KÜLTÜR-SANAT
Giriş Tarihi : 15-07-2020 10:46   Güncelleme : 18-07-2020 05:04

Ramazan Tahiroğlu’nun Seyahat Notları: Gün Doğudan Doğar

Güzergâhımızı Afşin, Elbistan, Nurhak, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Tatvan, Ahlat, Adilcevaz, Erciş, Muradiye, Doğubayazıt, Van, Gevaş Akdamar Adası, Tatvan, Bitlis, Baykan, Siirt, Tillo, Batman, Hasankeyf, Midyat, Mardin, Nusaybin ve Gaziantep’e dönüş olarak belirlemiştik. Aynı Güzergâhı takip ettik.

Ramazan Tahiroğlu’nun Seyahat Notları: Gün Doğudan Doğar

Tatil denince nedense insanın aklına, daha çok Akdeniz ya da eğe sahilleri geliyor. Böyle bir algı oluşmuş. Oysaki Anadolu’nun dört bir yanı gezilecek, görülecek yerlerle dolu. Hem zaten bizim gibi belli hassasiyeti bulunan kişiler, o çoğunluğun gittiği yerlere gidemezler. Gitseler de rahat edemezler. Biz de kendimize uygun bir rota belirledik, çok arzu ettiğimiz büyük doğu seyahatimizi bu yıl gerçekleştirdik elhamdülillah.

Seyahatimiz sekiz gün sürdü. İki bin üç yüz yirmi dört kilometre yol gittik. Şükürler olsun bir kazamız ve belamız olmadı. Yanlış her hangi bir insanla da karşılaşmadık. Güzergâhımızda bulunan dostlarımızı hatırladık, hatta kulaklarını da çınlattık ama rahatsızlık vermek istemedik. Çünkü süre uzayacak ve seyahatimiz güçleşecekti. Güzergâhımızı Afşin, Elbistan, Nurhak, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Tatvan, Ahlat, Adilcevaz, Erciş, Muradiye, Doğubayazıt, Van, Gevaş Akdamar Adası, Tatvan, Bitlis, Baykan, Siirt, Tillo, Batman, Hasankeyf, Midyat, Mardin, Nusaybin ve Gaziantep’e dönüş olarak belirlemiştik. Aynı Güzergâhı takip ettik. Bu arada yolları ikiye bölen ulaştırma bakanlığına ve müze, ören girişlerinde öğretmen ve öğrenciden ücret almayan kültür bakanlığına teşekkür ederiz. Müsaadenizle fazla ayrıntıya girmeden, okuyanı yormadan notlarımızı paylaşmak istiyoruz. Umarım beğenirsiniz.

5 Temmuz Pazar sabahı memleketimiz Afşin’den yola çıktık, Elbistan’ın içinden geçtik, bol kıvrımlı, çok iniş çıkışlı Nurhak dağlarını aştık, Sürgü de mola verdik. Malatya'dan transit geçtik. Çünkü Malatya yanıbaşımızda olan ve her fırsatta gidip gelme imkanımız olan bir şehirdi.

Elazığ'a ulaştığımızda kendi evimize varmış gibi olduk. Akşam vakti Harput’a çıktık. Camiler kapalıydı. Birkaç türbe ziyaretinden sonra, doyasıya aziz şehrin manzarasını izledik. Sabah yeniden yola revan olduk, zira yolumuz uzundu. Hazar Gölü sahilinden akıp gittik. Bingöl'e selam durduk. O ne güzel bir şehir öyle. Hem tabiatı, hem de insanı tek kelime ile mükemmel. Anlatmaya gerek yok, yaşamak lazım.

Bir vakit sonra Muş'umuza vardık. Ne yolu yokuş, ne de insanı nahoş. Müslüman bir şehir, ve bir o kadar da dindar bir halk. Her hallerinden belli. İkindi sonrası yine yollardayız. Muş ovasına hayran kaldık. Muş Şeker Fabrikasının önünden geçtik. Sebebi Erbakan hocamıza rahmet okuduk.

