ANALİZ
Giriş Tarihi : 20-11-2020 19:56   Güncelleme : 20-11-2020 19:56

Yusuf Yavuzyilmaz Yazdı: Ali Şeriati’nin Gözünde Muhammed İkbal.

Şeriati’ye göre İkbal “verimli İslam kültürünün insanlık toplumuna armağan ettiği en parlak fikri ve insani simalardan biridir.

Yusuf Yavuzyilmaz Yazdı: Ali Şeriati’nin Gözünde Muhammed İkbal.

Ali Şeriati, eserlerinde bir bölümünü tanıdığı çok sayıda aydın hakkında değerlendirmelerde bulunur.

Bunlardan biri de Pakistanlı ünlü düşünür Muhammed İkbal’dir.

Ali Şeriati’nin İkbal değerlendirmelerinin özünü 24 Nisan 1970 yılında Hüseyniye-i İrşad’da düzenlenen “İkbali Anma Kongresi” inde yaptığı konuşmadır.

O konuşmanın başlığı, “İkbal: Son Yüzyılın Reformcusu” dur.

İkbal, C.Afgani ve M. Abduh’la başlayan İslami uyanışın en önemli simalarından biridir. Şeriati’ye göre İkbal “verimli İslam kültürünün insanlık toplumuna armağan ettiği en parlak fikri ve insani simalardan biridir.”(1) Şeriati’ye göre bu yüzden Cemaleddin Afgani ve Muhammed İkbal’i tanımak İslam’ı tanımakla, bugün ve geleceği anlamakla eşdeğerdir. “Ben İkbal üzerinde düşünürken Ali gibi birini görüyorum: Ali’ye benzeyen, ama 20.yüzyılın insanının yetenek ölçülerine nitelik ve nicelik bakımından uygun olan biri. Neden mi? Çünkü Ali, sadece sözleri ve düşüncesiyle değil, bütün varlığı ve hayatıyla insanlığın bütün çok yönlü dertlerine ve ihtiyaçlarına, her dönemde cevap verecek bir kişidir.”(2) . Şeriati’nin İkbali değerlendirirken onu, İslam düşüncesinin en önemli önderlerinden ve daha önemlisi Şii düşüncenin en belirgin siması olan Hz. Ali ile karşılaştırması ve aynı misyonun temsilcisi olarak görmesi ona verdiği önemi göstermesi açısından son derece dikkate değerdir.

Şeriati’ye göre İkbal’in “İslam düşüncesinin yeniden yapılandırılması” dediği ve köklerini Cemaleddin Afgani’nin attığı bu yeniden diriliş hareketi selefi bir harekettir. Şeriati’ye göre bu geri dönüş değil, geçmiş hayatı şimdiki ölü ve hareketsiz bedene döndürme hareketidir. Her geri dönüş köhne ve gerici bir hareket değildir. Müslümanlar için Batılı sömürgeci güçlerin değerlerini reddeden ve kendi özüne dayanarak sömürge karşıtı direniş başlatan her hareket geri dönüş değil öze dönüş hareketidir.

İslam tarih boyunca çok sayıda düşünür bilim adamı, filozof, mutasavvıf, din alimi ve aydın yetiştirmiştir. İslam kültürünün dünyaya armağan ettiği bu düşünce adamlarından biri de Muhammed İkbaldir. Şeriati, İkbal’i diğer İslam düşünürlerinden ayıran en önemli faktörün yaşadığı dönemin sömürgecilik dönemi olduğunu vurgular. İkbal, İslam dünyasının baştan aşağı sömürüldüğü, tarihsel özne olma vasfını kaybettiği, sıkıntı çağının çocuğudur. İslam İkbal gibi çok sayıda büyük zeka yetiştirmiştir. “Ne var ki İkbal’i bu büyük adamlar arasında seçkin kılan şey, meyve veren bu yüksek ağacın, İslam kültür tarlasının afete uğradığı, hüzünlü ve ölümcül bir sonbahar sessizliğine gömüldüğü, aynı zamanda sömürgeciliğin kök söktüren selinin ve tufanının birdenbire batı’dan üzerine sökün ettiği, sonbaharda afete uğrayan tarlanın her yanını baştanbaşa su bastığı ve felaketzede çiftçilerin uyguda olduğu bir çağda ortaya çıkmış ve çiçek açıp meyveye durmuş olmasıdır. Bu tarlanın bekçileri yapayalnız, yağmacıları ve sahipleriyse kurt, tilki ve sırtlan sürüleridir.”(3). Ali Şeriati, İslam dünyasını sömüren emperyalistleri kurt, tilki ve sırtlan sürülerine benzetmesi son derce anlamlıdır. Sömürgeciler kurt, sırtlan ve tilki kılığında İslam topraklarına girdiler ve bunların kişiliklerini sergileyerek egemen oldular.

