ANALİZ
Giriş Tarihi : 09-01-2021 09:31   Güncelleme : 11-01-2021 21:08

Yasin Kuruçay yazdı: Psikolojik sorunlar tarihte görülmediği oranda artacak.

Yasin Kuruçay yazdı: Psikolojik sorunlar tarihte görülmediği oranda artacak.

Yasin Kuruçay İslami Analiz'de "Dijital Diktatörlükten Kurtulmanın İmkanı Üzerine" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı: 

Yapay zeka çalışmalarının tarihi beden ve zihni iki ayrı kategori olarak tanımlayan Descartes ile başlatılıyor. Descartes günümüzde yapay zekada ulaşılan gelişmeyi görse muhtemelen küçük dilini yutardı. Dijital gelişme, günümüzde artık yaşamın her alanını koordine ve kontrol eden bir noktaya evrildi.

Gelecek; toplumların, bireylerin ve ülkelerin nasıl kontrol edilebileceği üzerine kurgulanıyor. Evinin bahçesinde oturan bir kişinin; ırkını, cinsiyetini, kimliğini, sakin mi sinirli mi olduğunu, tüketim alışkanlıklarını, dinlediği müziği, izlediği filmi, yaptığı alışverişi, sevdiklerini, nefret ettiklerini tespit edebilen akıllı görüntüleme cihazları sarıyor Dünyayı. Bu cihazlar sizi sadece gözetlemiyor. Denetliyor, değerlendiriyor, puan veriyor, izin veriyor ya da yasaklıyor.  Çin’de uygulamaya giren Sosyal Kredi Sistemi yakında tüm dünyada yaygınlaşacak. Bu sistem her davranışa bir not veriyor. Yapılan alışverişe, sosyal medya kullanımına, kırmızı ışıkta geçmeye, sarı ışıkta arabanın erken hareket etmesine, arka bahçede sigara içmeye, insanlara karşı tavırlara not veriyor. Aldığınız not düşükse sosyal medya kullanımınız engellenebiliyor, seyahatiniz yasaklanabiliyor, kredi talebiniz geri çevrilebiliyor ya da alışveriş yapmanız kısıtlanabiliyor.[i]

Dijital bir diktatörlüğe doğru gittiğimizi görebilmek için Noah Harari olmak gerekmiyor.[ii] İnsani bütün eylemler, dijital diktatörler tarafından kullanılabilen bir “data”ya dönüşmüş durumda. Geleceğin dünya savaşlarının big data savaşları olacağı konuşuluyor. Dünyayı datalara sahip olanların yöneteceği iddiaları, yabana atılamayacak kadar güçlü argümanlara sahip.[iii] Her şeyin kaydedildiği dijital amel defterlerimiz var. Yüce Yaratıcımız bizi davranışa dönüşmeyen eğilimlerimizden ve niyetlerimizden sorumlu tutmuyor. Buna karşın dijital diktatörler sadece davranışlarımızı değil, davranışa dönüşmeyen niyetlerimizi ve eğilimlerimizi dahi dijital amel defterlerimize kaydederek “bize karşı” kullanıyor.[iv] Yani dijital diktatörler, Allah’ın insana  tanıdığı özgürlüğün binde birini tanımıyor.

Abartılı komploculuk, vurdumduymazlık ve bilinçsizlik büyük fotoğrafı görmemizi engelliyor. İnsanlığın karşı karşıya olduğu riskleri ve yakın bir gelecekte nelere şahit olacağımızı iyi düşünmemiz gerekiyor.

Önceki yazımda pandemi sürecinin dijital bir dünya için kullanışlı bir araç olduğunu ifade etmiştim. Bu yazıda yeni dijital dünyada nelerle karşı karşıya kalacağımıza dair birkaç örnek göstermek istiyorum. Bununla birlikte bu diktatörlükten nasıl kurtulabileceğimize dair bir perspektif ortaya koymaya çalışacağım.

Yakın gelecekteki riskler nelerdir?

Temizlik değil hijyen ve sanitasyon ön planda olacak. Sanitasyon kavramı; insan sağlığının korunması, iyileştirilmesi ve sağlığın tekrar kazanılması için uygulanan tüm işlem basamaklarını ifade ediyor. Örneğin birkaç yıl sonra her şey ultraviyole temizliğinden geçirilecek. Sınırsız hijyenin bedeli UV ışınlarının zararları olacak. Tahmin edemeyeceğimiz büyüklükte elektronik kirliliğe ve radyasyona maruz kalacağız. Sanitasyon Birimleri kavramını daha fazla duyacağız. Gerekli hijyeni sağlamak ve toplumu korumak adına; öldürme, evlere zorla girme, yerleşim birimlerini kapama, insanları, evleri, tarlaları ilaçlama gibi olağanüstü yetkilere sahip  sanitasyon birimleri aracılığıyla mutlak bir diktatörlük kurulacak. Hijyen insan varlığının temel değeri olacak. Bu postmodern dinin temel ayeti şu:

Sanitasyon imandan gelir!...