Güroymak ilçesinden geçtik. Bitlis’i sağda bıraktık. İkinci konaklama yerimiz Tatvan'a ulaştık. Burası Van Gölü sahilinde bir ilçe idi. Hem ilçe merkezinin, hem de sahil hattının bakımsızlığı ve düzensizliği gözümüzden kaçmadı. Ama havası çok güzel ve serindi. Balkonumuzdan Van Gölünde gün doğumu ise muhteşemdi. Üçüncü durağımız Ahlat'a hareket ettik. Yarım saat süren sahil boyu yolculuğumuz ardından, Kubbetül İslam olarak nitelenen Ahlat'a ulaştık.

Hz.Ömer zamanında fethedilen Ahlat, daha sonra Orta Asya’dan gelen Türklerin ilk yurdu olmuş ve Anadolu’nun bir İslam yurdu olmasında önemli rol oynamış. Dünyanın sayılı tarihi mezarlıklarından olan Ahlat Meydan Mezarlığında, tespiti yapılmış dokuz bin civarında ki Selçuklu mezarı ve kümbet olduğu söyleniyor. Mekânımıza gitmeden önce bu kutlu insanları ziyaret edelim, Fatihalar okuyalım istedik. Bu mezarlığın en az Çanakkale şehitliği kadar önemli olduğuna inanıyor ve bir o kadar da ilgi görmesi gerektiğini not ettik. İki gün kaldığımız Ahlat'ta hem bu tarihi ve manevi havayı teneffüs ettik, hem güzel insanlarını tanıdık, hem de temmuz ayının sıcaklığını, Van Gölünün serinliğinde unuttuk. Adilcevaz istikametinde yolumuza devam ettik. Kapalı olması nedeniyle Ulu Camiyi ziyaret edemedik ama Süphan Dağında bulunan, bir volkanik göl olan Aygır Gölü ve Aygır köyüne uğramayı ihmal etmedik.

Temmuz ayı içinde dahi zirvesinde kar bulunduran Süphan Dağı oldukça ihtişamlıydı. Bir yanımızda göl manzarası, diğer yanımızda ise dağ havasası ile yolumuza devam ettik. Yolumuz üzerinde ki Yeşil Erciş'te mola verdik. İlçede bulunan Selçuklu mezarlarını ziyaret ettik. Ahlat Meydan mezarlığının aksine, harabe görüntüsü içimizi acıttı. Uzun kavaklarının yeşilliği arasında kaybolan Erciş'in, çarşı merkezine yapılan kahverengi iş merkezleri ise hiç hoş olmamış. Emrah ile Selvi Çay bahçesinde çayımızı yudumladıktan sonra Van istikametinde yolumuza devam ettik. Muradiye ilçesine geldiğimizde Doğubeyazıt levhasını gördük. Buralara kadar gelmişken İshak Paşa Sarayını ve Şeyh Ahmet el Hani'yi görmeden gidersek doğru olmaz dedik ve yönümüzü ülkemizin en doğusuna çevirdik. Çaldıran ilçesinden geçtik. İran tırlarına selam verdik. Yüksek yüksek tepeleri aştık. Temmuz ayında 15 dereceyi gördük. Yolları tuzlayan araçlara rastladık. Yaklaşık yüz kilometre yolculuğumuz neticesinde Doğubeyazıt'a ulaştık. Kürtçe, ingilizce ve türkçe hoş geldiniz levhasıyla karşılandık. Yine düzensiz ve bakımsız çarşı merkezinden İshak Paşa Sarayı levhalarını takip ederek, merkeze beş kilometre mesafesinde ki saraya doğru tırmanışa geçtik. Zira saray oldukça dik bir yamaca inşa edilmişti. Aşağıdan baktığımızda da oldukça heybetli görünüyordu. Saraya ulaştığımızda muhteşem taş işçiliğiyle yapılmış devasa kapısı doğru yerde olduğumuzu gösteriyordu. Öğretmen kimliklerimizi göstererek ücret ödemeden girişimizi yaptık. 1685 yılında Çolak Abdi Paşa tarafından yapımına başlanmış, 99 yıl sonra İshak Paşa zamanında Ahıskalı mimarlar tarafından bitirilmiş. Bir sarayda bulunması gereken bütün birimler yer alır. Taş işçiliği, mimarisi ve kullanılan motiflerle, sanat tarihi açısından önemli bir yere sahip. Girişte orta büyüklükte bir avlu ve küçük bir türbe var. Avludan içeri girdiğimizde yanlarında ağırlama odaları olan ilk karşılanma(mabeyn) salonu, ardından harem odaları (üç oda saydım) saray içi eğlencelerinin yapıldığı kısım göze çarpıyor. Bol sütun ve kubbesiyle camisi dikkat çekiyor. Minaresinde kullanılan farklı renkte ki taşlar ayrı bir güzellik katmış. Mutfak, hamam, tuvalet vs. bütün kısımlarıyla komple bir saray görüntüsü var. Hele de pencerelerinin manzarası tam seyirlik. Saray ziyaretimizi gayet memnun bir şekilde tamamladıktan sonra, büyük edip ve alim Şeyh Ahmet el Hani türbesine selam verdik. Adına tanzim edilen müzeyi ve yanında ki beyazıt evini gezdik. Bu arada tepelerde gördüğümüz "ne mutlu türküm diyene, türk övün, çalış güven" tarzı yazıları da dikkatimizi çekti. Karanlığa kalmamak için Doğubeyazıt'a veda ettik. Geldiğimiz yoldan Van istikametinde yola koyulduk. Çok gecikmemek için Muradiye Şelalerine uğrayamadık.