İkbal, İslam’ın duraklama dönemine girdiği ve ırkçılar tarafından dar bir görüşe hapsedildiği ve İslam dünyasının baştanbaşa sömürgeleştirildiği; İslam’ın evrensel bakışının unutulduğu, geleneksel düşüncelerin İslam düşüncesini boğduğu, İslami kavramların semantik müdahalelerle tanınmaz hale geldiği, İslam’ın parçalanıp Ali’nin misyonunun dağıtıldığı, tevhit ilkesinin bozulduğu, herkesin kendi mezhebi ve dini anlayışının içinde hapsolduğu bir zaman diliminin içinden seslenmektedir. İkbal bu dönemde İslam düşüncesinin yeniden ihya edilmesi, yenilenmesi gerektiğinin farkındadır. Temel eseri olan “Dini Düşüncenin yeniden Yapılanması” böyle bir çabanın ürünüdür. Böyle bir dönemin içinden bize seslenen İkbal, “Bu kılıç ve söz adamı, bu aşk ve düşünce adamı, kılıcından kan damlayan, dilinden vahiy dökülen bu adam, ideal insan modelidir.”(4). Kuşkusuz yeniden yapılanma dönüp aramak ve bulunan şeyi bugüne taşımakla ilgili bir süreçtir. Şeriati’ye göre günümüz İslam’ı insanı harekete geçirmek bir yana, tam tersine suskunluk ve durgunluğa sürükleyen bir din anlayışıdır. Öncelikle bu dinin uyuşturucu etkisinden toplumu uzaklaştırmak ve arındırmak gerekir.

Kuşkusuz İkbal’i öne çıkaran yaşadığı çağın olumsuz özellikleridir. O, Şeriati’nin deyimiyle “düşman ayakları altında gömülü kalmış olan” bir zamanın çığlığıdır. Onun çığlığı İslam dünyası için gelecek umudu barındırmaktadır. İslam, daima geçmişteki kutlu günlerine dönecek mayayı kendi içinde barındırmaktadır. “Eğer şimdilerde bu haliyle toprağın dışında kalmış olan, Batı’dan esen zehirli havaya ve rüzgara maruz kalan kuru ve kısa köklerini, kendi kültürümüzün verimli topraklarının derinliklerine sokar, ilk İslam’ın iman ve hayat denizinden ruh ve güç alırsanız, çölde yetişen, güçlü ve umarsız bir şekilde ateşe baş kaldıran  sabırlı ve cesur ağaçlar gibi, yağmacı ve kültür öldürücü Batı’dan İslam’ın hazan vurmuş topraklarında esen zehirli rüzgarlara rağmen filizlenebilir, kendi ayaklarınız üzerinde durabilir, kendi göğsünüzün güneşi ve yağmuru altında yaprak açıp meyve verebilir; harap olmuş bu gamlı ve yanık çölü bir kez daha hayat, yeşillik ve bayındırlık cennetine çevirebilirsiniz.”(5) . İkbal işte bu kurtuluş ışığını çakan aydınlardan biridir. İslam tarihte bedevi ve dünyada hiçbir siyasal etkisi olmayan bir topluluktan kısa bir sürede insanlığa yön veren ve hükmeden bir yapı üretmiştir. İkbal düşünceleriyle ve yazılarıyla bu ışığı Müslümanlara göstermiştir. “ O, içerideki cehalet ve donukluğa, yabancıların acımasız askeri pençeleri altındaki esarete rağmen İslam’ın hala büyük dahiler ortaya çıkarma, güzel, derin ve güçlü ruhlar yetiştirme yeteneğine sahip olduğunu, İslam Kültürünün, hala kendi evlatlarını Batı kültür ve medeniyetinin eteğinden geri alıp kendi eteğinde yetiştirebileceğini; sömürülen hasta bir ülkeden, güçlü ve medeni bir sömürgeci Avrupa’ya yol bulan Hindistanlı bir gençten bir İkbal var edebileceğini gösterdi. İkbal tek ruhlu ama çok boyutlu bir insandır ve bu rastlantı değildir. İslami ruh böyledir.”(6)

