ANALİZ
Giriş Tarihi : 27-01-2021 07:00   Güncelleme : 27-01-2021 07:00

Fatma Tuncer yazdı: Dağların kızı Meryem

Annem, dağların kızı Meryem, biliyor musun çocukluğumda iç dünyanı okumayı çok isterdim. Seni tanımayı, anlamayı çok arzu ederdim ama gücüm yetmezdi, hangi rüzgârın çarpıp da dalını kırdığını anlamaya çalışır ve sessizliğine gizlenen acıyı bulmak ve seni teskin etmek isterdim. Ama olmadı…

Fatma Tuncer yazdı: Dağların kızı Meryem

Sevgili annem, dağların kızı Meryem, zaman ne kadar hızlı akarsa aksın, yüreğime mıhlanan o masum bakışların tazeliğini hep koruyor. Dünya aynı hızla dönüyor, ölenler, doğanlar, ekonomik ve siyasi kaoslar, salgın hastalıklar gündemi ne kadar meşgul ederse etsin hayallerimin en derin noktasında hep yaşamaktasın… Rüyalarıma girdiğinde acım daha da artıyor, özlemim katmerleşiyor ve seninle geçirdiğim yıllar gözümün önünden geçip gidiyor…

Dört mevsim değişmeyen durgun bir deniz gibiydin, iç dünyasında onlarca güzel hasleti barındıran fakat bunu pek aşikâr edemeyen bir bilgeydin… Çocukluğumda suskunluğunu okumaya çalışırken, zihnimde onlarca soru canlanır ve o durgun denizin kıyılarında dolaşır dururdum.

Annem, dağların kızı Meryem, sessizliğin ardındaki şefkat, sabrın hayat bulduğu engin yürek, aradan zaman geçti ve artık anlayabiliyorum iç dünyana hapsettiğin duygularını. Suskunluğunun nedenini şimdi anlayabiliyorum. Sessizliğin ardındaki fırtınayı, sevgiye susamışlığı, yalnızlığı bütün yoğunluğu ile görebiliyorum. Seni anlayabiliyorum, seni duyabiliyorum, senin iç dünyanda hayat bulan sevgiyi, iyilikseverliği görebiliyorum. İncinmekten kaçındığı kadar incitmekten de kaçınan kalbinin hassasiyetini hissedebiliyorum.

Annem, dağların kızı Meryem, aradan çok zaman geçti ve yıllar, aylar, günler su gibi akıp gitti. Ama sen hatıralarım arasında hep vardın, masum bakışların hayallerimin en ücra köşesinde mıhlanmıştı ve iyilik telkin ediyordu.

Annem, dünya güzeli Meryem, yokluğun bana o kadar acı veriyor ki, hüznümü taşıyamaz hale geldiğimde hasletlerini düşünüyor ve teselli bulmaya çalışıyorum. Çocukluğumu düşünüyorum ve ruhumu zedeleyecek hiçbir eyleminle karşılaşmıyorum. Hiçbir kötü söze, hiçbir katı tutuma, hiçbir sert ifadeye rastlayamıyorum. Ruhunun sokaklarında dolaşırken hep iyiliklerinle, pak ve temiz bakışlarında karşılaşıyorum… Naif bir çocuk, duru bir sabah gibiydi kalbin, ne zaman kötü bir söz işitsen başını kaldırır ve boş verin derdin. O mütevazievde yoksulluk vardı, yalnızlık vardı, sessizlik vardı ama kötülük yoktu. Bir zerre kötülük olsa, gözlerin buğulanır, bakışların masumlaşır ve ortamı terk ediverirdin.

Kapalı bir kutu gibiydin, yüreğinde barındırdığın güzellikleri kimseler fark edemezdi. Pek konuşmazdın, kimseye kötü söz söylemezdin, iyimserdin, herkesin iyi olduğuna inanırdın. Hüznünü aşikâr etmez içinde yaşardın. Anlat, içini dök derlerdi ve sen bu ifadeleri duyduğunda masum bir çocuk gibi başını önüne eğer ve boş ver derdin. Zamanın kirlerine bulaşmamış bir derviş gibiydin, baba ocağında yaşadığın haksızlıklar dile getirildiğinde büyük bir anlayışla karşılar ve “olsun onlar da öyle görmüşler” derdin. İçini dök derlerdi ya keşke dökebilseydin, keşke konuşsaydın, keşke dev dalgalarla kıyıya vurup o durgun denizin içindeki zenginlikleri aşikâr edebilseydin…

