ANALİZ
Giriş Tarihi : 24-07-2020 09:16   Güncelleme : 27-07-2020 08:56

Seyyid Kutub Yazdı: Örnek Bir Kur'an Nesli

Kur'an, o neslin tek beslenme ve davranış kaynağı idi. Bunun böyle olması, o günün insanlarının ilme, kültüre ve yazılı eserlere olmaması değildi. O insanların elinde de, Yunan, Roma ve İran uygarlığına ait bilgiler vardı. Yahudilik ve Hıristiyanlık, Arap yarımadasının içine kadar girmişti.

Seyyid Kutub Yazdı: Örnek Bir Kur'an Nesli

Bütün müslümanların her yerde ve her zaman üzerinde uzun uzun durmaları gereken tarihsel bir hakikat vardır. Bu dava, insanlık ve İslam tarihi boyunca örnek bir Kur'an neslini, Sahabe neslini meydana getirmiştir. Gerçi tarih boyunca bu nesli örnek alan insanlar her zaman var olagelmiştir; ama bu davanın ilk döneminde olduğu kadar çok sayıda örnek insanın bir araya geldiği bir daha görülmemiştir.

Bunun sırrını çözmek için üzerinde uzun uzun durmamız gerekir.

Bu davanın Kitab'ı Kur'an da, Hz. Peygamber'in (s) uygulamaları ve sözleri de elimizdedir. Aramızda olmayan sadece Hz. Peygamber'dir. Acaba sır burada mıdır?

Eğer bu davanın yürütülmesi ve etkili sonuçlar elde edilebilmesi için Peygamberimizin şahsı kesin bir zaruret olsaydı, bu davet bütün insanlara yapılmazdı. O halde başarısızlığımızı o'nun aramızda olmamasına bağlayamayız.

Bu durumda başka bir sebep aramalıyız. Bu nesli besleyen kaynağı araştırmalı, onların yetişmesini sağlayan yöntemi incelemeliyiz.

Evet, bu neslin beslendiği tek kaynak sadece Kur'an idi. Peygamberimizin rehberliği ve sözleri, bu ilk kaynağın sadece bir eseri olarak belirmiştir.

Buna göre Kur'an, o neslin tek beslenme ve davranış kaynağı idi. Bunun böyle olması, o günün insanlarının ilme, kültüre ve yazılı eserlere olmaması değildi. O insanların elinde de, Yunan, Roma ve İran uygarlığına ait bilgiler vardı. Yahudilik ve Hıristiyanlık, Arap yarımadasının içine kadar girmişti.

Demek ki, o nesli sadece Allah'ın Kitab'ına bağlayan faktör, bile bile verilmiş bir karara dayanmaktaydı.

Peygamberimiz, Kur'an'da ortaya konulan ilâhî sistem dışında kalan her türlü yabancı kültürün etkisinden temizlenmiş bir nesil meydana getirmek istiyordu. O nesil sadece Allah'ın Kitab'ından beslendiği için, tarihteki o emsalsiz görevini yerine getirdi. Daha sonra gelen nesillerin beslenme kaynağına başka kültürlerin tortuları karıştı. Bu tortular hem Kur'an tefsirine, hem Kelam ilmine, hem de Fıkıh usulüne bulaştırıldı. Arkadan gelen nesiller, bu bulanık kaynaklardan beslendiler. Böyle olunca da, o ilk neslin benzeri bir daha görülmedi.

Beslenme kaynağının dışında temel bir faktör daha vardır; o da, Kur'an'dan istifade etme yöntemidir.

O ilk nesil, Kur'an'a sadece bilgi edinmek ve ondan haz almak gibi maksatlarla yaklaşmazdı. Onlar Kur'an'ı, Allah'ın emirlerini öğrenmek ve hemen uygulamak için okurlardı.

Bu yöntem onların önüne, Kur'an'a sadece bilgi edinmek ve ondan haz almak gibi maksatlarla yönelenlerin elde edemeyeceği kadar geniş ufuklar açıyordu. Ayrıca bu yöntem sayesinde yükümlülükler birikmiyor, uygulama kolay oluyordu. Öte yandan bu yöntem sayesinde, hayatın seyir çizgisini değiştirecek olaylara ve sonuçlara yol açan hareketli bir eğitim sistemi ortaya çıkıyordu.

Kur'an, hazinelerini ancak, ona, uygulamaya dönük bir bilgi edinme bilinciyle yönelenlere açar. Çünkü o, ilahî bir hayat rehberi ve hayat tarzı olmak üzere indirilmiştir.

Bu Kur'an, bir bütün olarak bir kerede değil, değişen ihtiyaçlara ve müslüman toplumun günlük hayatında karşılaştığı sorunlara göre indirilmiştir.

Belli bir olay veya durum hakkında indirilen bir ayet veya ayet grubu, ilk müslümanlara, söz konusu olay hakkındaki duygu, düşünce ve bakış açılarını anlatır; o durumda nasıl davranacaklarını bildirir, düşünce ve davranışlarındaki yanlışları düzeltir, kalelerini Rablerine bağlar ve O'nun kainata yön veren sıfatlarını tanıtır, böylece onlar da, yüce Allah'ın himayesi altında yaşadıklarını hissederek, gündelik hayatlarını huzur içinde geçirirlerdi.

Bu konuda zikredilmesi gereken üçüncü bir faktör daha vardır. O zaman İslam'a giren bir kimse, cahiliye dönemindeki hayatının tümünden sıyrılması gerektiğini çok iyi bilirdi. Cahiliye dönemindeki bütün davranışlarından uzak durmaya çalışırdı. İslam'ın kendisine yüklediği sorumluluklardan birini yerine getiremeyince, derhal günahının farkına varır ve yeni baştan Kur'an'ın rehberliğinde yaşamaya yönelirdi.

Bugün biz de, o dönemdeki cahiliyenin daha koyusu içinde yaşıyoruz. Bundan dolayı, kafalarımızda İslamî bir bakış açısı oluşmuyor; İslamî değerler vicdanlarımızda tutunamıyor; bundan dolayı, aramızdan, o örnek neslin bir benzeri çıkmıyor.

Buna göre, İslamî hareket yöntemi gereğince girişeceğimiz eğitim dönemi boyunca, içinde yaşadığımız cahiliyenin tüm etkilerinden sıyrılmamız ve hiçbir yabancı unsurun karışmadığı o tertemiz kaynağa, Kur'an'a dönmemiz; bakış açılarımızı, değer ölçülerimizi ve hayata yön veren ilkeleri ondan almamız gerekmektedir.       

(Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler)

hertaraf