ANALİZ
Giriş Tarihi : 01-01-2021 09:26   Güncelleme : 01-01-2021 09:26

Milli Gazete, BİM’e neden tavır aldı? Bir gazete için reklam önemlidir ama reklamın sansüre alet edilmesi kabul edilemez..

Milli Gazete, BİM’e neden tavır aldı? Bir gazete için reklam önemlidir ama reklamın sansüre alet edilmesi kabul edilemez..

Medya, iletişim literatüründe bir araç olarak tanımlanır. Bilgiyi, haberi kaynağından alır ve son kullanıcı olan okura veya izleyiciye iletir. Yani enformasyonu kaynaktan alıcıya ulaştıran bir araçtır. Kimi medya kuruluşları bu görevi işine geldiği gibi kullanabilir. Millî Gazete, medya olma görevini kamu yararına göre belirler. Eğer bir enformasyon halkın faydasına olacaksa Millî Gazete için haber değeri vardır. Bunu engellemek için siyasi baskı ve mali zorluklarla karşılaşsa da görevini yerine getirme noktasında taviz vermez. 

Bugün neden bu bilgileri size vermek zorunda kalıyorum.

Dün gazetemizin 3. sayfasında bir ilan yerine yayımladığımız duyuruyu hepiniz gördünüz, okudunuz. Kimi okurlarımız bu duyuruda belirttiğimiz haber sansürünün hangi haber olduğunu tahmin ettiler, kimi okurlarımız ise hatırlayıp bağlantı kuramadılar. Yüzlerce mesaj, telefon, sosyal medya iletisi aldık. Onlarca haber sitesinde bu konu haberleştirildi. Medyada görmeye alışık olunmayan durum karşısında medya çevrelerinden tebrikler aldık. En anlamlısı ise okurlarımızın Millî Gazete’ye yakışanın, bu sansür talebine boyun eğmemesi olduğunu ifade etmesiydi.

Süreci kısaca özetleyeyim... Her şey, Millî Gazete’mizde “Ucuz ette hileli satış” haberinin yayımlanmasından sonra gelişti. İlgili markanın ajansı tarafından İlan-Reklam departmanımız aranarak söz konusu haberimizin www.milligazete.com.tr’den kaldırılması istendi. Doğal olarak bu talep, arkadaşlarımız tarafından bize getirildi.

Acaba maddi bir hatamız mı olmuştu, haberin yanlış bir tarafı mı vardı? Malum ne kadar dikkat ederseniz edin, kastınız bile olmasa; yayıncılıkta kimi zaman eksikler, yanlışlar olur. Ve haklı talepler de zuhur edebilir. Ve “gazetecilik” mesleği, bunları da düzeltmek ve mağduriyet varsa gidermek sorumluluğuyla yapılmalıdır. Sağolsunlar “sansür” talepedilirken zahmet edip haberimizin linkini de gönderdikleri için hızlıca ulaştım habere. Tekrar inceledim. Haber bizim özel haberimizdi. Doğrudan doğruya kamu yararını gözeten “sağlam” bir karakter taşıyordu. Yani, tam bir gazetecilik işiydi haber. Ve bu milletten gaspedilmiş yaklaşık 100 milyonluk bir kaybın peşine düşülmüştü. Üstelik BİM dahil haberde hiçbir zincir marketin ismi verilmemişti. Çünkü maksat üzüm yemekti, bağcıyı dövmek değil. Yani bir markayı suçlamak değil, bu milletin 100 milyon lirasının hesabını sormaktı haberin amacı. İşimizdi ve elhamdülillah işimizi güzel yapmıştık.

Çok tuhaf bir talepti…

Arkadaşlarıma, “Hayır” dedim, “Bu haberi kaldıramayız.”

Arayan ilgililere, “Yanlışlık ve eksiklik neyse bize söylesinler, gerçekten düzeltilmesi gereken bir husus varsa o da düzeltilsin. Ama ‘haberi kaldırın’ emri olmaz” mesajımızı ilettik. 

Maalesef, bize verilen cevap, “Haber kaldırılmazsa ilanlar kesilecek. Reklam rezervasyonları geri çekilecek” oldu. Sopa gösterildi. 50 yıllık bir gazeteye gösterilen bu tutum, gazetecilik mesleğine karşı alınan bu tavır hiç de hoş değildi… Belki, nefsimiz bakımından sineye çekerdik bu nahoş durumu ama, gazetemizin temsil ettiği mana, okurlarımız ve de gazetecilik mesleğinin ahlaki ilkeleri bakımından sineye çekmek olmazdı. Milli Gazete’mize, camiamıza, çalışma arkadaşlarıma, emeğimize, niyetimize hakaretti bu tavır. 

“Reklamı keserlerse kessinler, Millî Gazete bu üsluba, bu tehditlere razı gelemez” dedik.

Ve rezervasyonlar iptal edildi.

Ama olur ya; “arada işgüzarlar kendince bir şeyler çevirebilir, marka adına belki başkaları konuşuyor olabilir” diye düşündük. Bu sansür talebi ve gösterilen “reklamınızı keseriz” sopası gerçekten markanın kararı mıydı? Reklam verenin en üst düzey yöneticisiyle bizzat görüşmek istediğimizi özel kaleme ilettik. Cep telefonumuzu da verdik. Arayacaklardı. Aradıklarında da bu konuyu açıklığa kavuşturacaktık. Hatta birkaç hafta da bekledik… Aramadılar…

Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmanın önüne geçmeye çalışma çabaları beyhudedir.