Akşam ezanı okunurken Van'a ulaştık ve geceyi geçireceğimiz mekana yerleştik. Ertesi gün Van kalesini ve müzesini gezdik. Vaktimiz kısıtlı olması nedeniyle oldukça büyük olan kaleye çıkamadık. Giriş kısmını ve etrafını turladık. Van müzesini içerik olarak çok zengin bulduk. Galerilerin materyalist, darwinist anlayışa göre tanzim edilmiş olması ise dikkatimizden kaçmadı. Müze gezimiz esnasında elektriklerin gitmesi ise ilginç anlar yaşamamıza neden oldu. Van'a gidip de Van kedisini görmeden dönmek olmazdı. Bir kedi evini ziyaret ederek onları hem besledik hem de sevdik. Bu ziyaretimizin ardından Bitlis istikametinde yeniden yola koyulduk. Bu arada Van Gölünün etrafını turlamaya çok az bir yolumuz kaldı. Gevaş ilçesi sınırları içinde yer alan Akdamar adasını ve yakın zamanda ibadete açılan kiliseyi de görelim istedik. Oldukça açıkta bulunan adaya tekneyle ulaştık. Adanın daimi misafirlerinin kilise ve martılar olduğuna şahit olduk. On yıl öncesine kadar harabe şeklinde olan kilise, onarılmış ve kültür bakanlığınca kilise müze olarak ziyarete açılmıştı. İç kısımda yer alan tahrif olmuş resimlerim yanında, dış cephelerde ki kabartma resimlerin muharref Hristiyanlıkta ki kimi hususların anlatımı olduğunu öğrendik. Hiçbir işlevselliği bulunmayan bu ada kilisesinin hangi amaçla ibadete açılmış olduğuna anlam veremedik. Akdamar ziyaretimizden sonra tekrar yola koyulduk. Tatvan'a ulaştığımızda Van Gölünün etrafını tümden turlamış olduk. Burada mutlaka şu hususu belirtmek gerekir. Doğuyu batıya ve kuzeyi güneye bağlayan yolun, Tatvan'ın içinden geçmesi tam bir işkence. Tatvan'a mutlaka bir çevre yolu yapılmalı. Kısa bir süre sonra Bitlis'e eriştik.

