ANALİZ
Giriş Tarihi : 25-08-2020 08:51   Güncelleme : 27-08-2020 07:50

Serdar Duman Yazdı: 1999 Depremi’nin Yıldönümünde Deprem Gerçeği İle Yüzleşmek...

Depremin bir musibete dönüşüp dönüşmemesi ise insanoğlunun aldığı tedbirlere bağlıdır. 7 şiddetinin üzerindeki bir depremde Japonya’da 5-10 kişi, Türkiye’de 17 bin kişi ölüyor ise; bunu alınan tedbirlerin yetersizliği ya da lakayt tutumumuza bağlamak doğru olacaktır.

Serdar Duman Yazdı: 1999 Depremi’nin Yıldönümünde Deprem Gerçeği İle Yüzleşmek...

17 Ağustos 1999 depreminin yıldönümünde bir kez daha olası deprem senaryoları ve geçmişteki hatalar masaya yatırıldı.

Sakarya depremini yaşamış birisi olarak o günün dehşetini ve acılarını hala ruhumun derinliklerinde hissediyorum.

45 saniye süren, kıyamet provası sayılabilecek çapta bir felaketi o gün yaşadık.

Deprem kuşağı üzerinde bulunan Sakarya’da yumuşak-zayıf zeminlerde inşa edilen depreme dayanıksız 4-5 katlı binaların yol açtığı trajediyi bugün yeterince sorguluyor muyuz?

Deprem sonrası şehrin öteleneceği söylendi. Şehir merkezinin bugün deprem konutlarının bulunduğu bölgeye taşınmak suretiyle ötelenmenin gerçekleştirileceği yazıldı, çizildi.

Tam bir deprem ülkesi olan Japonya’da Kobe şehrinin yaşadığı deprem felaketi sonrasında zemini daha sağlam başka bir bölgeye ötelenmesine benzer bir uygulama gündemde idi.

Ancak eşrafın ekonomik kaygılarla olumsuz tavrı ve buna bağlı olarak dönemin iktidarını baskılaması söz konusu projenin rafa kaldırılmasına yol açtı.

Bugün Sakarya’da 1999 depreminde orta hasar almış binaların akıbeti konuşuluyor. Orta hasarlı yüzlerce bina mevcut ve bu binaların yeni bir depreme dayanamayacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Deprem sonrasında belirli bir süre orta hasarlı binalara (güçlendirme de yapılsa) kimse oturmadı/oturamadı. Ancak 1-2 seneden sonra bu binaların yeniden boyanarak şehre yeni taşınan, depremi yaşamamış insanların oturumuna sunulduğunu gördük. Mal uğruna canların hiçe sayıldığına şahitlik ettik, etmeye de devam ediyoruz.

Riskli binaların bir an önce yıkılması gerekiyor. Kentsel dönüşüm de bunun çaresi. Ancak ülkemizde kentsel dönüşüm projelerinin büyük rant projelerine dönüştüğüne dair ciddi tartışmaların var olduğunu biliyoruz. Bazı müteahhitlere rant sağlamak için değil, vatandaşın yarasını sarmak için bu projelerin acilen hayata geçirilmesi elzemdir. Depremin üzerinden 21 yıl geçmiş olmasına rağmen kentsel dönüşümün ancak gündemde olması, uygulamaya sokulamaması; Sakarya’nın ve deprem kuşağındaki diğer illerin hayati sorunudur.

Ortalama 25-30 senede bir depremle yüzleşen Sakarya’da verimli ve yumuşak tarım arazilerinin yerleşime açılmaya devam edilmesi en önemli açmazlardan biridir. Deprem sırasında sağlam binaların çökmediğine, ancak yumuşak zemin nedeniyle yana yattığına çokça şahit olduk. Bu durum bize depreme dayanıklı bina inşaatı kadar, zeminin de önemli olduğunu gösteriyor.

Yerleşimin mümkün olduğunca dağ ve tepe yamaçlarına ya da zeminin taşlık/kayalık olduğu yerlere taşınması da çözümün bir parçasıdır. Bu konuda iktidarın ve belediyelerin gerekli adımları atmadığını görüyoruz. Hem deprem hem de tarım politikalarının gündemde olduğu bugünlerde, tarım arazilerinin imara açılmasına son verecek, haksız rantın ve muhtemel depremdeki can kayıplarının önüne geçecek bir siyaset aklına ihtiyacımız var…

Olası İstanbul Depremi ve Riskler

İstanbul’da muhtemel bir depremin 7 veya üzeri şiddette olacağı uzmanlar tarafından dile getiriliyor. Bu şiddetteki bir depremin de İstanbul’da 2000 öncesi eski mevzuata göre yapılan binaların en az yarısına zarar vereceği öngörülüyor.

Atılacak adımlar bellidir. Kısa vadede riskli binaların güçlendirilmesi, riskin yüksek olduğu binalar için de kentsel dönüşümün acilen devreye sokulması tek çözümdür.

1999 depreminden bu yana 21 senedir söz konusu tedbirlerin yeterince alınmadığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

Olası bir depremde İstanbul’da 50 bin civarında binanın ağır hasar alacağı, 10 bin civarında binanın ise yıkılacağı tahmin ediliyor. Bu sonuç çok ciddi boyutta can kaybına tekabül ediyor.

İstanbul’un birincil sorunu depremdir. Ekonomik kaynakların birinci derecede yönlendirileceği alan bu sorunun çözümüdür.

İstanbul’u ve Türkiye’yi yönetenler olası deprem gerçeğini acilen gereği gibi ele almazlarsa yarın çok geç olabilir. Vebali de çok ağır olacaktır. Depremden yüz yıl sonra bile ilgili dönemin yöneticileri zihinlerde ve kalplerde yargılanmaktan kurtulamayacaklardır. Tarih, ihmallerinden dolayı onları lanetleyecektir.

Deprem Kader midir?

Deprem doğa için bir kaderdir. Fay tabakalarının bulunduğu bölgelerde belirli zaman aralıkları ile depremlerin oluşması kaçınılmazdır.

Depremin bir musibete dönüşüp dönüşmemesi ise insanoğlunun aldığı tedbirlere bağlıdır.

7 şiddetinin üzerindeki bir depremde Japonya’da 5-10 kişi, Türkiye’de 17 bin kişi ölüyor ise; bunu alınan tedbirlerin yetersizliği ya da lakayt tutumumuza bağlamak doğru olacaktır.

İnsanoğlunun hatalarından kaynaklanan musibetleri Allah’a atfetmek en önemli inanç zaafiyetimizdir.

Sakarya depremi sırasında depremi Sakarya halkının günahları nedeniyle Allah’tan gelen bir ceza olarak niteleyen çok sayıda insana rastladım. Allah; dünyayı kan ve gözyaşına boğan, insanları iliklerine kadar sömüren zalimleri ya da tüm ilahi değerleri hiçe sayarak günah denizinde yüzmekten rahatsız olmayan insan topluluklarını cezalandırmamıştı da, dini hassasiyetleri olan Sakarya halkını cezalandırmıştı!!!

Allah’ın adaletini ve insanın iradesini ıskalayan ya da görmezden gelen kelam ekollerinin Müslümanlara benimsettiği bu yanlış tasavvurlarından bir an önce kurtulmamız gerekiyor.

Gerek zemin, gerekse bina dayanımı açısından gerekli tedbirleri alarak depremleri musibet olmaktan çıkaracak bir akla ihtiyacımız var. Bu aklı tüm işlerimize şamil kıldığımızda ümmetin kurtuluşuna giden yol büyük ölçüde engellerden temizlenmiş olacaktır.

İslamiAnaliz