ANALİZ
Giriş Tarihi : 17-11-2020 13:30   Güncelleme : 19-11-2020 10:34

Ahmet Taşgetiren Yazdı: Ekonomi Mi Götürür Zulüm Mü?

Ahmet Taşgetiren Yazdı: Ekonomi Mi Götürür Zulüm Mü?

Yargı reformunun adı kondu. Demek ki yargıda reform yapma gereği en tepeden itiraf edilmiş oldu.

Peki nerede reform, niçin reform?

Bir görüş şu: dışardan Türkiye’ye yatırım yapmak isteyecekler hukukun sağlıklı işlediğine inanmıyorlar. Yarı yolda kural değişebileceğini düşünüyorlar. Türkiye’yi hukuk açısından öngörülebilir bulmuyorlar.

Hepsi bu mu? Hükümet ekonomide sıkıştı, dışardan para bulamıyor, onun için hukuk reformu yapmak zorunda kalıyor.

Hepsi bu mu?

Adalet Bakanı’nın sözlerine bakılırsa hepsi bundan ibaret değil. Çünkü bakan, Anayasa Mahkemesi kararının alt mahkemede hükmünün geçmemesini ya da pardon demenin insanların tutuklu kaldığı sürenin bedelini karşılamadığını söylüyor.

Hiçbir dış yatırımcının AYM kararı ile işi olmadı, hiçbir yatırımcı da haksız yere yıllarca tutuklu kalmadı. İki kişi tutuklandı, onları da biri ABD diğeri Almanya liderlik seviyesinde devreye girerek söke söke aldı. O olaylar bile Türkiye’de hukukun nasıl ters işlediğinin göstergesi olarak tarihe geçti.

AYM kararları konusu da içerdeki çarpıklığın göstergesi, haksız tutuklulukların insanlara ödettiği bedel de.

Ama iş, Türkiye’de hukuk sancısı, ya da adını koyalım yargı marifetiyle işlenen zulüm vakıası, Bakan’ın sözlerine yansıyan kadar basit de değil.

Henüz her şey konuşulmuyor. Ama er geç konuşulacak. Zulmün envanteri çıkarıldığında, herkes emin olsun ki, Ak Parti dönemi gerçekten çok kötü not alacak.

Gerekçe bulmak kolay, ama zulüm zinciri devam ediyor. Bir dönem evet Ak Parti’ye karşı zulüm icra edildi, ama sonra, bizzat Ak Parti iktidarı zulmün icracısı haline geldi.

Ergenekon davalarına “Kumpas” tanımlaması bizzat kendileri tarafından yapıldı. Ama o kumpası icra edenlerin tamamı, iktidarın koruması altında yaptılar bunu.

Sonra şu FETÖ yargılamaları.

Bir kere önce şunları not edelim:

-Herkes Gülenin vaazlarını dinledi. Camide dinledi, kasetlerde dinledi. Yıllarca dinledi. Diyanet cami tahsis etti Gülen’e. FETÖ FETÖ olana kadar ne Diyanet’ten ne İlahiyatlar’dan, bireysel eleştiriler dışında “Bu vaazların şu kadarı sakat” gibi bir rapor çıkmadı. Öyle mi?

-Herkes okullarında okuttu çocuklarını. Bunlara Ak Parti’nin pek çok milletvekili dahil. Eğitim yatırımlarına gıpta ile bakıldı.

-Demirel gibi, Özal gibi, Ecevit gibi, Çiller gibi, Hikmet Çetin gibi Devlet ve Hükümet Başkanları dahil, pek çok kişi, Gülen’in yurt yaşındaki eğitim yatırımlarına destek verdi, referans oldu. Bu okulların CIA ile bağlantısı olduğu iddiası, genelde sol cenahın görüşü idi.

-Türkçe Olimpiyatlarını herkes destekledi. En son Türkçe olimpiyadında da Erdoğan konuştu.

-Yargıdaki, Emniyet’teki tüm yapılanmaları Ak Parti iktidarının sayesinde oldu. Bunlardan Tayyip Erdoğan’ın haberinin olmadığını kimse söyleyemez. Ya da şöyle söyleyelim: Bunları Erdoğan’a rağmen kimse yapamaz.

-Bütün bakanlıklarda “İmam” diye nitelenen isimler bulundu, Cemaat’in işlerini takip etti. FETÖ FETÖ oluncaya kadar “İmam”lardan şikayet duyan var mı?

-Bu yapının kurduğu üniversitelerin tamamı Ak Parti iktidarının destekleriyle oluştu.

