Ali Bulaç
Giriş Tarihi : 13-09-2020 20:45   Güncelleme : 15-09-2020 09:37

Ali Bulaç Yazdı: Başka Gezegenlere Gitmek..

“Kim, Allah'ın ona, dünyada ve âhirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kessin de bir baksın, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi?”

Ali Bulaç Yazdı: Başka Gezegenlere Gitmek..

Uzay çalışmalarının yöneldiği amaçlardan biri yeryüzü gezegeninde giderek zorlaşan ve belki de tükenme noktasına gitmekte olan hayatın sona ermeden, beşerin varlığını devam ettirmek üzere uzayda yaşayabileceği başka gezegenler bulup oraya taşınmasıdır. Son gözlemlere bakılırsa bilim insanları dünya gibi su ve havanın varolması dolayısıyla beşeri hayatın sürebileceği 45 gezegen tespit edilmiş bulunmaktadır. Belki de günün birinde insan uzayda hayatını sürdürebileceği herhangi bir gezegene taşınabilir.

Peki bu mümkün mü ve mümkün ise, nihai anlamda insan ve gezegen için ne değişecektir?

Bu sorunun cevabıyla ilgili Kur’an-ı Kerim’de ilginç ipuçları var:

“Kim, Allah'ın ona, dünyada ve âhirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kessin de bir baksın, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi? (22/Hac, 15.)

Bu ayette "Allah'ın kendisine yardım etmeyeceği" iddia edilen kişi Hz. Peygamber mi? Eğer zamir ona atfedilirse bu durumda, söz konusu iddiayı öne süren kimse yanılıyor, Allah ona hem dünyada hem ahirette yardım edecektir. Bu O'nun va'didir. Nitekim Nasr (110) suresinin teyidiyle ona ve davasına yüce Allah nusret ve fetih verdi. İddiasında ısrarcı ise yapabileceği şey tavana bir ip bağlayıp kendini assın yani intihar etsin, bakalım bu başvurduğu çare (keyd) bir işe yarayacak mı? Geleneksel tefsirciler ayeti genellikle böyle yorumlamışlardır.

Ama bu tatminkâr bir yorum gibi görünmüyor. Öncesinden ele alırsak 11. ayet, iman-küfür sınırında olup, kendisine yardım için Allah'ın yeterli olmadığını düşünen, Allah'ın dünyada ve ahirette bireylere ve toplumlara ebedi kurtuluş ve mutluluk sağlayamayacağını öne süren kimselerden söz eder: "İnsanlardan kimi de, Allah'a bir ucundan ibâdet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, âhireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır."  (42/11.)

Ebu Ca’fer en Nahhas’a göre bu profildekiler tereddüt ve şüphe içinde iseler, bir yol ve imkan bulabiliyorlarsa, göğe (sema) yükselsinler, ilahi yardımın kaynağını kessinler. Bunu yani ister dua ister vahiy ve vahiy üzerinden gelen ilahi yardımın kaynağını kesemezler; ne kadar semaya yükselirlerse yükselsinler sonunda bundan aciz kalacaklar, başvurdukları çare-çözüm işe yaramayacaktır.

Bu ruh hali içinde olanlar, Allah’ın yardımını veya aradıkları huzur ve tatmini dünyada bulamıyorlarsa, gökte de bulamazlar. Bazı tefsircilerin öne sürdüğü gibi ayette "evin tavanı"nı kast edilmiş olsaydı, "sema (gök)" yerine "sakf" kelimesi kullanılırdı. Sema yerine göre gezegeni kaşuatıp harici etkilere karşı koruyan atmosfer, yerine göre uzay boşluğudur, uzaya ip-halat asılmaz ama aşağıdan yukarıya doğru çıkılabilir. Hurma ağacının tepesine ip bağlansa da sonuç itibariyle ağacın dibinden tepesine çıkılması gerekir. Şu halde burada ince bir nükte var, bunu gözden kaçırmamak lazım. Şöyle ki:

Göğe, yukarıya çıkmak isteyen biri –eğer bir araç-bulabiliyorsa bunu denesin, yapmaya kalkışsın. Onun bir araçla yükselmesinin, çıkmasının yolu yine bir sebeple, araçla mümkün olacaktır. Daha basit düzeyde düşünelim: Tavana yükselmek isteyen biri bunu ancak tavana bağladığı bir iple yapabilir. Bu Alah’ın vaz’ttiği tabiat yasasıdır. Durup dururken yerin çekim yasasını hiçe sayarak yukarı çıkamaz. Çünkü ilahi sünnet (tabiatın yasası) bunu zorunlu kılmaktadır. İpe tutunarak tavana çıkmak Allah’ın yardımıdır, Allah sebepleri, tabiat yasalarını yaratmak suretiyle insana yardım etmiştir, insana düşen görev sebeplere, yasalara, yapması gerekenlere yapışarak yaşamak, O’nun yardımından istifade etmektir. Tavana tırmandığında ipini kesenin başına gelecek olan bellidir: Küt diye yere düşmek, ötesini berisini kırmaktır.

İndiği zamanın muhatapları için bir varsayım (hipotetik) olan ayet bugün için fiili gerçek olmuş, göğe yükselmek mümkün hale gelmiş bulunmaktadır. Bu bize sebeplerin, araç ve imkânların bulunması halinde göğe yükselmenin mümkün olduğunu Kur’an-ı Kerim’in bildirdiğini göstermektedir. Nitekim insanlar uçağı, uzay gemisini keşfetmek suretiyle göğe yükseldiler, bir yerden bir yere uçmaya başladılar. Doğru, meşru, mütevazi olduğu yani sınırları aşmayacak çerçevede kullanıldığı sürece her tabiat olayı, yasanın keşfi ve araç gerecin geliştirilmesi Allah’ın yardımıdır. Bunları hayır yolunda kullanmalı ve daima Süleyman aleyhisselâm gibi şükretmeyi bilmelidir. Kendi dinlerini bir kenara bırakıp hayat tarzlarını, politik ve sosyo-ekonomik sistemlerini değiştiren Müslüman dünya, zayıf düşme sebeplerini kendinde araştırıp güç ve izzet kazanmanın yollarını, sebep ve imkânlarını aramaya kalkışsaydı başkalarını taklit etmek suretiyle kişilik ve kimliğini kaybetmez, başkalarının aklına göre hareket ettikleri için zaafı, bağımlılığı uzayıp gitmezdi.

Ancak ister Müslümanlar ister Müslüman olmayanlar, eğer huzur ve sükunu, mutluluk ve felahı arıyorlarsa Allah’ın çizdiği istikamette yaşayacaklardır, mutlu ve huzurlu olmanın başka yolu yoktur; uzaya çıksalar, başka gezegenlerde beşeri koloniler ve şehirler kursalar da Allah’ın gösterdiği yoldan sapacak olurlarsa, orada da huzurlu ve mutlu olmayacak, dünyadaki trajik tecrübelerini tekrar edeceklerdir. Nihayetinde yapabilecekleri şey kendilerini dünya gezegeninden başka gezegene taşımak olacaktır. Çinlilerin dediği gibi, insan nereye giderse kendini beraberinde götürür. Allah, varlık (alem) ve insan (Adem) arasındaki ilişki gezegenlere, yakın ve uzak galaksilere göre değişmez. Eğer yoldan çıkmış insan, kendisi için sayısız nimetlerle donatılmış dünya gezegenini (fısk-ı fücur-fesad-u zulümle) yaşanmaz hale getirdiyse, temel zihniyet ve amellerini değiştirmeden gideceği her gezegeni burada yaptığı gibi yaşanmaz hale getirecektir.

alibulac.net