Bitlis oldukça dağlık bir il. Böyle olunca da yerleşimde dağınık olmuş. Kuzeye doğru yeni yerleşim alanları oluşturulmuş. Okullar, üniversite ve devlet kurumları kuzeyde inşa edilmiş. Bitlis'te asıl görülmesi gereken yerler, güneyde kalan tarihi camileri, evleri ve köprüleridir. Her ne kadar bir bakanın ziyareti nedeniyle ulu camiye giremesek de, dışarıdan resmini çekmiş olduk. Bitlis denince akla gelenlerden biri de malum büryan kebabı. Gece ikiden itibaren belirli işlemlerden geçirilen bir iki yaşındaki erkek keçi eti, özel bakır kaplarında tandıra indirilerek köz ateşinin ısısında pişirilip, müşterilerine servis ediliyor. Bize ağır gelmiş olsa da, çok beğeniliyor. Tabi damakların da bir coğrafyası olduğunu söylemek gerekir. İl merkezinden birkaç kare fotoğraf aldıktan sonra Siirt istikametinde yolumuza devam ettik. Hem yolun, hem de bölgenin yabancısı olunca karanlığa kalmak istemiyor insan. Bol kıvrımlı, inişli çıkışlı yolları aştık. Baykan ilçesinden geçtik. Kurtalan’ı da geride bıraktık. Daha önce hiç gitmediğimiz Siirt'e ulaştık. Doğunun serin havasını da Baykan ilçesinden itibaren geride bırakmış olduk. Sabah vakitlerinde konakladığımız mekândan ayrılarak, Siirt Ulu Camisini ziyaret ettik. Çinili minaresini çok beğendik. Saat kulesini gördük. Küçük birkaç alışveriş de yaptıktan sonra, yaklaşık on kilometre mesafede bulunan Tillo'ya geçtik.

Daha önce İran’da gördüğümüz Kum şehrinin küçük bir kopyası gibi geldi bize. Çok katlı, okul-yurt görünümlü medreselerin yoğunluğu, neredeyse her köşe başında bir şeyh türbesi, cami içinde ve haziresinde onlarca mezarın varlığı; bize farklı bir sosyolojiyi çağrıştırdı. Birkaç cami ve türbe ziyaretinden sonra Tillo'dan ayrıldık. Dört beş kilometre mesafede bulunan, Fersaf köyünde medfun Osmanlının son mutasavvıflarından Şeyh Muhammed el-Hazin'in türbesini ziyaret ettik. Türbenin içi ve dışı Tillo’da gördüklerimizden çok farklı değildi. Tillo ve Şeyh Muhammed el-Hazin türbesi ve çevresinin oldukça bakımlı olduğu dikkatimizi çekti. Sanki özel bir ilgi vardı. Fatihalarımızı okuduktan sonra Batman istikametinde yolumuza devam ettik. Batman'ın içine girmeden Hasankeyf'e ulaştık. Tek kat ve tek tip inşa edilen yeni evlerin yanından geçtik. Ilısu Baraj sularının altında kalmaktan kurtarılan kimi eserlerin henüz ziyarete açık olmadığını gördük. Özel bir çalışma ile bir bütün olarak taşınan Zeynel Bey türbesinin yeni yerine sabitlendiğine tanık olduk. Eserleri uzaktan da olsa görüntüleyerek yolumuza devam ettik, Gercüş dağlarını aşarken, yol kenarındaki ayrancıda durduk. Soğuk yayık ayranından içtik, muhteşem doğa manzarası eşliğinde oksijen depoladık.

Midyat'a vardığımızda ikindi vakti girmek üzereydi. Midyat gerek evleriyle, gerekse de insanlarıyla gerçekten harika bir yer. Mutlaka ziyaret edilmeli. Küçük bir şehir turu yaptık. Ardından da maddi ve manevi beslenme ihtiyacımızı giderdik. Ve kadim şehir Mardin'e hareket ettik.

