MAKALE
Giriş Tarihi : 26-06-2020 22:17   Güncelleme : 29-06-2020 09:10

M. Yavuz Ay Yazdı: Yüz Erdemli İnsana Çağrı!..

İyilikler ve güzel örneklikler tarihin kapanmış sayfalarında aranan hasletler olmaktan çıksın… Bizim de “Asr-ı Saadet”imiz, “Erdemliler İttifakı”mız olsun… Umut ve heyecanımız bol olsun! Erdemli insanlara selâm olsun!

M. Yavuz Ay Yazdı: Yüz Erdemli İnsana Çağrı!..

İnsan olarak hepimizde, içinde yaşadığımız toplumun algıları, tavırları, tasavvurları, davranış şekilleri, hassasiyetleri hatta inanç ve ibadet biçimlerine benzer tutum alışlar vardır. Kanaatimce birçok konu içinde öne çıkan ve dikkat çeken  “infak” ibadetidir.

“Dinî-ahlâkî bir terim olarak (infak), genellikle “Allah’ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara aynî ve nakdî yardımda bulunması” demektir. Bu bakımdan infak, farz olan zekâtı ve gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içermektedir.

(…) Bakara sûresinin 2. âyetinde Allah’a samimiyetle inanan müminlerin başlıca özellikleri sayılırken Bakara sûresinde (261-274) infakın önemi, amacı, hangi mallardan kimlere ve nasıl verileceği, karşılığında vaad edilen ödüller ayrıntılı biçimde zikredilir. Bu açıklamalar şu şekilde özetlenebilir: a) İnfak ve tasadduk gösterişten uzak, yalnız Allah rızâsı için yapılmalıdır. b) İnfakta bulunan kişi onu alıp kabul edenin onurunu zedeleyecek davranışlardan kaçınmalıdır. c) Yapılan yardım en iyi ve en kaliteli mallardan seçilmelidir. d) İnfakın yerine ulaşması için gerçek ihtiyaç sahipleri tesbit edilmelidir. (…)  Allah’a itaat ve ibadet niyeti taşıyan, İslâm’a ve Müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her harcama Allah yolunda infak sayılmaktadır.

(…) Kur’an’da, varlıklı Müslümanların mallarında yoksulların hakları bulunduğunun belirtilmesi (ez-Zâriyât 51/19; el-Meâric 70/24-25) zenginlerin, bir özür sebebiyle çalışamayan veya geliri ihtiyacını karşılamayanlara yardımda bulunmakla yükümlü olduğunu göstermektedir. Bu yardımın tasadduk(sadaka verme), zekât, fıtır sadakası(Ramazan ayında verilen sadaka), kurban, hediye, kullanmaya verme (iâre), vakıf, devlet bütçesinden maaş bağlama gibi birçok çeşidi bulunmakta olup bunların hepsi geniş anlamda infak kavramıyla ilgilidir.

İslâmî anlayışa göre herkes, öncelikle emeğiyle kendisinin ve yükümlülüğü altındakilerin ihtiyacını karşılamaya çalışmalıdır. Zira bir hadiste belirtildiği üzere kişi elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir şey yememiştir (Müsned, II, 334; Buhârî, “Büyûʿ”, 15; ayrıca bk. Tâhâ 20/131-132). Ancak dinî naslar bir bütün olarak incelendiğinde, herkesin elinden geleni yapması gerekli olmakla birlikte fertlerin toplumun maddî değerlerinden yalnızca çalışarak hak ettikleri kadar değil normal ihtiyaçları kadar faydalandırılması ilkesinin benimsendiği anlaşılır. Hz. Peygamber dul ve yetimlerin geçimini bizzat üstlenmiş (Buhârî, “Zekât”, 18; “Ferâʾiż”, 4, 15; Müslim, “Ferâʾiż”, 14), Hz. Ömer de bu uygulamayı resmîleştirmiştir. Fârâbî, devlet gelirlerinin bir kısmının çalışma gücü bulunmayanlarla mesleği para kazanmak olmayıp sosyal faaliyet gösterenlere harcanması gerektiğini söyler (Fuṣûlü’l-medenî, s. 145-146). Fakat bunlara yapılacak infak, hizmetlerinin önemiyle sınırlı olmalıdır. Nitekim Hz. Ömer, ilk zamanlarda hâfızlık çalışması yapanlara maaş bağlatmışken daha sonra bu faaliyetin hizmet niteliğini kaybettiğini görünce bundan vazgeçmiştir (Abdülhay el-Kettânî, III, 95).