Annem, halinden hiç şikâyet etmeyen asil kadın, melek yüzlüm sen aramızdan ayrıldıktan sonra benim için hayat hiç de kolay olmadı. Zaman sanki mıhlandı ve yollar yokuşa dönüştü. Hayat senin tasavvur ettiğin gibi temiz değildi, insanlar birbirlerini alt edebilmek için yarışa girmişti. Sen boş ver derdin, görmeyiver, duymayıver der ve sabrı tavsiye ederdin. Ama ben senin kadar metanetli değildim, önüme çıkan engelleri aşarken epey zorlandım fakat tiz sesin hep kulaklarımdaydı ve bu benim için moral oluyordu.

Annem, duygularına betondan duvarlar ören suskun kadın, hatırlıyorum çocukken arkadaşlarımızla kavga ederdik de sana söylediğimde sakin bir edayla bakardın yüzüme ve “sen ona ne yaptın” der sonra olur böyle şeyler deyip geçiştirirdin. O zamanlar bu ifadelerini duyarsız bulur ve beni korumadığını düşünürdüm. Ama anladım ki çocuklarda adalet duygusu bu şekilde gelişiyor ve hayat buluyor. İlkokul dördüncü sınıfa kadar okuduğunu ifade ederken iç geçirir ve o zamanlar imkânlarımız yoktu daha fazlasını yapamadık derdin. Ama keşkelerin yoktu, hayatın iyi yönlerini görür ve bana şiirler okurdun. Başını eğip sessizliğe gömüldüğünde zihninde hangi acının, hangi mahrumiyetin, hangi yoksunluğun fotoğrafı canlandı bilmezdim ama bir şeyler yolunda gitmiyordu diye düşünürdüm. İhtiyacın kadar konuşur ve çoğunlukla susardın.

Annem, dağların kızı Meryem, biliyor musun çocukluğumda iç dünyanı okumayı çok isterdim. Seni tanımayı, anlamayı çok arzu ederdim ama gücüm yetmezdi, hangi rüzgârın çarpıp da dalını kırdığını anlamaya çalışır ve sessizliğine gizlenen acıyı bulmak ve seni teskin etmek isterdim. Ama olmadı…

Hatırlar mısın keskin bir rüzgârın portakal ağaçlarını söküp götürdüğü bir kış günü kanatları kırılmış bir serçe evin balkonuna konmuştu da birlikte kanadını sarmıştık. Serçe hakkında sorular sormuştum ama kısa cevaplarla geçiştirmiştin. Ama bir kuşun kanadını sararak bana şefkatinden aktarmıştın. Soğuk kış gecelerinde sıcaklığınla ısınmaya çalışır ve yüreğine hapsettiğin duygularını hissetmek isterdim. Ama sen ser verir sır vermez, sessizliğe çekilirdin. Yalnız evin sessiz kadınıydın. Kimse bilmezdi ne hissettiğini, ne yaşadığını, ne düşündüğünü…

Annem, sevgili Meryem, dağların nazlı kızı, güzel yüzlü kadın, senden sonra bizim için yürümek daha da zorlaştı. Kanatlarımız kırıldı, moral kaynağımız tükendi, uzaklara çok uzaklara gittik. Fakat bir parçamız seninle geçirdiğimiz topraklarda, Gazipaşa’da kaldı. Gazipaşa artık sadece benim doğup büyüdüğüm ilçenin adı değildi, seninle büyüttüğümüz hatıralarımızın, seninle biriktirdiğimiz sevginin adıydı.

Annem, sevgili Meryem, iki yıl önce mezarını ziyaret ettiğimde torağına el sürdüm, hüznüne dokundum, ebedi yolculuğunda sana yoldaş olacak iyiliklerini hatırladım ve dualarımla andım seni. Yürüdüğün yollardan geçtim, sevgiyle büyüttüğün ağaçlara dokundum, umudunu sakladığın evde sabahladım, hatıralarına konuk oldum ve masumiyetini düşündüm. Fakat hiçbir şey eskisi gibi değildi, hiçbir şeyin tadı yoktu.

Annem, güzel yüzlü Meryem, Rabbim seni rahmeti ile kuşatsın, iyiliklerini karşına mükâfat olarak çıkarsın ve seni cennetti ile mükâfatlandırsın. O’nun huzurundasın, artık orada  kimseseni incitemeyecek, kimse onurunu kıramayacak, kimse sana zarar veremeyecek bunu biliyor ve inanıyorum…

Milli Gazete