Ali Bulaç
Giriş Tarihi : 17-07-2020 08:14   Güncelleme : 20-07-2020 14:49

Ali Bulaç Yazdı: Çöl

Peygamber Efendimiz (s.a.) hayatın, varlığın ve yaratılışın bilincinde olan mü’minin dünyadaki serüvenini “bir yolcunun çölde seyahat ederken bir vahada dinlenmesi”ne benzetir.

Ali Bulaç Yazdı: Çöl

Çöl farklı bir varlık alanıdır. Çölü düşündüğünüzde aklınıza ne gelir? Tefekkürünüze konu olabilecek pek bir şey aklınıza gelmez. Çölde belirgin bir obje yok. Fikretme etkinliğinizin referansını kendinde varlık olarak materyal oluşturuyorsa, çölde bu evsafta materyal omadığından materyalist olmazsınız.

Çölde her taraf dümdüz, sarı ve aynı. Ana zemin düz satıh, yer yer devasa kum tepeleri gözükse bile, bir ür sonra kolayca tepeler düzlüğe dönüşüverir. Ne bir ağaç, ne bir tepe, ne bir su kaynağı. Objenin olmadığı çöl size sadece sonsuzluğu hatırlatır. Soyut düşünme melekeniz gelişir, çünkü çöl entelektüel düşüncenin döl yatağıdır. Geceleri gökyüzü size çok yakın. Mardin’de yazın damlar üzerinde yatardık, altımızda dümdüz Mezopotamya ovası var, Suriye’nin sınıra yakın kasabaları ışıl ışıl yanar.  Evin damından Tahte’l hatta baktığımda, bana sanki bu düzlük Yemen’e kadar uzanır gibi geliyordu. Uzum hava ancak sonsuz düzlük yerleşim birimlerine aittir, Karadeniz yaylalarında türküler kesik kesiktir, folkloru, dansları da öyledir. Ama Urfa’dan güneye doğru bir of çeksen Arabistan çöllerine kadar uzar gider. Karedinzed uzun hava olmaz ama Mezopotomya’da uzun hava ovaların ve çölün hüznünü terennüm eder.

Gece uyuduğum sitarenin çevrelediği tahtta yattığım günlerden bilirim, temaşası insanı derin tefekküre, ilahi bir ürpertiye sevkeden gökyüzünde yıldızlar cıvıl cıvıl, elinizi uzatsanız tutabileceksiniz sanki. Çölde ise namutenahi gök cisimleri çok daha berrak ve net. Elektrik ışığı olmayınca gökyüzü koyu lacivert, siyaha yakındır, yıldızlar göz kamaştırıcı bir ihtişama sahip. En esaslı teoriler bu harikulade manzaranın temaşası üzerine kurulur. Yıldızları seyreder, güzergahlarını anlamaya çalışırken sonsuz ve sınırsız bir varlığın kudretini düşünürsünüz.

Objenin olmayışı size bir yaratıcıyı hatırlatır. Karmaşık ve insan ürünü nesnelerin tıkış tıkış olduğu –sonradan görme bir ev hanımının salonunun her metre karesini eşyalarla doldurması gibi- modern kentlerde bütün objeler size insanın başarılarını hatırlatır. Modern kent sonradan görmelerin habitatı olarak hikmeti, irfanı ve tefekkürü yutan bir kaos. Çölde bunların hiçbiri yok. Siz, güneş ve Allah’la baş başbaşasınız. Mutlak Varlık’ı daha derinden ve sahici olarak hissedersiniz. Güneş ışığı kendinden bir ziya! Aydınlatır, ısıtır ve yakar.