Ali Şeriati’ye göre İslam toplumu potansiyel olarak, insanları değiştirip dönüştürebilecek, onlardan büyük düşünürler çıkaracak bir güce sahiptir. İslam Tevrat’ın toplumculuğuna ve İncil’in ruhaniyetine sahiptir, şeklindeki değerlendirmeleri Aliya İzzetbegoviç’in “Doğu ve Batı Arasında İslam” aslı kitabında dile getirdiği idealizm-realizm, maddiyat-maneviyat, ruh madde, irfan-akıl arasında kurduğu dengeye benzemektedir. İzzetbegoviç Hz. Muhammed’i Hz. Musa ve Hz. İsa arasında denge peygamberi olarak görür. Şeriati’ye göre de “Muhammed(sav) aynı zamanda hem özgürleştirmenin mücahit Musa’sı, hem de ruhun aşkın İsa’sıdır.”(7). İkbal böyle bir entelektüel iklimin, kültürel coğrafyanın ürünü olarak Doğu ve Batı’nın birikimine sahiptir.

İkbal İslam kültürünün bu birleştiriciliğinin ürünüdür. O,bir yandan H.Bergson gibi bir sezgici düşünürden etkilenirken, diğer yandan halkının çektiği sıkıntılara bigane kalmamıştır. “Derin felsefi düşüncelerin inzivasından; fikri, ilmi ve teorik konuların güvenli, dertsiz tasasız köşelerinden dışarı sıçrayıp özgürlük mücahitlerinin önü sıra İngiliz sömürgeciliğine karşı yüz yüze savaştı. İslam tarihine ve bilimine dalmak, onu günümüz dünyasına ,dünya kültür, medeniyet ve bilimlerine yabancılaştırmadı.”(8)

Şeriati’ye göre İkbal, Batı’ya gidip, kendi halkının sorunlarına yabancılaşan sözde aydınlardan olmadı; kendi halkının inanç ve değerlerini aşağılamadı, halkının sorunlarına sahip çıktı ve onlarla sırt sırta vererek mücadele etti. Avrupa kültür ve medeniyeti onu kendi toplumuna karşı yabancılaştırmadı. “Doğu’ya geri döndüğünde kendi halkının hayatına, ruhuna, çilesine ve ahlakına yabancı, bu saçmalıklarla övünen, eline kültür diye tutuşturulan şeyleri milletine armağan olarak getiren, sömürgeci, zulmün çığırtkanı haline getirilmiş Avrupacı bir bilim adamı olmadı.”(9) . Ali Şeriati’nin bu değerlendirmesi aslında modernleşme döneminde İslam ülkelerinden Avrupa’ya giden aydınların trajik durumunu anlatmaktadır. Avrupa’ya kendi toplumunu içine düştüğü olumsuz durumdan kurtarmak için yola çıkan aydınlar, sonunda kendi halkına yabancılaştı ve Batı’nın gönüllü jandarmaları haline geldiler.  Muhammed İkbal, Avrupa’ya gidip oranın felsefe ve bilimsel düşüncesini öğrenmesine rağmen, kendi halkını unutan, asimile olan, kendi halkına yabancılaşan bu aydınlardan değildir. O, Doğu’nun irfanı ile Batı’nın aklını birleştirmeye çalıştı. Bu anlamda O, Mehmet Akif’in Batı’yı değerlendirme tavrını hatırlatmaktadır.

