ANALİZ
Giriş Tarihi : 12-07-2020 18:52   Güncelleme : 12-07-2020 18:52

Elif Sudagezer uzmanlara sordu: Türkiye’nin Ayasofya kararının sonuçları ne olur?

Danıştay’ın Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali ne anlama geliyor?

Elif Sudagezer uzmanlara sordu: Türkiye’nin Ayasofya kararının sonuçları ne olur?

Danıştay’ın Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali ne anlama geliyor?

24. Dönem CHP Milletvekili, hukukçu Ali Özgündüz ve siyaset bilimci Onur Erim, Sputnik’e anlattı.

Yeniden ibadete açılması tartışılan Ayasofya’yı müzeye dönüştüren Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan dava bugün sonuçlandı. Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Böylece Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılmasının önü açılmış oldu. Peki, karar hukuken nasıl değerlendirmeli ve söz konusu gelişmenin sonuçları neler olur? Konuyu 24. Dönem CHP Milletvekili, hukukçu Ali Özgündüz ve siyaset bilimci Onur Erim, Sputnik’e değerlendirdi. 

‘Fatih Sultan Mehmet’in vakıf senedi yeniden esas alınmış oldu’
Ali Özgündüz, hukuki süreci “Ben gerekçeli karar metnini görmedim ancak basından takip ettiğim kadarıyla Danıştay’ın ilgili dairesi, Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet tarafından cami olarak vakfedilmesine ilişkin vakıf senedini esas aldı. Danıştay, ‘vakıf senedi, idari bir tasarrufla, Bakanlar Kurulu kararıyla değiştirilemez’ diyerek söz konusu Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Yani buranın Fatih Sultan Mehmet tarafından cami olarak vakfedilme durumuna geri dönülmüş oldu. Bunun üzerine de Cumhurbaşkanlığı buranın Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrine ilişkin bir karara imza attı” diye anlattı. 

‘Ayasofya cami-müze olarak devam edecektir’
Ayasofya’nın bundan sonra ‘cami-müze’ olarak varlığını sürdüreceğini söyleyen Özgündüz “Ayasofya zaten bu karardan önce de kilise değildi. İbadete kapalı ve müze olarak kullanılan bir camii konumundaydı. Ayrıca bir kısmında da ibadet ediliyordu. Bu kararla birlikte Ayasofya’nın tamamı ibadete açılmış oldu. Ben buranın müze vasfını da koruyarak cami-müze olarak devam edeceğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

‘Mesele, Türkiye’nin egemenlik hakkıyla ilgili ve bu kararla birlikte 70-80 yıllık tartışma son bulmuş oldu’
Özgündüz, kararın Türkiye’nin egemenlik hakkıyla ilgili olduğuna da işaret ederek “Ben bu karardan dolayı Türkiye’nin herhangi bir yaptırımla karşı karşıya kalacağına inanmıyorum. Neticede bu karar Türkiye’nin egemenlik hakkıyla ilgilidir.  Ancak elbette, Ayasofya’nın tüm insanlığın ortak değeri olduğu da tartışmasızdır. Rus ve Rum Ortodoks kiliselerinden karara sert tepkiler gelse de aslında Ayasofya, Ortodoksların olduğu kadar Müslümanlar için de sembolik bir anlam taşımaktadır. ‘Ayasofya’nın zincirleri kırılacak’ tartışmaları bu sembolik anlamdan ötürü 70-80 yıldır devam etmekteydi. Bu kararın alınması, Türkiye’deki siyasal islamcıların 3 temel siyaset malzemesinden birini onların elinden almış oldu. Siyasal islamcıların bu temel malzemeleri, başörtü meselesi, Taksim’e cami yapılması ve Ayasofya’nın cami olmasıydı. Üçü de çözüme ulaştığına göre bundan sonra hangi siyaset malzemesini kullanacaklar, bilmiyorum” diye ekledi. 

‘Batılı ülke ve grupların eline Türkiye’ye yeni cephe alma fırsatı geçti’
Siyaset bilimci Erim ise, Türkiye’nin bu hamlesinin uluslararası düzeydeki siyasi sonuçlarını değerlendirdi. Ayasofya kararını takip eden tartışmalar uzun soluklu olacağına işaret eden Erim “Öncelikle Ortodoks nüfusun yoğun olduğu başta Yunanistan ve Rusya olmak üzere çeşitli ülkelerden olumsuz tepkiler gelecektir. Bu karar ayrıca, özellikle Batı’da Türkiye’ye çok da dostane duygular beslemeyen ülkelere ve orada benzer tutumda olan gruplara da ülkeye karşı yeni cepheler almaları için fırsat sağlayacaktır. Ben Batı Avrupa ve hatta ABD ve oradaki Evangelistlerin bile meseleye dahil olacağına inanıyorum. Bu tartışmalar birkaç haftada bitecek nitelikte değil” ifadelerini kullandı.

‘Türkiye, dünya mirasına zarar veriyormuş gibi bir hava estirilecek’ 
Türkiye karşıtlığının pek çok sebebi olduğuna ve Ayasofya gelişmesiyle birlikte bu karşıtlığın bir kampanyaya dönüşebileceğinin altını çizen Erim “Gelecek sert tepkilerin kodlarını UNESCO’nun bugün yaptığı uyarıda yakalamak mümkün. Çok büyük ihtimalle, ‘Türkiye dünya kültürel mirasına zarar veriyormuş, Hristiyan bir mabede zarar verme peşindeymiş veya ‘kültürel vahşet’ yapıyormuş gibi bir hava estirilecek. Ancak ülkenin yaptırımla karşılaşıp karşılaşmayacağını veya bunların ne olacağını kestirmek şu an için zor” diye konuştu.

‘İspanya ve Yunanistan başta olmak üzere çeşitli ülkelerin sicilleri bir hayli kabarık’
Türkiye’ye yönelik uluslararası tepkilerin ‘Pandora’nın Kutusu’nu açacağını söyleyen Erim “Bana göre asırlar geçmesine rağmen İstanbul’un halen ‘Konstantinopolis’ olmasını arzu edenler, şehrin Türk ve Müslüman olmasını hazmedemeyenler var. Ancak tepkiler ‘Pandora’nın kutusu’nu açar. Zira, Yunanistan ve İspanya başta olmak üzere Avrupa ve Balkanların, kültürel mirası hançerleme sicilleri bir hayli kabarık. İbadet yerlerinin fuar alanına dönüştürülmesi de dahil, yapılan pek çok yanlış var. Türkiye de Osmanlı da bu konuda oldukça masum. Osmanlı döneminde de orijinal murallar, figürler hep saklanmış, saydığım ülkelerin yaptığı gibi kılıçtan geçirilmemiş. Bu yüzden bu meseleler tartışılmaya başlandığında en çok zararı onlar görecektir” dedi. 

‘Fatih Sultan Mehmet’in vasiyetiydi, geç bile kalındı’
Erim “Burası Fatih Sultan Mehmet’in özel mülküydü, burayı üzerine geçirmişti ve onu vakfederken de Ayasofya’nın ilelebet cami kalması şartını koşmuştu. 1934 yılında ise farklı bir karar alındı ancak içinde bulunulan zaman ve zemin düşünüldüğünde alınan kararı eleştirmiyorum. O zamana göre mantıklı bir karardı. Fakat bugün bu yeni kararın alınmasında çok geç kalındı. Yedinci hükümet zamanında alınan bir kararın değişmesi 66. hükümeti buldu. Bu kadar sürmemeliydi” diye ekledi. 

Sputnik