MAKALE
Giriş Tarihi : 08-10-2020 08:55   Güncelleme : 12-10-2020 21:08

Hüseyin Akın yazdı: Anne duası

Ben annemin altıncı çocuğuyum. Babam kendi babasının ismini koymuş bana. O dünyadan gitmiş, onun ismini ben temsil etmeye gelmişim. O zamanlar kırkı aşıyorsa bir erkek ya da kadın gayet uzun yaşadığına hükmediliyormuş.

Hüseyin Akın yazdı: Anne duası

Ben annemin altıncı çocuğuyum. Babam kendi babasının ismini koymuş bana. O dünyadan gitmiş, onun ismini ben temsil etmeye gelmişim. O zamanlar kırkı aşıyorsa bir erkek ya da kadın gayet uzun yaşadığına hükmediliyormuş. Dedem 54 yıl yaşamış. Tarlada çalışıp evde son nefesini vermiş. Babamın anlattığına göre konuşa konuşa gitmiş. Bir kez dede diyemediğim büyükbabamın ölümüyle birlikte babamın dünya telaşı, ailevi sorumluluğu daha bir artmış. Toprak yetmediği için o da taşının toprağının altın olduğuna inandığı İstanbul’u gözüne kestirmiş. Yapmadığı iş kalmamış. Çalıştığı işler daha çok beden gücüne dayanan meslekler. Tuğla harmanlarından inşaat işlerine kadar. Yurtdışı çalışma fırsatı doğmasına rağmen çoluk çocuğunda aklı kalır endişesiyle başvurduğu halde bu imkândan vazgeçmiş.

Annem evin en küçük çocuğu olarak köyle kent arası beni dolaştırıp durmuş.

Bu yolculukların birinde Sinop’tan İstanbul’a gelirken Gerede’de otobüsümüz şarampole yuvarlanmış. Annemin söylediğine göre bu kazada otobüsün nerdeyse üçte biri ölmüş ya da yaralanmış. Beni ise koltukların arasında şaşkın ve korkulu bir halde bulmuşlar. Bu yüzden olmalı bir tarafım metropol bir tarafım taşradır hep.

Yedi çocuk büyütmüş annem. Onlarca torununda da emeği var. Hiçbir yere yetişme diye bir derdi olmamıştır ömür boyu. Hiç okuluna gitmediği halde kanaat, hiç tahsilini almadığı halde tevazu, sabır ve merhamet sahibi olmuştur. Kendi kendine Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmiş. Öğrendikten sonra da bir daha elinden hiç bırakmamıştır. İlkokulu eksik okumuş, lakin görünmez üniversitenin en müdavim öğrencisi olmuştur.

Ben beni bildim bileli hep bir yerleri ağrır annemin. Fakat zerre miktarı şikâyet etmez. Hayatın temposunu bozduğu hiç görülmemiştir. Fakat evde biri nezle olsa onu nasıl dert edip iyileşmesi için kırk türlü çare aradığını herkes bilir. Bütün bunları ona öğretecek bir annesi de olmamış annemin. Çocuk yaşta annesini yitirmiş. Annesizlik onda hep bir ukdedir. “Yüzünü dünya gözüyle göremedim, bari rüyamda göreyim” diye sık sık dua edip Allah’a yakarır. Bu duası otuz yıl evvel hac için gittiği Mekke-i Mükerreme’de gerçekleşmişti. Zemzem ve hurmanın yanı sıra oradan hediye olarak bize bu rüyayı da getirmişti.

Allah diyen herkese inanır annem. Neden hemen kanıyorsun, diye söylediğimizde, cevabı hazırdır: “Allah lafzı hatırına!” “Allah diyerek kapıya gelen geri çevrilmez” sözünü ben ondan öğrenmiştim. Yedirip içirmeyi sever annem. Onun en mutlu anları eve misafir geldiği anlardır. Bir de aç gelmişse keyfine hiç diyecek yoktur. Diyelim ki yemek yiyip geldi, o zaman da annemin ısrarından kurtulamaz. Birkaç kaşık birkaç lokma da olsa yemesi için sofraya oturtur.

Siyasi bilinç, dünyayı yorumlama yeteneği, doğru ile yanlışı tefrik niteliği sanki ona Allah tarafından bahşedilmiş meziyetlerdir. Ayakta zor durduğu anlarda bile Allah’a karşı ödevlerini hiç aksatmayan, oruçtan lezzet, namazdan derin bir haz alan, eline geçeni kendisinden daha çok ihtiyaç sahibi olana tasadduk eden kadın işte o benim annemdir. Hiç stres yapmaz, bunalım nedir bilmez, panikatak, anksiyete, paronaya sözcükleriyle hiç işi olmamıştır.
Bu kez hastalık onu tuttu bırakmıyor. Hiç tanımadığı, hiç ilgisi olmadığı, verdiği acının dilini bile çözemediği bir hastalıktan yatıyor.
Dua bekliyor…
Ettiği dualar yeşersin diye.

“Nerde bir yol daralsa sanki annem oluyor/Bu gök denizinde ay takılırken oltaya/Annem oluyor sanki günler biraz kısalsa/Çarpıyor resmi geçit serseri bir voltaya.” (H.A.)

Milli Gazete