Çöl sıcaktır. “Sıcak” diyorum, aslında sıcak sözcüğü dahi çok zayıf kalır. “Cehennem sıcağı” demek lazım. Annem, cehennemdeki ateşin bizim dünya ateşimizden 70 kat daha yakıcı olduğunu söyler, bazan güneşe işaret ederdi. Gezegenimizi aydınlatır ama aydınlığın kaynağına çıplak gözle bakamayız, bunda ne muazzam bir hikmet var! Güneş gündüzün her saatinde bir ateş topu gibi tepenizde. Güneşin tepenizde olduğu her an su, ağaç, gölge ararsınız. Bu sizin yeşile, bahçeye, meyveye, gölgeye olan özleminizi arttırır. Beyninizin tam ortasında canlanan yapraklar, dalları birbiri içine girmiş yemyeşil bahçeler, gürül gürül akan ırmaklar, serin gölgelikler. Yani “Cennet!”. Zaten cennet de dlları ve yaprakları birbiri içine girmiş, sayısız ve sonsuz nimetlerle donatılmış huzur yurdu bahçe demektir. Sanmayın ki cehennem sıcağında yaşayan çöl insanı, Sibirya’nın zemheri soğuğunu özler, hayır! Kavurucu sıcak gibi zemheri soğuk da yakar. Cennet çöl insanı olduğu kadar, zemheri soğukta yaşayan insan için de ideal mekandır. Cennetin huzuru, Allah’ın huzurundan varlığın ve onu hak eden insanın aldığı paydır. Çölün cehennem sıcağını bilmiyorsanız, cenneti iyi tasavvur edemez, kıymetini bilemezsiniz.

Çölde iki fenomen mümkün, biri şanslıysanız önünüze çıkabilecek bir vaha, diğeri, sıcağın beyninize iyice işlemesinden sonra her an ve her yerde gözünüzün önüne gelebilecek serap. Peygamber Efendimiz (s.a.) hayatın, varlığın ve yaratılışın bilincinde olan mü’minin dünyadaki serüvenini “bir yolcunun çölde seyahat ederken bir vahada dinlenmesi”ne benzetir. Vaha güzeldir, hayat vericidir, ama sonuçta dört yanı çöldür. Yolcu yolunda gerek, vahada çok oyalanmaya gelmez. Ve aslında hayatın derin anlamını doğru okuyamazsanız sizin için varlığın bütün boyutları serap olur. Çölde vaha ve serap ikiz kardeştir. Çöl de, vaha da gurbettir. Fani dünyanın ölümlü yolcusu çölü veya vahayı ebedi zannetme gafletine düşecek olsa, gurbet onu yabancılaştırır; asıl menzili unutur, unuttuğu menzil ona kendisine unutturur. Hakiki yabancılaşma ne Hegel’in dediği, ne Marks’ın farzettiği gibidir.

Onlar Allah’ı unuttu, Allah da onlara kendi nefislerini unutturdu.” (59/Haşr, 19.)

Çölde obje yok demiştik. Yani sanki sonsuzluğa uzanan bu düz mekanda aslında görünür bir melce’/sığınak yok. Mutlak Varlık’ın gücü var, sadece O’na sığınabilir, sadece O’ndan yardım dileyebilirsiniz. Çölde kendinizi öylesine çaresiz, sınırlı, sonlu, izafi ve aciz hissedersiniz ki, etrafınızı saran belli belirsiz korku, ürküntü hali size umut etmenin, müteal bir Varlık’a tevekkül etmenin ne demek olduğunu öğretir size. Allah yoksa umut da yoktur ve hayat yaşanmaya hiç değmez. Çünkü çölün var edicisi varsa, insanı koruyan, kollayan bir Varlık da var ve bu aynı Zat’tır, yani Rahman ve Rahim olan Rab’tır.

Çölün “deve”yle ilgisini anlatmak zor. Önceki yazıda anlattığımız gibi  Kur’an-ı Kerim’de devenin yaratılışına  dikkat çekilir: “Onlar devenin nasıl yaratıldığına bakmıyorlar mı?” Deve mucizevi bir hayvan. Günlerce aç-susuz kalabilen bu mübarek hayvan, 100 km. lik yolun haritasını, krokisini hafızasında taşır. Gittiği yolun güzergahını bir metre sapma göstermeden döner. Bu sabırlı, ama kolay kolay unutmayan hayvanın gözleri tıpkı araba camı gibi. Gözlerinin üzerinde iki tabaka var, biri saydamdır, fırtına koptu mu, hemen kapanır, diğeri silecek gibi onu tozlardan temizler. Arap dilinin, edebiyatının, müziğinin referans çerçevesi, ilham objesidir; duruşuna,niteliğine göre 200 ayrı ismi var.

İyice düşündüğümüzde, son vahyin neden çölde yaşayan bir topluluğun içinden bir peygambere geldiğini çok daha iyi anlarsınız. 

alibulac.net