Mardin Öğretmen evine ulaştığımızda akşam vakti girmişti. Biraz dinlendikten sonra şehrin gece manzarasını görelim istedik. Aracımızla eski Mardin’e yöneldik ama ne adam akıllı ilerleyebildik, ne de park edecek bir yer bulabildik. Çünkü herkes özel aracıyla oradaydı. Yetkililer mutlaka buna bir çözüm bulmalılar. Eski Mardin’e özel araç girişine müsaade edilmemeli. Hafif raylı sistem önerilebilir. Eski Mardin’e sabah saatlerinde gitmek zorunda kaldık. Artuklulardan yadigar Ulu Cami ve minaresi gerçekten muhteşem. Sürekli ziyarete açık olan sakal-ı şerif ise görülmeye değer. Eski Mardin karşıdan görüldüğünde kalesi, minareleri, çan kuleleri ve eşsiz taş yapılarıyla muhteşem bir görsel ziyafet veriyor. Yine yukarıdan bakınca da içinde nice medeniyetler barındıran, derin Mezopotamya ovasına hayran kalınıyor. Artuklular döneminde yapımına başlanan fakat Timur’un saldırıları nedeniyle yapımı geciken, Akkoyunlular döneminde de tamamlanan Kasimiye Medresesini de ziyaret ettikten sonra, daha önce görmediğimiz Nusaybin'e gitmeye karar verdik. Yaklaşık kırk elli dakikalık bir yolculuktan sonra ilçeye giriş yaptık. Aslında yolumuzun biraz içerisinde kalan Dara harabeleri de görülmeye değerdi ama sıcaklar ve yorgunluğumuz buna müsaade etmedi.

Nusaybin ilçesi Mardin’in güneyinde, Suriye sınırına yakın bir bölgede kurulmuş. Zeynel Abidin Camii ve Mor Yakup kilisesinin bulunduğun mahalleye yöneldik. Yolda hendek operasyonu sırasında büyük zarar görmüş evlerin yerine yapılan binaları gördük. Sahipleri henüz taşınmamışlar. Bir de o malum operasyonun izlerini taşıyan evlerin çokluğu ise ister istemez insanı ürkütüyor. Salgın nedeniyle kapalı tutulan cami ve kiliseyi dışarıdan ziyaret ettik. Sınır bölgesinde bulunan 1700 yıllık Mor Evgin Manastırına gitmekten vazgeçtik. Evimize yani Gaziantep’e kazasız belasız dönerek, 12 Temmuz pazar akşamı seyahatimizi bitirmiş olduk. Elhamdülillah.

Bu seyahatimizle çok şey kazandık. Yeni yeni yerler gördük. Birçok güzel insan tanıdık. Özellikle Ahlat Selçuklu Mezarlığı unutamayacağımız bir mekan olarak hafızamıza kazındı. İnsan olarak doğu insanı, batı insanı diye ayırım yapmanın, etiketlemenin sakatlığını, Türkçe anlaşamadığımız insanların dağlarına, tepelerine yazılan kimi ifadelerin anlamsızlığını, Mardin de her inançtan insanın barış içerisinde yaşadığını fark ettik. Doğunun tarihiyle, doğasıyla, güzel insanıyla sahip çıkılması gereken, asla ihmal edilmemesi gereken topraklar olduğunu kavradık. Tüm güzelliklerini aldık, bütün ağrıyan yanlarımıza sürdük, şifalar bulduk efendim.

Önemli Hatırlatma:

Seyahati olumlu ya da olumsuz etkileyen üç ya da dört unsur vardır. Bunlar yol arkadaşı, gidilecek yol, binilecek araba, kalınacak mekân ve bunlara bir de iklim şartları eklenebilir. Seyahate çıkmadan önce bunlarla alakalı mutlaka ön hazırlık yapılmalıdır. Doğru yol arkadaşı seçmeli, doğru yoldan gitmeli, gidilecek araç bakımı yapılmış, sağlam araba olmalı, kalınacak yerler mutlaka önceden rezerve edilmeli, iklim şartlarına uygun kıyafetler alınmalıdır. En önemlisi de gidilecek yerlerle alakalı mutlaka okumalar yapılmalıdır.