Zülküf Eser
Giriş Tarihi : 06-10-2020 07:35   Güncelleme : 09-10-2020 14:37

Zülküf Eser Yazdı: Biraz Da Coniler Yas Tutsun!

İnsan düşerek tecrübe kazanır. Hayat düşmelerin toplamıyla güzeldir. Düşmeyenler hayatın anlamına yabancıdır. Hayatın anlamına yabancı olanlar hayatı kendilerine olduğu gibi başkalarına da zindan ederler.

Zülküf Eser Yazdı: Biraz Da Coniler Yas Tutsun!

 

Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir. Hayat sürprizlerle doludur. İnsanları, sürprizlere hazırlıklı olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırıyorum. Cennet ve cehennem diye bir şey yoktur; cennette sizsiniz, cehennemde! Düşünceleriniz, yanılgılarınız, ihtiraslarınız ya cehenneminiz, ya cennetinizdir! Kimse durduk yerde cehenneme talip olmaz herkes cennet yolcusudur, cennete taliptir. Lakin gel gör ki “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” der Ziya Paşa. Biraz da bu cepheden bakalım kendimize; bu cepheden görelim kendimizi.

“Düşmek” bir fiildir biliyorsunuz. Biz cümlenin öğesiyiz. Tümleç, bağlaç, özne neyse fiil de, yüklem de odur cümlede. Bunlar birbirleriyle bağlantılıdır. Her özne için “düşmek” fiilinin çağrışımları farklıdır. Yere düşmek, attan düşmek, kayalıktan düşmek, gözden düşmek, gönülden düşmek… Listeyi uzatabiliriz. Herkesin hayatında bu fiilin bir anlamı vardır çünkü herkes bir şekilde bir yerlerde düşmüştür. Mezara düşmek söz konusu olmadığı sürece diğer tüm düşmelerin panzehiri vardır: Kalkmak… Kalkmakta bir fiildir ve düşenin emniyet sübabıdır. Hiçbir nesne düştüğü yerde kalmamıştır. Ya rüzgâr onu alıp götürmüş, ya çöpçüler süpürmüş, ya da bir el onu düştüğü yerden kaldırmıştır. Eylem söz konusudur burada. Bizi onaran eylemler olduğu gibi, yıkan eylemler de vardır. Dedik ya hayat sürprizlerle doludur. Düştüğünde kalkmasını bilmek, kalktığında düşenin halinden anlamak hal ehli kılar insanı. İnsan düşerek tecrübe kazanır. Hayat düşmelerin toplamıyla güzeldir. Düşmeyenler hayatın anlamına yabancıdır. Hayatın anlamına yabancı olanlar hayatı kendilerine olduğu gibi başkalarına da zindan ederler.

Müslümanlar iki yüz yılı aşkındır yerlerde, ümmet yerde. Tarumar, bizar! “Düşmek” fiilinin muhatabı! Görmedikleri eza, çekmedikleri cefa, tatmadıkları elem kalmadı. Yer ağladı hallerine, asuman gözyaşı döktü kederlerine ama onlar akıllanmadılar. Ayrılığın alasına, belaların katmerlisine, yangınların yangınına talip oldular. Ders almadılar bir türlü yaşanan tecrübelerden.

Malumunuz Yeşilçam’a bir şekilde yabancı olmayan bir toplumuz.  Aktrisimiz namı meşhur Cüneyt Arkın abimiz önce dayak yerdi, sonra da alasından intikamını alırdı. Yahu İslam dünyası iki yüz yıldır dayak yiyor ve hep yiyor. Kaş göz morarmış durumda, tam bir facia, tam bir Kerbela!

Bir mafya babası oğluna: “Oğlum, iyi bir boks seyircisi olacağına, kötü bir boksör ol, sahaya in ve dayak ye!” der. Bu önemli bir nasihattir. Biz Müslümanlar iki yüz yılı aşkın bir zamandır sahada dayak yiyoruz. Kafamızda patlayan sopaların haddi hesabı yok. Nerdeyse yemediğimiz sopa kalmadı. Kâh mezhep sopasıyla, kâh tarikat sopasıyla, kâh cemaat sopasıyla, kâh parti purti sopasıyla dayak yiyoruz. Babalarımız da bu sopalarla dayak yemişti! Ah akılsız kafamız! Hiç ders almışa benzemiyoruz! Hala aynı yerdeyiz, aynı sopalarla birbirimizi dövüyoruz! Hala şucu bucu, hala sen ben, öteki berikiyiz!

Ne kadar çirkiniz Allahım! Sen affet bizi, sen topla, toparla bizi! Her hikâyenin bir sonu, her elemin bir zevali vardır. İçine düştüğümüz bu “düşmek” fiilinin de bir sonu olsun alsın! Üzülen, ağlayan, kanlı gözyaşları döken biz olmayalım artık. Gelin ümmetçe kendimize yeni bir sürpriz yapalım ve bu sürprizle uyanalım doğacak olan yeni güne! Olmaz mı? Bence bal gibi olur! Hadi kardeşim! Filistin’i, Kudüs’ü, Mekke’yi, Medine’yi, Kahire’yi, Bağdat’ı, Tahran’ı, Gence’yi, Nişabur’u, Isfahan’ı, İstanbul’u, Saraybosna’yı sevindirelim! Tuttuğumuz yaslar son bulsun! Sevinen biz, yas tutan Coniler olsun artık!

Allah’a Emanet Olunuz.