Çok açık söyleyelim: Bir Paralel Devlet Yapılanması (PDY) oluşmuşsa, bu, başta Ak Parti iktidarı olmak üzere tüm Devlet’in himayesi sayesinde olmuştur. Devletin MİTiyle, TSKsı ile ve siyaseti ile “fark etme” katsayısının düşüklüğü ayrıca tahlil edilmeli.

-Niye 17/25 Aralık diye bir milad var? O zamana kadar İktidarla bu yapının birlikte işlediği günahların görülmemesi için. Yılandan söz ediliyorsa, yıllarca beslenip büyütülen yılan iktidarı soktu da onun için.

Şimdi gelelim Gülen Hareketinin “terör örgütü” haline gelmesine ve ondan sonra yargının işleyişine.

Evet, bir paralel devlet yapılanması kabul edilemezdi. Devlet içinde o nitelikteki bir yapılanma sökülüp atılmalıydı. Aslında o yapının oluşumuna imkan verenler de hesap vermeliydi.

Evet, bir darbe girişimi her türlü varlığı ve kalıntısı ile tasfiye edilmeliydi.

Peki ama ortada bir terör yapılanması varsa, bunun kapsamı nasıl belirlenecekti?

Mesela Sözcü ya da Cumhuriyet gazetelerinden FETÖ’cü çıkararak mı? “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım etme” diye bir suç üretip olur olmaz herkesi o cadı kazanının içine atarak mı? Ahmet Altan’ı, Mehmet Altan’ı, Mümtazer Türköne’yi, Ali Bulaç’ı… Bunlar sürecin nasıl çarpık işlediğinin, nasıl önüne gelenin kazana atıldığının tipik göstergesi…Demirtaş da Bilgen de buna dahil.

Alpaslan Kuytul hem PKK’lı, hem El Kaide,li hem FETÖ’cü, hem başka bilmem ney nasıl oldu?

İrtibat – iltisak” diye bir suç üreterek sadece cemaate sempati duyan, bir şekilde ilişiği olan herkesi, aslında süreç içinde nerede ise herhangi bir zamanda herhangi bir “cemaat aidiyeti”ni ateşin içine atma gerekçesi oluştururcasına terör suçlusu haline getiren… bir yargı düzeni.

Yukardan öfkeli bir ses yükseldiğinde Yargı’nın kimyasının alabora olduğu ve en küçük ilişkinin suç olarak görüldüğü bir iklim…

Sormak gerekmez mi? AYM’nin kararını tanımayan o hakim gücünü nerden aldı? Nasıl terfi etti? Kavalalı hangi vicdanla üç yıldır içerde tutuluyor?

Sayın Bakan neden isyan etmediniz bugüne kadar? Oyun mu oynuyoruz, adalet mi icra ediyoruz?

Diğer cemaatler, farkında değiller ki, Ak Parti iktidarının, hani şu bizim dindar kadrolarımızın oluşturduğu emsal, yarın biraz kötü niyetli başka iktidarlar tarafından herkesin boynuna ilmek geçirecek. Herkesi “Legal görünümlü illegal yapı” diye damgalayıp hesaba çekecek? Çoluğu çocuğu, kadını erkeği ile… Masum sohbetler mi dediniz, işte piknikte Risale okumak suç unsuru olarak kullanıldı bu dönemde.

Allah “Bir topluluğa olan kininiz sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin” diyor. Kime diyor Allah aşkına bize değilse?

Medya, senin günahın, senin hınk deyiciliğin, senin zulme gerekçe üretişin arşı tuttu. Bunun vebalini taşıyamayacaksın.

30 bin kişi içerde. 100 bini aşkın insan KHK mağduru. Alınlarına “Terör damgası” vurulmuş 30 bin kişi. 100 bini aşkın yargısız infaz. Söyleyip duruyorum, bu 30 bin insanın – ya da onca KHK’lının yüzde kaçı gerçekten terörist? Ve bir tek kişi masumsa, onun hesabı nasıl verilecek? Birileri belki de içinden bize “Mahşer ortamını hatırlatma” diyordur. Ama o gün gelecek.

Ekonomiden mi yıkılır iktidarlar zulümden mi?

Bence zulümden. İktidarlarını çok önemseyenler, zulümle iç içe yürümekten kaçınsınlar. Kurtulsunlar. Geç bile kaldıklarını görecekler. Bakanın sözleri zulmü bildiğini ortaya koyuyor. Zulüm onun bildiğinden çok çok daha büyük alanları yakıyor.

Öyle naif çıkışlarla işin içinden çıkılamayacağını bilmeli herkes. Belki de adaletin adalet olmasının ilk şartı onun araçsallaştırılmaktan kurtulmasıdır.

Karar