MAKALE
Giriş Tarihi : 16-12-2020 09:08   Güncelleme : 16-12-2020 09:08

Sevda Kıdeyş Yazdı: Uyuşukluk ve Meskenet

Cana küsülür müydü, yar unutulur mu? Toprakla aramızı açan hileleri ud ağacına söyleyiversek bir bir, boğazmızı yakan barut kokularını boğar mı? Hiçbir mücadele boşa çıkmaz, mücadeleyi bırakıp beyhudeliği bilindışı da olsa yanımıza almış olabilir miyiz.

Sevda Kıdeyş Yazdı: Uyuşukluk ve Meskenet

İyileşir miyiz mirim?

Bütün çiçeklerin tozunu karıştırıp içsek ait olur muyuz doğaya?  Çocuklar kavuşur mu kırlara,  ayakkabılarımız koşar mı? Fıtratına hücum edilmiş elma ile ekmek getirir mi çocukluğun tadını?

 Duygular da keliemeler gibi tükeniyor. Yüzlerimiz yerine yüreklerimiz  benzeseydi, birbirimizin kusuru kadar kaybedilenin değeri bilinir miydi? Çilek kırmızısı, ayva sarısıyla bezeli, gönle hitap eden o küçük mekânlarda boş bir iskemleye atabilseydik kendimizi, istirahat eder miydi başımız?  Birbirinin gönlünü alanlar hangi sokakta oturuyor, kelimelere neden inancımız kalmadı, neden sadece konuştuk, susma mirim.

Şimşekler çakıyor. Uzak dağların arasında kalan ceylanların türküsü mü bu? Kapı önü ayakkabıları azalıyor. Kimse kimseyi özlemiyor mu?  Tıp neden bu kadar gelişti, tekneloji neden herşeyi biliyor da sarılamıyor. Bilgelik hazinesinin anahtarını mı kaybettik, yeni bir şey olduğunu  kim söylüyor.

Aceleci, kendi olma uğraşını tamamlayan,  kendine yaşamaktan, başka aynaya yüzünü tutamayan, dini insandan okuyamayan en fazla nereye gidebilir?

Seyrine davet olunduğumuz bu alemi renkli oyuncaklar ve fazla uğraşlarla meşgul olup dallarda şakıyan kuşlar kadar tezahür edebildik mi?  Her şeyin oluşu sevgisizliği üreten neden mi?  Hüsnü hal sahibi insanların gözleri hep yerde mirim.

Geçmişle geleceğin arasında kaybolduk. Şimdiye tutunamayan düşer mi?  Binbir çileyle aldığı sırları aktaranlara gönül açmak, neyi kapatmaktan geçiyor. Gerçekler ne zaman konuşalacak. Kuşburnu reçeli yapabilene neden sanatçı denmiyor.

 

Dehşetengiz, süslü, gösterişe hazırlanmış herşeyin bir kusuru saklamadığından emin olabilir miyiz. Söylenmiyor, dinlenmiyor, duyulmuyor… İrfan ve hikmeti maddeciliğe tercih mi ediyoruz. Kozmetik, yorgun düşmüş bu yaşamın yarım tebessümüne yetişemiyor. Su akamıyor, hal yolunu bulamıyor…

Biriktirelecek naif, narin anılar  kaybolmuş, ay neden düşünceli duruyor? 

Cana küsülür müydü, yar unutulur mu? Toprakla aramızı açan hileleri ud ağacına söyleyiversek bir bir,  boğazmızı yakan barut kokularını boğar mı?  Hiçbir mücadele boşa çıkmaz, mücadeleyi bırakıp beyhudeliği bilindışı da olsa yanımıza almış olabilir miyiz.

Canlılık adına hasret çektikçe minik kaktüslerle avunuyoruz. Yollar, caddeler, insanlar, evler, ışıklar nereye varacağını biliyor mudur? Mihrabı muhabbete çağıran mabetlerde o koskoca halılar gelinsin diye mi seriliyor. Kurak nehirlerin kalp atışları nasıl, ne zaman değişir şaşkın ve yorgunuz.

Bir derdi olanı bulamazken bin dert üreteni nasıl ikna eder dünya. Müştekiden memnuniyete giden yollar hangi dostun bağrından geçer. Dost demişken, dost bulamayanlar dost olabilmişler midir mirim. Dertleşmekten bihaber insanlar çoğaldığı için mi her eve bir kedi şart oldu. Kendi halimizi islah edebiliyor muyuz sahi, ruhumuz niye bu kadar aç, özümüz sözümüz kaç kere kaç!     

Yenilmek istenen korkuların yerine yeni korkular üretip yalnızlığa bağışıklık kazandıkça derinlere bakmaya başlanır mı. Destek, güvence, yakınlık beklentisi bu çağın yarım bıraktığı insana miras mı?  Dünya hala adı konmamış bir yer.  Umutsuzluğu örtecek kadar karşılaşılacak yeni insan var mı? İçimizde iyi bir şey yaşayacağımız hissinden doğan o neşe ve tek kelime bilmeyen sevinç duygusu ve kendi kendini üreten coşkudan mahrum eden endişeler hiç durmuyorlar yerinde. Geçmişe bakışı yenilemeden yeni bir gelecek  görüşü rüya mı?

Anlayanın sevmediği sevenin anlamadığı şu ezberin posası çıksa, bilinmezlik çekilir kılsa yine hayatı, birdenbire kar yağsa, kimseyi sevmeme gücüne sahip olmak için  herkes her şeyi sevmese mesela…

Yeryüzünü mevsiminde pembeye boyayan düşlerle geçer mi bu kış. Yenilenme zamanı, yağmurla birlikte büyür mü. Espriyi yerinde, muhabbeti derinde görmemekten muzdarip olmasak.  Hakk’a makbul olmak halka menfur olmadan istenir mi mirim? Bu defa bahar gelirse haber verir mi ?