Şeriati’ye göre şairliği ve irfani derinliği İkbal’i felsefeden, sömürgecilikle savaşmaktan, ülkesinin kurtuluşu için zihinsel ve eylemsel çabadan uzak tutmadı. O, Bergson ile Mevlana’yı, aşk ve aklı bir araya getiren derinlikli biz zihindir. “İkbal, din ile dünya, iman ve bilim, akıl ve duygu, felsefe ve edebiyat, irfan ve siyaset, Allah ve halk, ibadet ve cihat, inanç ve kültür adamıydı; geçmişin ve bugünün adamıydı; gecenin muttakisi,gündüzün aslanıydı; Müslümandı.”(10). Şeriati’nin işaret ettiği ikili karşılaştırmalar, İslam dünyasının tarih boyunca en önemli sorunu olmuştur. Bir denge dini olan İslam, denge kurulması gereken yaklaşımlar arasında birini tercih etmiş diğerini tamamen ya da büyük ölçüde ihmal etmiştir. Din ve dünya, iman ve bilim, akıl ve duygu, irfan ve siyaset, Allah ve halk, ibadet ve cihat arasında kurulması gereken denge bozulmuş, sonuçta zihinsel olarak bölünmüş ve bütünlüğü kaybolmuş düşünceler ortaya çıkmıştır. Din, iman, duygu, irfan ve aşkla ilgilenen zihin, dünya, bilim, akıl, halk ve gerçeklik kavramlarını ihmal etmiş, ya da tam tersini yapmıştır. Bu İslam dünyasında bütünlüğün bozulup, bölünmüş zihin yapısının ortaya çıkmasının temel faktörüdür. Oysa “İkbal, hem felsefi düşünce adamıdır hem ilmi düşünce adamı; hem günümüz dünyasının en yüksek düzeydeki eğitimine sahiptir, hem toplumun kaderi üzerine düşünen bir siyaset adamıdır. Eylem adamıdır, mücadele adamıdır, şiir, edebiyat ve söz adamıdır.”(11)

Şeriati’ye göre İslam dünyası İkbal’i ve onun bütünlükçü düşünce yapısını iyi bilmelidir. Bu uyuşturulmuş halk yığınları ve yabancılaşmış aydınlar için son derece gereklidir. İkbal çağımızın sömürgeci ve gerici güçlerine karşı, İslam’ın geçmişte verdiği başarılı mücadelenin bugünde verilebileceğinin somut örneğidir.

Şeriati’ye göre İkbal, İslam’ın dağılmış ve giderek birbirinden uzaklaşmış unsurlarını tekrar bir araya getirme ve yeniden ihya etme çabasının adıdır. “Muhammed İkbal, İmam Gazali ve Muhyiddin Arabi ve Mevlana gibi sadece ve sadece metafizik irfani haller üzerinde düşünen, kendi bireysel tekamülü, nefis tezkiyesi ve aydınlık iç dünyasıyla uğraşarak yalnızca kendisi gibi birkaç kişi yetiştiren, dış dünyadan habersiz,Moğol saldırısından,hükümet baskısından ve halkın köleleştirilmesinden haberdar olmayan arif bir Müslüman değildir. Muhammed İkbal, ,Ebu Müslim, Hasan Sabbah, Selahaddin Eyyubi ve benzerleri gibi İslam tarihinde sadece kılıç, güç, savaş ve mücadele adamı olan şahsiyetlerden değildir. O,düşüncede, sosyal ilişkilerde ve insan yetiştirmede yapılacak bir reformun, değişim ve devrimin, sadece güç ve zor kullanarak düşmana galebe çalmasını yeterli saymaz. (12). Şeriati’ye göre İkbal ülkesi İngiliz sömürgesi altında olduğunda bile Seyyid Ahmet Han’ın yaptığı gibi, Kur’an’ı bilimin ışığında tefsir edip,çağdaş bilime uyduranlardan da değildir. Tek boyutlu insan bilinci bölünmüş insandır. İkbal bu tek boyutlu bilinci bölünmüş insanlardan değildir kuşkusuz.