İnsanlar dijital bileklikler, deri altı çipler takılarak kontrol edilecek. Herkesin bir GPS kodu olacak. GPS kodu aracılığıyla herkes, her yerde kontrol edilecek. Sokağa çıkmak, yemek yemek, pikniğe çıkmak, eğlenmek ve hemen her türlü faaliyet kısıtlı hale gelecek. Hukuk aracılığıyla hepimizin hayatı cehenneme çevrilecek.

Küresel aşı kartelleri kontrol edebildikleri, yönetebildikleri, değiştirebilecekleri yeni virüsler üretecek. Bu virüsler aracılığıyla arzu edilen toplum oluşturulacak. Küresel elitlerin söylemleri korku filmlerini andırıyor:

DSÖ, gelecekte Koronavirüsten çok daha şiddetli bir salgınla karşılaşabileceğimizi söylüyor.[v] BM Genel Sekreteri Guterres, aynı bulaşıcılık hızına sahip ancak daha öldürücü bir virüs ihtimalinin akla gelmesi zor değil diye açıklama yapıyor. BioNTech’in CEO’su Uğur Şahin, koronavirüs 10 yıl boyunca bizimle olacak ve yeni salgınlara karşı hazırlıklı olmalıyız" diyor[vi] ABD Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Direktörü Dr. Fauci, "Önümüzdeki haftalar çok daha kötü olabilir" değerlendirmesinde bulunuyor.[vii]

Hastaların diğerlerine hastalık bulaştırma riski sebebiyle, yeni karantina bölgeleri yani açık hapishaneler olacak. Belki bazı hastalar öldürülecek. Hastalık geçiren ama bağışıklık sorunu olan tüm insanlar birçok kısıtlamalara maruz kalacak. Hayat onlar için çekilmez hale gelecek.

Öjeni kabul görecek. Darwin’in kuzeni olan Galton, evrim teorisini bir adım ileri götürerek 1890’lı yıllarda öjeni kavramını ortaya attı. Öjenizme göre  sağlıksız ceninleri ayırıp, sağlıklı ceninler yetiştirmek adı altında anne karnından başlayarak tüm insanlara genetik olarak müdahale edilmelidir. Zayıf ceninler ve zayıf insanlar yok edilirse ya da genetik olarak müdahale edilirse daha sağlıklı, daha üstün bir insan ortaya çıkarmak mümkün olacaktır. 20. Yüzyılın başında taraftar toplayan bu anlayış ahlaki ve dini değerlere dayalı tepkiler sonucunda yasallaşmadı. Ancak gözlerden kaçan bir nokta var. Koronavirüsün her yaştan zayıf kişilere ciddi etkileri olduğu konuşuluyor. Dolayısıyla pandemi fobisi, yeni öjenik fikirlerin ateşleyicisi olacak. Ölümsüzlüğü yakalamak, güçlü olmak ve virüs kapmamak için genetik, biyolojik ve bilimsel desteğe kim hayır diyebilir ki? Birçok transhümanist ve posthümanist kuramcı bunu savunuyor. Buna pozitif öjeni diyorlar. Süreç böyle giderse 1933 yılında "Kalıtımsal Olarak Hastalıklı Zürriyetin Engellenmesi Kanunu" çıkararak, 400.000 kişiyi rızası dışında kısırlaştıran Hitler’e rahmet okuyacağız.

Ötenazi hakkı konuşulacak. Birçok etkili ve yetkili kişi koronavirüs salgınının öncü sarsıntı olduğunu söylüyor. Dolayısıyla yeni salgınlar kalıcı biyolojik, nörolojik ve psikiyatrik hasarlara neden olacak. Olağanüstü kısıtlama koşulları ve yeni a-normal süreç birçok kişinin trajik acılar çekmesine neden olacak. İşte bu noktada bazı insanlar “ölme hakkını” yani ötenaziyi isteyecek. Öyle ya; “beden benim, can benim. Değişirim, sevişirim… sana ne” diyen eşcinsel lobilere bugün herkes hak veriyor. Yarın, “can benimse, benim olan bir şeyden vazgeçme hakkımı elimden alamazsınız” diyerek eylem yapan on binlerce insanla karşılaşmak hayal değil. Üstelik bunlara destek verenler, muhtemelen güvenilir koşullarda ötenazi yapan uluslararası şirketler olacak.

Psikolojik sorunlar tarihte görülmediği oranda artacak. Pandemi sürecinden sonra sosyal fobi, depresyon, kaygı, yalnızlık ve değersizlik duygusu gibi problemlerde çok ciddi artışlar söz konusu. Bu artışın büyük bir hızla artacağını öngörmek için psikolog olmak gerekmiyor. Evlerde biriken ve gittikçe artan sorunlar, büyük bir depremin öncü sarsıntıları.

Yazının tamamını okumak için tıklayın...