ANALİZ
Giriş Tarihi : 29-09-2020 17:11   Güncelleme : 09-10-2020 14:41

Ali Ammar Canöz yazdı: Azerbaycan-Ermenistan sorununa İnkılabi yaklaşım

Ali Ammar Canöz yazdı: Azerbaycan-Ermenistan sorununa İnkılabi yaklaşım

Kardeşler, hayatımızın her alanı ve hayattaki tüm gelişmeler ile ilgili bizim bir usulümüz vardır; o da Şer’i rehberiyetin ortaya koyduğu usül ve esaslara uymak, duruşumuzu, söylem ve amellerimizi ona göre belirlemektir.

Biz bunu Nübüvvet-İmamet-Velayet hattından öğrendik, biz bunu Velayet-i Fakih sisteminden ve Hz İmam’ın beyanlarından öğrendik. Bunun kaynağı da İslam Fıkhı’dır.

Şer’i rehberiyet İslam Fıkhına göre, işgale ve saldırıya uğrayan İslam beldelerinin savunulması ile ilgili hükümler ortaya koyar. Bu hükümler bizim görev ve sorumluluklarımızı belirler. Nasıl hareket edeceğimiz, nasıl bir tutum takınacağımız burada ortaya çıkar. Biz kendimizi bu esastan ayrı ve müstağni göremeyiz. Böyle bir tavır ve tutum Şer’i rehberiyet ve velayetle bağı koparıp atmaktır. Bu da insanı hak istikametten saptıracak bir durumdur...

Azerbaycan bir İslam memleketidir ve topraklarının % 20 kadarı da Ermeni işgali altındadır. Halkı Müslüman olan bir ülkenin her tür dış yabancı saldırılar karşısında korunması ve savunulması bizim için Şer’i bir görevdir. Bu tüm yeryüzü coğrafyasındaki müslümanlar için geçerlidir. Ancak bu savunmanın askeri boyutu velayet makamının uhdesindedir. Nasıl ve ne şekilde olacağını burası belirler, hazırlıkları görevlendirmeleri velayet makamı yapar. Bunun dışında sosyal ve kültürel alanda savunma müslümanların bireysel ve toplumsal çabalarına ve gayretlerine bağlıdır. Önemli olan amaçla uygun olanı, makuliyeti ve hikmeti gözetmektir.

Azerbaycan’ın Rusya’dan bağımsızlaşmasından sonra birkaç devre yaşadı. Bu devrelerden biri de Ermenilerin Azerbaycan’a saldırması idi. Öyle ki masum ve savunmasız insanlar ya katlediliyor, ya da canlarını kurtarabilmek için evlerinden ve şehirlerinden kaçıp kendilerini güvenli yerlere yetiştirmeye çalışıyordu. Bu durum karşısında Veliyy-i Emr-i Müslimin Seyyid Ali Hamenei devrim muhafızlarına Azerbaycan’ın savunulması ve saldırıya uğrayan, evlerinden kaçan halkın korunması için gereken her şeyin yapılmasını emretti. Bu emir üzerine devrim muhafızlarından bir çok savaşçı hemen Azerbaycan’a yetişti iki alanda çalışmaya başladı. Birinci alan ortada kalan halkın barınması, ihtiyaçlarının karşılanması ve korunması için insani yardım çalışması. İkincisi ise düşman saldırılarının durdurulması ve işgal edilen toprakların kurtarılması için Azerbaycanlı savaşçıların eğitilmesi ve gereken tüm silah cephane ve ekipman ile donatılması. Ve aynı zamanda cephelere bizzat katılarak savaşılması. Bu da askeri boyut idi...

Peki devrim muhafızlarının imam Hamenei’nin emri ile Azerbaycan’a gidip savaşa bilfiil katıldığı bu dönemde Azerbaycan’daki yönetim İslami yönetim miydi? Ya da emperyalizm ve siyonizmin karşısında duran, devrimci ve direnişçilere destek veren Amerika ve İsrail karşıtı bir yönetim miydi?

