ANALİZ
Giriş Tarihi : 05-01-2021 20:47   Güncelleme : 05-01-2021 20:47

Mustafa Sönmez yazdı: Ekonomide fırtına dindi mi, viraj alındı mı?

Merkez Bankası’nın faiz artırımlarının ardından ekonomide gözlemlenen olumlu gelişmelere rağmen pek çok gözlemci sevinmek için henüz erken olduğunu düşünüyor.

Mustafa Sönmez yazdı: Ekonomide fırtına dindi mi, viraj alındı mı?

Kasım ayı başında gerçekleşen Merkez Bankası Başkanı ve Hazine Bakanı değişikliklerinden sonra dışarıya verdiği "ekonomik reform hamlesi" görüntüsünün ardından Türkiye ekonomisinin fırtınası dindi mi, ortalık yatıştı mı?

Aradan geçen yaklaşık iki ayın sonunda, göreceli de olsa tehlikeli bir virajı dönmüş olmanın şükran ifadeleri sıkça duyuluyor. Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilen eski bakanlardan Naci Ağbal'ın ekibinin kasım ve aralık aylarında Merkez Bankası politika faizlerinde iki hamlede yaklaşık 7 puanlık artışa gitmeleri, TL'den uzaklaşmayı biraz olsun azaltmış, dolar fiyatındaki tırmanışı durdurmuş, hatta göreceli olarak geriletmiş durumda. 

Faizleri artırarak gerçekleştirilen parasal sıkılaştırmanın ardından, kredi muslukları da kısıldı ve kredi hacmi iki ay içinde anlamlı bir daralmaya uğradı. Merkez Bankası Başkanı Ağbal yaptığı sunumlarda kararlı bir portre çiziyor. Bu duruşa, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın damadının yerine Hazine ve Maliye Bakanlığı'na getirilen eski bakanlardan Lütfi Elvan'ın istikrar vaat eden sözleri de eklenince, piyasalar kötü gidişin en azından frenlendiği kanısında. 

Atılan adımların meyvesi olarak, iki aydır yabancı sermaye çıkışının durmuş olması ve küçümsenmeyecek bir sıcak para girişinin borsaya, özellikle devlet kâğıtlarına, repo biçiminde de olsa girmesi dikkat çekiyor. Bu da bir ara 8 TL’nin üstüne çıkan dolar fiyatının yıl biterken 7.50 TL'nin altına çekilmiş olmasında etkili olmuş gibi. 

2020’nin son iki ayında Türkiye ekonomisi farklı bir kulvara geçmiş görüntüsü veriyor. Öyle ki kasım ayı başına kadar yaşanan fırtına, alınması zor virajdan duyulan endişe şimdilik yatışmış gibi. Erdoğan’ın Saray iktidarı, yapılanlara “ekonomik reform hamlesi” diyor. Hamlenin asli ögesi, Merkez Bankası’nın gösterge faizini anlamlı boyutta yükseltmesi. Bununla beklenen ise TL’ye cazibe kazandırma, dolarizasyonun önünü kesme, dengelenme.

Gerçekten de kasım ve aralık aylarının Para Politikası Kurulu toplantılarında gösterge faizleri toplamda 7 puana yakın artırıldı ve yüzde 17’ye çıkarıldı. Oysa daha 22 Nisan’da, Merkez Bankası bugün yüzde 17’ye çıkarmış bulunduğu politika faizini, enflasyonun yükselme ve TL’nin değer kaybetme sürecinde olmasını umursamadan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın örtülü talimatıyla yüzde 8,25’e kadar düşürmüştü. Erdoğan, 11 Ağustos 2020 tarihinde yaptığı konuşmada Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 8,25’e kadar düşürdüğüne dikkat çekerek, “Hamdolsun daha da inşallah düşecek” demişti. Ama öyle olmadı. Düşürülen faizler, yaratılan yüksek enflasyon ve büyük cari açık gibi birçok anomalinin ardından, hızla tırmanan döviz fiyatlarının korkusuyla yeniden yükseltilmek zorunda kalındı. Erdoğan’ın daha da düşecek dediği günden sonra faizler bir kattan fazla (8,75 puan) yükseltilmek zorunda kalındı.

Yükseltilen TL faizleri hem içeride hem dışarıda risk algısını yavaşlattı, hatta geriletti. Bir yandan Türkiye’nin risk primi görece geriledi, bir yandan yabancı para çıkışı yerini girişe bıraktı. Ancak özellikle yerleşik para sahiplerinin dövizden TL’ye döndüklerinin işaretleri henüz gözlenmedi. 

