ANALİZ
Giriş Tarihi : 12-08-2020 07:27   Güncelleme : 14-08-2020 10:00

Süveyda Keskin Yazdı: Açlık Oyunları...

Avrupa ve ABD ‘de gelişen sanayi, 19.yy’da yanına kapitalizmi de alarak sanayileşmeyi bir sömürü aracı olarak kullanmış, ucuz iş gücü ve doğal kaynak taleplerine bir sınırlama getirmeksizin ulusal ve uluslararası sömürünün önünü açmıştır.

Süveyda Keskin Yazdı: Açlık Oyunları...

Yazı başlığıma konu olan “ Açlık Oyunları” Amerikalı yazar Suzanna Collins ‘in hayatta kalma mücadelesini dramatik ve acımasız bir şekilde işlediği kitabın adıdır. Kitaptaki detay ve duygu yoğunluğu aktarılamasa da sinema filmi de bu acımasız açlık kavgasını sonuna kadar sürdürebilmiş. Film, kendi kuralları ve kendine özgü kapalı bir sistemi olan distopik bir ülke, sınıfsal farklılıklar, toplumsal çatışmalar ve gittikçe silikleşen sosyal devlet yapısı, modern bir faşizme evrimleşen ülkede “ açlık oyunları” ile korku dolu bir toplumun çaresiz itaatkârlığını ölümün gölgesinde muhafaza ediyor. Yönetime baş kaldıran mıntıkayı açlık oyunlarıyla terbiye ediyor. Aç kalmamanız, karşınıza çıkan rakibinizi ancak öldürmekten geçiyor. 

Aslında kitap, yeryüzü tarihi boyunca insanların rızık endişesi veya daha iyi yaşama uğruna yapılan katliam, zulüm ve bu uğurda yapılan oyunlarla birebir aynı. Değişen hiçbir şey yok. 

Avrupa ve ABD ‘de gelişen sanayi, 19.yy’da yanına kapitalizmi de alarak sanayileşmeyi bir sömürü aracı olarak kullanmış, ucuz iş gücü ve doğal kaynak taleplerine bir sınırlama getirmeksizin ulusal ve uluslararası sömürünün önünü açmıştır.

Bugün koronayla startı verilen “ insanları makus talihine terk etme oyunu” yine başını alıp giden teknoloji ve dijital dünyayla devreye sokulmuş durumda. Sanayi sonrası işçilik ve köleliğine ihtiyaç duyulan insana, yapay zeka donanımlı dünyada, ihtiyaç fazlası muamelesi yapılacaktır.  Korkarım ki, köleliğin ötesinde açlık oyunlarıyla karşı karşıya kalacak bu da toplumsal çöküşleri beraberinde getirecektir. 

İnsanların sistematik bir şekilde etkisizleştirildiği saf dışı bırakıldığı bir dönemin arefesindeyiz.  Yeni dünya düzeni bugün felaket olarak telakki ettiğimiz şeyi gelecek nesiller için “ en iyisi” olduğu düşünce ve icraatini yerleştirme oyununda…

İlk dönem iktisatçıları Turgot, Smith, Ricardo ve Mathus’un iktisat teorisi “ekonomik açıdan güçsüz ve zayıf olanın ortadan kalkması, yalnızca güçlünün yaşamını devam ettirmesi” anlayışını Darwin’in “ doğal seçilim” teorisine dayandırmıştır. Sözde teori “ nüfusun geometrik bir şekilde çoğalırken yiyecek arzının aritmetik bir şekilde artacağını, bunun da kitlesel açlığa yol açacağını” öngörmüşlerdir. 

Yeryüzünün yamyamları halâ oluşturdukları bu suni kaygı ve korku üzerinden kölelik statüsünden çıkardıkları insanları açlığa mahkum etme derdindeler.

“ De ki: Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kim? 

“De ki: Allah. Gerçekten ya biz ya da siz herhalde bir hidayet üzerindeyiz ve apaçık bir sapıklıkta” ( Sebe-24)

Hidayet üzere olanlar rızkın Allah’tan geldiğini bilmeli, oluşturulan yapay açlık, hastalık ve ölüm kaygılarının arkasındaki oyunu fark etmeli. 

Oluşturulan sınıflararası ötekileştirme ve farklılıklar, sömürü ve bu anlamda kurulan tezgahlar bir ve beraberlik ve haklar gözetilerek bozulabilir. Tıpkı filmin sonunda tek kazanan olması kuralına rağmen iki gencin birlikteliğinin galip gelmesi gibi. 

Çözüm örüntüsü, rızkın hakimini tanımak, beraberlik ve kendi düzenlerini kurmaktan geçer. 

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. Ve onların kalıcı yerlerini de emanet bulunduğu yerlerini de bilir. Hepsi apaçık kitaptadır.( Hud-6)

Toplumlar yeni düzen kurmacalarının kendi yaşam, değer ve düzenine müdahale ettirmemeli. Kendi yaşam dinamiklerini muhafaza edip yenileyebilmeli. Açlık oyunları arenasına çekilmemeli. 

Rızkın, nimetin ve ikramın Rabbin arzında ve hakimiyetinde olduğunu bilmek ve yola vahiy uyanıklığıyla yürümek umuduyla…

Malatyanethaber