kadınlar gibi, Filistinli kadınların da özel ve kamusal bir hayatı, büyük ve küçük savaşları ve birçok hayali var. Ancak Filistinli kadınlar diğerlerinden farklı olarak, nesillerdir devam eden zorlu bir savaşa tanık oluyor. Bu durum birçoğunu, kendi iradeleri veya iradeleri dışında savaşçı, şehit ve kadın mahkuma dönüştürdü.

Filistinli şair Mahmud Derviş’in de dediği gibi, Filistinli muhafızlar, hayatın ve savaşın daimi muhafızları.

Filistinlilerin hayatı, her biri kendi çabası ışığında, devrim ve ayaklanma sırasında, yerleşim yeri inşa etme girişiminde saygı gösteren ya da tartışmalara girişen sembolik hale gelmiş birçok kadın örneğiyle doludur.

Şarku’l Avsat, cephe hattında bulunan Filistinli kadınların işgal ve hayat karşısındaki durumlarına ışık tutan bir çalışmaya imza attı.

Leyla Ganem, 2010 yılından bu yana tartışmasız bir şekilde Ramallah ve el-Bire valisi olduktan sonra, birçok Filistinli kadının çalışma hayatındaki başarısına değindi. Leyla Filistin’de şimdiye kadar böyle bir pozisyonu elinde bulunduran tek “muhafazakar” kadın olmasıyla dikkat çekiyor.

Leyla Ganem, Filistin Devleti’nin geçici siyasi ve ekonomik başkenti olarak kabul edilen şehirde, Filistin Devlet Başkanı’nı temsil eden yetkilere sahip. Bu Arap dünyasında bir ilk olabilir. Ofisten çok sokaklarda çalışan Ganem’in, her zaman tekrarladığı sloganı, her zaman insanlarla birlikte onların arasında yaşıyor olması.

 “Yılın Şahsiyeti ve İdeal Kadını” Ödülü

Vatandaşlar genellikle, düğünlerde, yas törenlerinde, mitinglerde, şehitlerin ve mahkumların evlerinde Ganem ile bir araya geliyor.

Filistin topraklarında koronavirüs salgınının başlamasıyla birlikte, güvenlik kontrol noktaları arasında gidip gelme, trafiği izleme, vatandaşları geldikleri yerden evlerine geri dönmeye zorlama gibi birçok noktada görev aldı. Ayrıca şehirde karantina kararı alındığında da birçok önemli görevde bulundu. Ganem’in sevdiği ve onayladığı bu imaj her türlü fakirliği görmüş bir aileden gelmesinden kaynaklanmakta. Bu durum Leyla’nın birçok kez, “Yılın Şahsiyeti ve İdeal Kadını” ödülünü kazanmasına neden oldu. Öyle ki aralarında serbest bırakılan mahkum Ala el-Bergusi dahil olmak üzere bir çok Filistinli kızına “Leyla Ganem” ismini verdi.

Ganem, Filistinlilere damgasını vuran kadınlardan biri. Söz konusu kadınların her biri, kendi yollarında şartları el verdiği ölçüde elinden gelen gayreti gösteriyor.

Ganem’in Ramallah’ın hanımı olduğunu söylemek mümkün. Aynı şekilde yıllar önce hayatını kaybeden ve “üzümlerin hanımı” olarak nitelendirilen Hacca Ayşe Sabih’de, zor olan bir mücadelede başka bir modeli temsil ediyor.

Hacca Ayşe (Ümmü Meryem) yıllardır devam eden korkunç yasa dışı işgal ve yerleşim faaliyetlerini durdurma noktasında aciz kaldı. Beytüllahim’in güneyindeki topraklarda gezerken onunla tek başına yüzleşti. Yerleşimciler kendisine defalarca saldırdı ve öldürmekle tehdit etti.

Çeşitli baskılarda bulundular. Ekinlerini mahvettiler ve yolları kapattılar. Ayşe’yi durdurmayı başaramayacaklarını anladıklarında ona yüklü miktarda para teklif ettiler. Ancak O, “Bu topraklar benim ruhumdur” demeye devam etti.

Hayatını kaybetmeden önce Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte Ümmü Meryem şu ifadeleri kullanmıştı: “Vallahi, Yahudiler, Müslümanlar ve Hristiyanlar bu topraklara karşılık para verse, bu toprakları onlara satmam. Bu topraklar benim ruhum ve ben buraya emek harcadım. Benim, yaratan dışında kimseden korkum yok. Tıpkı annem ve babam gibi onurlu bir şekilde yaşadım ve öyle öleceğim”

Sabih, tek başına mücadele etti ve tek başına bir hayat sürdü. Dünyada özgürlüğü temsil eden bir modeldi. Filistinliler arasında sıkça şahit olduğumuz modellerden biriydi.

2017 yılında İngiliz Altın Kalem Ödülünü kazanmadan önce İngilizce olarak yayınlanan ve ardından 14 dile çevirisi yapılan “The Sea Cloak” öyküsünün yazarı Filistinli romancı Neyruz Karmut “Filistinli olmayı seviyoruz” diyor.

Neyruz Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, “Toplumumuzda kadınların korkudan öldürüldüğü, aile olgusunun zayıflatıldığı, gelenek ve göreneklerin zincirlendiği, dinin yanlış anlaşılmasının gelişimini engellediği ve işgallerin özgürlükleri paramparça ettiği doğru. Varoluşun devamlılığı tüm bu baskı ve acılar altında yatıyor. Yaratıcılık bir devrimdir. Filistin meselesini çözme noktasında bir kadın devrimcinin yaratıcılığına ihtiyacımız var” açıklaması yapıyor.

1994 yılının sonlarında Suriye’deki Yermuk kampında doğan Neyruz, sığınmadan işgale uzanan yolculukta, her şeye rağmen “kadınların rolünün yeniden formüle edilmesi gerektiğine” inanıyor.

İstatistikler Siyonist rejim İsrail’in 1967 yılından beri 16 bin Filistinli kadını tutukladığına işaret ederek, bugün işgalci rejim İsrail hapishanelerinde 43 bin kadın olduğunu gösteriyor. 

İsrail Post