Şeriati’ye göre İkbal, yaşadığı çağın felsefesini ana dayanağı olan İslam üzerine bina etmiştir. Felsefe ve irfanla uğraşırken İslam’ın ana dayanaklarını hiçbir zaman ihmal etmemiştir. O, ne aslını bilmeksizin modern uygarlığa sürekli itiraz edenlerin, ne de geçmişe tapanların izinden gitmemiştir.

İkbal’in mesajı, İsa gibi gönlünüz, Sokrat gibi düşünceniz, Kayser gibi bileğiniz olsun Şeklindedir. Bu Şeriati’nin İslam Kitabın, terazinin ve demirin dinidir şeklindeki üçlemesini hatırlatmaktadır. Burada kitap kültürel bilgi birikimi ve bilincin, terazi adaletin, demir ise maddi gücün sembolüdür.

Geleneksel kalıplar içinde düşünen ve çeşitli gerekçeler ileri sürerek İkbal’i eleştirenleri, hatta İslam ve Şii düşmanı olarak gören ve İran’da adına toplantı düzenlenmesine karşı çıkanları da sert bir şekilde eleştirir Şeriati. “Halkın cehaletinden, gafletinden ve dar görüşlü bağnazlığından beslenenlerin en büyük düşmanları, İslam’ın gözü önündeki düşmanlar değildir; bunların düşmanı, sömürgecilik değildir, bunların düşmanı küfür değildir; çünkü küfür ve sömürgecilik bunların dayanağı ve destekçisidir. Bunların düşmanları, halkı uyaran, doğru dürüst Müslümanlardır. Çünkü İkballer gerici unsurları yok edebilirler, İkballer Müslümanları uyandırabilirler. “(13)

Şeriati’ye göre Müslüman halk yığınlarını harekete geçirecek, onları fikri donukluktan uzaklaştıracak olan Seyyid Cemaleddin(Afgani) ve Muhammed İkbal gibi önderlerdir. Bundan dolayı acımasızca suçlanan ve eleştirilenler onlar olmuştur. Benzer tutum bütün İslam coğrafyasında görülmektedir. Eleştiriler modernist be batıcı aydınlardan çok Müslümanları uyandırmaya çalışan alimlere yönelmektedir.

İran’da İkbal’in Cafer-i Sadık’ı eleştirdiği ve Şii karşıtı olduğu şeklindeki rivayeti araştıran Şeriati, Cafer ve sadık isimlerinin geçtiği beyitleri buluyor ve işin gerçeğini ortaya çıkarıyor. Bu şiirde sözü edilen ve eleştirilen İngiliz sömürgeciliği döneminde sömürgeci güçlerle işbirliği yapan Cafer ve Sadık adında iki kişidir. Şii imamlarından Cafer-i Sadık’la hiçbir ilgisi yoktur. Şeriati’ye göre Savefi Şiasına mensup geleneksel ulema, gerçek dışı bilgilere dayanarak İkbal’in mesajını boğmaya çalışmaktadır.

Şeriati’ye göre Muhammed İkbal’in amacı ne dar görüşlü bir kültürel özgüncülük, ne bölgesel bir doğuculuk fikrine yakalanma, ne nasyonalizm hastalığına yakalanmış bir ideoloji, ne dini dogmatizm, ne de insan haklarını ayaklar altına alacak bir geri dönüş hareketidir.  “İkbal’in amacı; dine, üstelik onun özel bir şekline yani İslam’a dayanarak, onu bireysel bir inanç, ruhsal ve itici bir güç ve bireyle Allah arasındaki içsel bağdan ibaret olan ahlaki bir sistem olmaktan çıkarıp insanın, toplumun, maddi ve manevi hayatın bütün varlıksal boyutlarını kapsayan bir ideolojiye dönüştürmektir.”(14). Şeriati’ye göre İslam’ın yaşayan ve topluma yön veren, onu harekete geçiren bir ideolojiye dönüşmesi, toplumun değişimini gerçekleştirmek için gereklidir.

  1. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  2. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  3. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  4. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  5. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  6. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  7. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  8. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  9. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  10. Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  1. -Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  2. -Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  3. -Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007
  4. -Ali Şeriati, Biz ve İkbal, Ter: Doç. Dr. Derya Örs, Fecr yayınları, Aralık 2007

Hertafaf.com