Mücahit Gültekin
Giriş Tarihi : 02-10-2020 21:25   Güncelleme : 09-10-2020 14:39

Mücahit Gültekin Yazdı: Yasak Aşk Yasak Mi?

Mücahit Gültekin Yazdı: Yasak Aşk Yasak Mi?

ATV'de yayınlanan "Esra Erol'da" programında yaşanan "gayr-i meşru ilişki" olayından sonra, kanala yönelik kamuoyunda bir tepki meydana geldi. Tepkilerin özünde böylesi ahlaksızlıkların bir reyting malzemesi haline getiriliyor olması vardı. ATV'nin de üyesi olduğu Medya Derneği bir basın açıklaması yaparak üyesine sahip çıktı. Derneğin yönetim kurulu üyeleri arasında Yeni Şafak ve Türkiye Gazetesi genel yayın yönetmenleri, Kanal 7 sorumlusu ile TRT Genel Müdürü ve Anadolu Ajansı Genel Müdürü de bulunuyor. Dolayısıyla, derneğin konuya yaklaşımı, medya ahlakının temellerini tartışmak açısından değerli bir fırsat sunuyor. Derneğin yönetim kurulunun "muhafazakar" karakteri muhafazakar yayıncılığın evrildiği nokta hakkında da önemli ipuçları veriyor.

Öte taraftan Esra Erol'da yaşananlar, böylesi olayların yapısal sebeplerini tartışma imkanı veriyor.

Veriyor vermesine de kimin umurunda? Bunun gibi pek çok meseleyi çarçur etmedik mi? Örneğin bu olay ahlak-hukuk ilişkisi bağlamında yürütülecek bir tartışmanın kapılarını aralamıyor maalesef ülkemizde.

Bu ve benzeri olaylar bilindiği gibi medyada "yasak aşk" olarak tanımlanıyor. Halbuki önümüzde açık, yalın, net bir soru var:

Ortada bir yasak var mı? Yani yasal, kanuni açıdan bir sorun var mı?

Yok.

5237 sayılı kanuna göre kadın ya da erkeğin eşini aldatması suç değil. Aldatma, aldatılan eş için boşanma sebebi olarak sunulabiliyor sadece.

Öyleyse, neyi tartışıyoruz?

Basının bu tür olayları haberleştirirken kullandığı "yasak aşk" tanımlamasındaki her iki kelime de yanıltıcıdır. Ortada ne bir yasak vardır, ne de çoğu zaman bir aşk. Oradaki "yasak" kelimesi "yasal" bir anlam taşımıyor, "toplumun hoş görmediği" hatta "toplumun bir kısmının hoş görmediği" anlamında kullanılıyor. Yoksa, kanuni açıdan bir sorun yok. Hatta bu tür haberleri biraz daha dikkatli okursanız, oradaki "yasak" kelimesinin, olayın "tuzu-biberi" kabilinden mevzuya heyecan katan bir şey olduğunu fark edebilirsiniz. Bu haberlerin verilme biçimi daha çok, o tanımlamadaki "aşk" kelimesini değil, onu yasak kılan toplumsal yargıların problemli oluşuna göndermede bulunur.

Dikkatinizi çekmiş olmalı, Esra Erol'un programına katılan kadın memleketine döndüğünde önce gözaltına alındı sonra serbest bırakılıp, bir kadın sığınma evine yerleştirildi.  Peki neyle suçlandı bu kişi: 5237 sayılı TCK'nın 231. maddesiyle. Yani, "çocuğun soybağını değiştirme suçu." Daha açık bir şekilde ifade edersek, kadının bir başkasından olan çocuğu, eşinin üstüne nüfusa kaydettirerek çocuğun soybağını değiştirmiş olması. Ama kadın anlaşıldığı kadarıyla çocuğun kimden olduğunu net bilmiyordu daha öncesinde. O yüzden "bilmiyordum" savunması yapmış olması muhtemel.

Kadının komşusu olan erkeğe gelirsek. Kadının yaşı küçük değilse ve kadın da razı ise, onun durumu da yasal açıdan "temiz".

O zaman tekrar soralım: Bu olayda bir suçlu var mı? Kanunun yasakladığı bir eylem var mı?

Mesela kadının kocasını düşünelim. Yapabileceği bir şey var mı? Tek yapabileceği "aldatma" gerekçesiyle boşanma davası açabilir; tabii ki isterse.

O zaman bütün bu gürültü niye?

Diyeceksiniz ki, "Ne demek niye! Böyle ahlaksızlık olmaz!"

Ama oluyor işte; yapabileceğiniz bir şey var mı?

Özetle olaydaki durum şudur: Kadın suçsuz, "komşu" suçsuz, kadının kocası da...

Peki ya "Esra Erol'da" programı?

Bir defa, suç olmayan bir eylemden dolayı kanalı suçlamak mantıksız. Olaya bu açıdan bakarsanız Esra Erol en suçsuzu. Neyle suçlayacaksınız? Ahlaksızlıkla mı!

Bizde her suçu medyanın üstüne atmak gibi bir alışkanlık var. Bu, medyayı suçlamanın kolaylığından olsa gerek.

"Ama medya kötü örnek oluyor, toplumu çürütüyor, ifsad ediyor" filan deniyor.

Emin misiniz? Kötü örnek olsaydı, toplumumuzu çürütüyor olsaydı, gençlerimizi ifsad ediyor olsaydı hukukumuz bunun gereğini düşünmez miydi sizce?

"Evet, düşünürdü" diyorsanız, o zaman tekrar soruyorum: Bu gürültü niye?

Yok eğer hukukumuz neslimizi, geleceğimizi, toplumu korumuyor diyorsanız o zaman niye ATV'yle, Esra Erol'la filan uğraşıyoruz?

Çünkü biz sorunlarımızın altında yatan gerçek sebeplerle yüzleşme cesaretine sahip değiliz.

Dikkat ederseniz "ahlaksızlık!" diye bağırıyoruz, "hukuksuzluk!" diye itiraz edemiyoruz.

Bir şey hem ahlaksız hem de hukuki olabilir mi diye hiç düşünmüyoruz.

Bal gibi oluyor işte.

O yüzden sen bağırmaya, o program olmaya devam edecek.

Üstelik niye bağırıp, çağırıyorsun? Niye bu kadar tepkilisin? Kadına, "komşuya", Esra Erol'a, ATV'ye verip veriştiriyorsun! Hele hele o kadına ve "komşuya" demediğini bırakmıyorsun! Konusu "yasak aşk" olan onca film, dizi izlemedin mi bu ülkede? Bu dizileri sadece kendi ülkende yayınlamayıp, Ortadoğu'ya da pazarlamadın mı? Ne bekliyordun ki? Burada şaşırtıcı olan ne?

Her neyse, olaydaki son durumu yeniden özetleyelim: Kadın suçsuz, "komşu" suçsuz, koca suçsuz, Esra Erol suçsuz.

Peki ya Medya Derneği? O da zaten en suçsuz olan Esra Erol'u savunmuyor mu? Yani, suçsuz oğlu suçsuz.

Medya Derneği'nin savunmasını dikkatli bir şekilde okudum. Uzun uzun yazıp-anlatmaya çalışmışlar. Üstelik ilkesel bir argümana da dayandırmaya çalışmışlar söylediklerini. Bence iyi etmemişler. Lafı uzatmalarına gerek yoktu: "Size ne kardeşim? Yaptık, yaparız yine yapacağız! Yasalarımızca hoş görülen bir eylemi ekrana taşıyıp taşımayacağımızı size mi soracağız?" deselerdi yeter de artardı bile.

Aile Akademisi