Derdimiz, bir markaya leke kondurmak değil. Asla… Tabii ki her marka istediği gazeteye reklam verir, istediğine vermez. Bırakın reklam verenleri, yıllardır gazetemizle herhangi bir reklam bağlantısı olmayan şirketlere karşı dahi hakkaniyetle yaklaşan bir yayın kuruluşuyuz. Bu durumun şahidi kamuoyu ve en önemlisi okuyucularımız. Bizim için üretim yapan, istihdama katkı sağlayan her kurumumuz değerlidir, üzerine hassasiyetle titreriz. Ancak Millî Gazete’nin kamu adına tüyü bitmemiş yetimin hakkını, hukukunu savunma çabası da bir o kadar önemlidir. Bu duruşumuzdan taviz verilmesinin telif edilmesine dahi tahammülümüz olamaz.

Anlamakta güçlük çektiğimiz bir başka nokta da şurası: Halkımıza en ucuz ürünleri sunma iddiasında olan bir markanın yine halkın 100 milyon lirasının iç edilmesine karşı ortaya koyduğumuz çabamıza destek olması gerekmez mi? Beklenen ve normal olan da bu ama “reklam kesme tehdidiyle” aslında halkın hakkını savunmayın deniyor.  Bir gazete, bir yayın kuruluşu kamunun yararını, halkın hakkını savunmayacaksa neyi savunacak?

Sizin raflarınızdaki ürünlere gazeteciler mi karar veriyor?

Düşünsenize, bir gazeteci üstenci bir tutumla giriyor bir zincir markete, rafları göstererek “Şu ürünü beğenmedim, bir daha geldiğimde raflarda görmek istemiyorum” diyor...

Ya da bir müşteri benzer bir tavrı sergiliyor...

Sahi içinizde var mı markete gidince bu tür çıkışlarda bulunan...

“Yok” dediğinizi duyar gibiyim.

Ama düşünün, marketten böyle bir talebiniz olsa nasıl karşılanırsınız?

Sonuçta siz de o marketin müşterisisiniz.

Önce yerimizi bileceğiz sonra da karşımızdakine yerini tarif edeceğiz

Size “ucuzluk” yapmayın demiyoruz...

Yapın… Halka en uygun ürünleri ulaştırın...

Ekmeği, suyu ve hatta en önemlisi sıvı yağı mümkün olduğu kadar ucuza sunun insanlarımıza.

Halk ekonomik olarak zorda. İnanın çok fazla ihtiyacı var insanları bu ürünlere...

Amaaa... İşiniz haricinde “Ucuzluk yapmayın”! Bırakın herkes bildiği işi yapsın.

Şık olmayan “emredici” üslup ve “reklamınızı keseriz” sopası hiç şık olmamıştı.

Medyanın, gazetecilik mesleğinin sorumluluğu “kamu yararına” karşıdır. Reklam verene karşı değil.

Elbette her gazete için reklam önemlidir ancak reklamla tehdit edilecek belki de son kuruluş Millî Gazete’dir. Son çeyrek yüzyılda yaşananlar bunun şahididir.

Bir basın kuruluşunun reklam için bir markaya şantaj yapması ya da gayri ahlaki yöntemlerle tehdit etmesinin ne kadar karşısındaysak reklamın da bir sopa olarak kullanılmasının o kadar karşısındayız.

Aksi durumda yarım asırdır dimdik ayakta duran bir gazete değil, rüzgâra kapılıp kaybolan nüshalar olarak tarihin tozlu raflarında yerimizi alırdık.

Tekrar etmiş olayım: Derdimiz bize niçin reklam vermiyorsunuz derdi değil. Öyle olsaydı, kolay olanı yapardık ve “hemen haberi kaldırıyoruz” derdik. Haberi kaldırır, 3. sayfamızdaki reklamlarda devam etmiş olurdu. Kamuoyunu, okuyucularımızı ve Türkiye’yi bu gündemle meşgul etmezdik.. Biz de kaybederdik, bence “marka”da kaybederdi. Çünkü bu tavır hiçbir markanın karakteri haline gelmemesi kanaatindeyim. Çünkü “emredici”, ve “sopa gösterici” yaklaşım gerçekte herkese kaybettirir. Belki de bugünden sonra “marka” kendisini de gözden geçirmek ihtiyacı duyacak.

Bizim derdimiz “gazetecilik” yapmak. Sanılan değil, yapılan değil “gazeteciliğin kendisini” yapmak. Didişmek, kavga etmek, afra tafra yapmak kimseye yakışmayacağı gibi bize hiç yakışmaz. Derdimiz, milletimiz adına kullanılan milletimizin imkanlarının denetçisi olmak, har vurulup savrulmasına mani olmak. Kabul edersiniz ki, “güzel bir dert”. Maksadımız, bir markayı zora düşürmek değil, kamuoyunu ve kıymetli okuyucularımızı bildirmekti.

Buyurun okuyun ve karar verin. Herhangi bir markanın hakkına hukukuna girilmiş mi?..

Sansürü istenen haberin linkidir:

https://www.milligazete.com.tr/haber/5741605/ucuz-ette-hileli-satis

Milli Gazete/ Mıstafa Kurdaş