Türkiye’nin dış borçlarını geri ödeme (temerrüt) riskini gösteren CDS (kredi temerrüt sigortası), TL faizlerin yükseltilmesinin ardından 30 Aralık itibarıyla 320’ye kadar geriledi. Türkiye’nin risk primi son bir ayda yüzde 14’e yakın azaldı. Risk primi son beş yılda en düşük noktaya 152 ile 5 Ocak 2018 tarihinde inmiş, en yüksek noktaya da 643 değeriyle 10 Mayıs 2020 tarihinde çıkmıştı. 

Son aylardaki azalışlara rağmen risk primi hâlâ bir yıl öncesinin yüzde 18 üzerinde. Risk priminin yüksek kalması Türkiye’nin dış borçlanma maliyetlerinin azalmaması demek.

Güvensizlikte azalma ise İstanbul Borsası’na yabancı yatırımcı girişiyle sürdü. 

Yabancıların Türkiye’deki portföy yatırımları 2018 yılında net 2,2 milyar dolar, 2019 yılında net 3,3 milyar dolar azalmıştı. Bu güvensizlik, 2020’nin kasım ayına kadar sürdü ve yılın tamamında çıkış 9,6 milyar doları buldu. Ancak yılın son iki ayındaki girişler toplam kanamayı azalttı. 

Yabancı yatırımcılar, ekonomi yönetiminin değiştiği 6 Kasım’dan yıl sonuna kadar Türkiye’den 4 milyar doların üstünde menkul kıymet satın aldılar. Bu yatırımlar, yükselen TL faizlerinin cazibesiyle, ağırlıkla repo şeklinde risk almadan yapılsa da moralleri biraz olsun düzeltti ve döviz fiyatlarının gevşemesinde, doların 7.50 TL basamağının altına inmesinde etkili oldu. 

Risk primi azalışı ve yabancıların çıkmak yerine girişe yönelmesine karşın, Türkiye’de dövizde tutulan mevduatların azalmaması, yerli yatırımcının TL’ye dönüşünün gerçekleşmemesi, güven bunalımının sürmesi şeklinde yorumlanıyor. Döviz cinsinden mevduatlar, aralık ayı sonunda azalmak yerine 258,3 milyar dolarlık yeni bir rekor seviyeye çıktı. Döviz mevduatları 2020 başından bu yana 37,4 milyar dolar artmış görünüyor. Bu, TL’deki faiz artışlarına rağmen toplam mevduattaki dolarizasyon oranının yüzde 56 olması demek. Gerçek kişilere ait tasarruf mevduatının ise yüzde 60,4’ü hâlâ dövizde. 

Yurt içinde dövizden kopmamanın ardında özellikle Merkez Bankası rezervlerinin yetersizliği, banka kaynaklarının sorumsuzca eritilmiş olmasından kaynaklanan güvensizliğin önemli bir payı var. Merkez Bankası’nın 18 Aralık’ta 91,8 milyar dolarlık brüt rezervinin kısa vadeli dış borçları karşılama oranı yüzde 69’a kadar inmiş durumda. Brüt rezervin vadesine bir yıldan daha az kalmış 181 milyar dolarlık dış borç miktarını karşılama oranı da 12 ayda yüzde 62,8’den yüzde 50,7’ye indi. Merkez Bankası’nın yeni başkanına sorulan 130 milyar dolarlık rezervin dövizin fiyatını bastırmak için nasıl piyasada eritildiği sorusu yanıtsız kaldıkça güvensizlik pekişiyor ve TL’ye dönüş beklenen hızda gerçekleşmiyor. 

Ne var ki, içerideki güvensizlik iklimine rağmen döviz fiyatındaki tırmanışın durup gerilemeye başlaması ve dışarıdan yabancı sıcak para girişinin gözlenmesi olumlu gelişmeler. Yine de pek çok uzman bunların, erken sevinmeye neden olmaması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Faiz artışına direniş de söz konusu. İki ayda sert artış gösteren faizler, ucuz krediye alışmış kesimlerin anında şikâyetlerini yükseltmelerine neden oldu. Kredi bolluğunda büyük sıçramalar gösteren konut, otomobil başta olmak üzere dayanıklı mal satışlarıyla nefes almış firmalar, şimdi artan faizlerle sert talep düşüşleri yaşandığını sık sık Erdoğan’a şikâyet olarak taşıyorlar. Ama iktidarın 2021'in ilk çeyreğinde ortalama yüzde 15’i bulması beklenen enflasyon karşısında kararlı durması, parasal sıkıştırmadaki ısrarını ve yükseltilmiş faizleri gevşetmemesi gerekiyor. Yükselen faizlerle, aldıkları kredileri geri çevirmekte zorlanacakların da feryatları yükselecek. Bankalar, daha çok tolerans gösterecek gibi durmuyorlar.

İstikrar mı, gevşeme mi? Erdoğan iktidarı yılın ilk aylarını bu iki yönlü basınç altında geçirecek.

Al-Monitor