Azerbaycan’ın bağınsızlaşmasından sonra, ülkede dindarların ve islam devrimi dostlarının en çok eziyet gördüğü, zindanlarda işkence gördüğü ve şehit olduğu bir dönem. Velayet hattında olanların tutuklandığı ve partilerinin kapandığı bir dönem. Bütün bunların arkasındaki isim de dönemin Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev...

Devrim muhafızları Azerbaycan’a gittiğinde Haydar Aliyev ile birlikte oldular ve hatta bazı cephelerde birlikte bulundular.
Şimdi, Azerbaycan’daki İlham Aliyev yönetiminin siyasi karakterini öne çıkartıp Azerbaycan’ın savunulması ve desteklenmesi noktasında ikircikli durum oluşturanlar acaba velayet hattından uzaklaşmış olmuyorlar mı? Acaba bu gibi tavır ve söylemlerle velayeti fakih’in duruşunu ihlal etmiş olmuyorlar mı?

Kardeşler biz, velayet hattı müslümanlarıyız, ölçümüz miyarımız ve mihenk noktamız Velayeti Fakih’in gösterdiği istikamet ve sorumluluklardır. Bu bizim kişisel ve ikincil bir tercihimiz değil, Allah ve Resulü ile, Kuran-ı Kerim ve Muhammedi İslam ile olan ahdimizdir. Bizim ahdimiz; şahsiyetimiz, onurumuz, izzetimiz ve dürüstlüğümüzdür...

Bizim hiç bir Müslüman topluma yakınlığımız veya uzaklığımız ne ırkımızdan, ne kavmimizden ne de mezhebimizdendir. Bizim ölçümüz imam-ı Ümmet ve islam kardeşliğidir.

İmam Hamenei Filistin’in, Lübnan’ın, Irak’ın yardımına koşarken Arap olduğu için değildi.Bosna’nın yardımına koşarken Boşnak, Afganistan’ın yardımına koşarken Tacik veya Peştun değildi. Ne birisinin Sünni oluşuna ne de Şii oluşuna bakmadı.. Çünkü Veliyy-i Emr-i Müslimin demek, ayrımsız bütün ümmetin sahibi, velisi, korucusu, babası demektir. O dersini İmam Humeyni’den ve Hz emirelmümin’den almıştı. O dersini bu ümmetin yegane önderi Hz. Resul-i Ekrem’den almıştı. Ümmet arasında hiç bir zaman ayrım yapmadı.

İslam devrimi, İmam Hamenei ve devrimin fedakar güçleri kendilerini, göğüslerini mazlum müslümanlara siper edindiler. bunu yaparken tek düşündükleri omuzlarına binen sorumluluklardı. Bunun bir kısmına da bizzat tanığım.

Her ülkede her kavmin ırkçısı vardır, ama bizler mazlum bir halkın savunmasında o ırkçıların yüzünden halkı mı bırakacağız?

Filistin’i savunurken Arap ırkçılarından sebep susacak mıyız?

Mazlum Kürt halkını savunurken PKK veya PJAK deyip duracak mıyız?

Türkiyeli müslümanları savunurken Türk ırkçıları veya laik Kemalist zorbalar deyip duracak mıyız?

Bizim için renkler diller ve ülkeler değil, mazlumlar mahrumlar ve mustazaflar ölçüdür. İmam Ali vasiyetinde ‘mazlumların yanında ve onların yardımcısı olun, zalimlerin karşısında ve onların düşmanı olun” buyururken ne zalimin ne de mazlumun dinini, mezhebini, kavmini, rengini ve ülkesini söz konusu etmemiştir. Bizler böyle bir mektebin böyle bir yolun takipçileri iken vesvasu’l hannasın iğvalarına, gafil ve sorumsuzların saptırmalarına kanmayalım...

Hürseda