ANALİZ
Giriş Tarihi : 17-10-2020 08:49   Güncelleme : 17-10-2020 08:49

Medine Sözleşmesi soruşturması, İhsan Süreyya Sırma Cevaplandırdı: Hz. Peygamber(S) Hakim Mi, Hakem Mi?

Özgün İrade Dergisi 2020 Ekim sayısında Medine Sözleşmesini , bağımsız yazılarla birlikte soruşturma şeklinde de işledik. Birde, ayrıca İslam tarihi uzmanı Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Medine Sözleşmesi soruşturması, İhsan Süreyya Sırma Cevaplandırdı: Hz. Peygamber(S) Hakim Mi, Hakem Mi?

İslam Devleti; Modern Argüman… Klasik Argüman…

Osmanlının çöküş sürecinde Muhammed Reşid Rıza’nın önerdiği İslam devleti kavramı; zamanla İslamcısından, muhafazakârına, oradan Selefisine değin Müslümanlar tarafından, o da, içeriği ciddi bir değerlendirilmeye tabi tutulmadan kabul görmüş oldu. Halbuki, modern paradigma içre önerilen bu kavramın, -İslamcılar istisna edilebilir- en başta Selefiler olmak üzere, Müslümanların büyük bölümü tarafından kabullenilmemesi icap ederdi.

Günümüze geldiğimizde, bırakın seküler grupları, Müslümanlar arasında dahi, İslam’a uygun düşebilecek yönetim olgusuna dair yapılan tartışmalara bakıldığında, İslam devleti kavramının yavan kaldığı müşahede edilmektedir.

Yukarıda vurgulanan değişikliğe ve var olan değişkenliğe rağmen ve demokrasiye, dolayısıyla Türkiyeli demokratlara eleştiri sunmanız ve bayağı yer edinen bir Müslüman demokrasi deneyimine rağmen İslam devleti olgusu üzerine neler söylenebilir?

Hz. Peygamber (s.as)’in, Medine’ye hicretine müteakip, cami inşaası ve Mekke’den Medine’ye hicret etmiş Müslümanlarla, Medineli Müslümanları birbirlerine kardeş yaptıktan sonra, ele aldığı üçüncü mesele, Medine’de İslam devletinin kuruluşudur. Onun gayesi, Medine’deki diğer etnik ve dini gruplarla bir Devlet kurarak, her an için Müslümanlara saldırma ihtimali bulunan Mekke Devleti’ne karşı Müslümanları emniyete almaktı.

Medine Yahudileri ve Kurayzaoğulları…

Birçok kaynakta geçtiği üzere, özellikle de Kurayza kabilesine karşı, Hz. Peygamber’in(s) yürütmüş olduğu ‘büyük bir savaş’ vukubulmamıştı. Zaten, Medine Vesikası konusunda az da olsa, önemli birçok kaynakta, böylesine ‘büyük bir savaş’ hele hele bir katliam ise, hiç yer almamaktadır.

Konu ile ilgili olarak var olan bir bilgi sadece İbni İshak’ın siyerinde bulunmakta olup, hadis kriteri açısında haber-i vahit’e uygun bir karşılığı dahi olmayan şaz bir görüş olduğu genel anlamda kabul görmektedir.

Vesika bağlamında; dün ve günümüz Yahudi meselesi konusunu incelemiş olmanız açısından, bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Yahudi Meselesi’nin, tarihte yaşanmış çok özgün bir uygulama olan Medine Vesikası çerçevesinde incelenmesi, çok yönlü faydalar taşımaktadır. Bu yaklaşım bize, hem Müslümanların farklı düşüncedeki insanlarla bir arada hangi çerçevede yaşayabileceklerinin ipuçlarını vermekte, hem de günümüzde de ciddi bir mesele olarak varlığını devam ettirmekte olan Yahudi Meselesi’ni anlamamızı kolaylaştırmaya zemin hazırlamaktadır. Özellikle Siyonist İsrail devletinin, Filistin’de gerçekleştirmiş olduğu insanlık dışı eylemler, bu meselenin ehemmiyetini kat kat arttırmakta ve sadece Müslümanların değil, bütün insanların Siyonistler konusunda ne kadar müteyakkız bulunmaları gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır.

Medine Yahudilerine Tanınan Dinî ya da Siyasi Haklar Mevzuu…

Tüm zamanlar açısından düşünüldüğünde, idealin öncelendiği, buna bağlı olarak, yine ideal içre kalınarak realite üzerinden, var olan ‘maddi’ hakların tevdi edilmesi gereken ortamlarda, etnik ve ‘dinî’ grupların maddi/siyasi) haklarının onlara verilmezliği durumunun Medine’de uygulandığı söz konusu edilmektedir.

Bu açıdan bakıldığında, vesika ile Yahudilere verilen hakların dini, ya da siyasi mi olduğu konusunda neler demek istersiniz?

Vesika ile Yahudilere verilen haklar, siyasi değil, dinidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s)’in siyasi meselelerde Yahudilerle istişare ettiğine, ya da en azından onlara bilgi verdiğine dair en küçük bir rivayete dahi rastlamadık.

Haber Duruş