İnfak kelimesi umumiyetle karşılıksız yardımlar için kullanılır; nitekim Kur’an’da yaptıkları iyiliklerden dolayı bir karşılık beklemeyenler övülmektedir (el-İnsân 76/8-9). Bununla birlikte meşrû alanlarda yatırım yaparak istihdam yoluyla insanların nafakalarını sağlamaya vesile olmak da infak kapsamında değerlendirilebilir. Serveti âtıl bırakıp (kenz) Allah yolunda harcamayanları ağır bir dille yeren âyetler (et-Tevbe 9/34-35) bu hususu da kapsamaktadır. Gazzâlî buradaki “kenz” kavramının malı veya parayı piyasadan çekmek, bunları Allah yolunda harcamanın ise piyasaya sürmek demek olduğunu belirtmiştir (İḥyâʾ, IV, 91-92, 95). Âyetlerde iyiliklerin sevabı genellikle bire on olarak gösterildiği halde Allah yolunda infakın sevabının bire yedi yüz oluşu (el-Bakara 2/261) bunun diğer ibadetlerden daha güç olduğunu göstermektedir (ayrıca bk. CÖMERTLİK; İHSAN).” (TDV İslâm Ansiklopedisi, 22. Cilt, s. 289-290, İstanbul, 2000).

Bu kadar uzun alıntı yapmamızın nedeni, içinde farz olan bir kulluğu da barındıran infakın çeşitli yönleriyle bilinmesi içindir… Dinimizden kaynaklanan birçok kavramın ne olduğu neleri kapsadığı nasıl anlaşılması gerektiği ve uygulama esasları günümüzde tam manasıyla bilinmemektedir.

Erdemli insanlar önce iyi niyetlerle yola çıkarlar. Geleneği dikkate alırken akılları da her daim devrededir. Akıl ve nakli birleştiren erdemli mümin kullar, hikmetli adımlar atmaya dikkat ederler… Başka inanç ve düşünce sahibi toplulukların içinde de erdemli insanlar vardır. İnsan olmanın getirdiği bilinçle “erdem” ortak paydası altında toplanırlar. İyilikleri, büyük bir incelik ve nezaketle yaparlar. Rahmetli Recep Vidin’in (TRT’de yapımcıydı) müthiş hikmetli ifadesiyle “Gözyaşına kamera tutulmaz” ilkesini hiçbir zaman gözardı etmezler. Muhtaç insanlar üzerinden reklâm yapılmasını doğru bulmazlar. Zenginlerin fakirlere verdiklerinin lütuf olmadığını, bilakis fakirlerin zenginler için bir lütuf olduğuna inanırlar. Varlıkları içinde yoksulların payı olduğunu asla unutmazlar. Verdikleri/verecekleri yüzünden fakirleşeceklerini düşünmezler.

Günümüzde infakın sosyal yansımaları farklı bir şekilde hayat bulmaktadır : Sadaka deyince akla gelen çoğunlukla cepteki bozuk paraların verilmesidir. Sadaka veya zekât sadece Ramazan’a mahsus bir ibadet gibi algılanmaktadır. Oysa hayat diğer aylarda da sürmekte, yoksulların belini bükmeye çaresizliklerini arttırmaya devam etmektedir.

Zekâtın dağıtım biçimi de sözkonusu ibadetin ruhuna uygun olmaktan uzaktır. Kişiler zekâtlarını daha çok kişiye ulaşsın diyerek çok küçük parçalara ayırarak dağıtmayı tercih etmektedirler. Kanaatimce, sadaka veya zekât; dul ve yetimlerin, borçlu kişilerin, Allah yolunda hizmet edenlerin ve diğer zekât verilebilecek kesimlerin yaralarına merhem olmalıdır. Muhtaç insanları borçlarından kurtarmalı, ‘zekât alan el’ olmaktan çıkararak ‘veren el’ haline getirmelidir. Günü kurtaran tutarlar da değerli olmakla birlikte infakın ruhuna uygun olmadığını düşünüyorum.

O halde; halis niyet, erdemlilik, insanlık bilinci, Allah’ı hoşnut etme, toplumsal sorumluluk, iyilikleri öne çıkarma, insanlığı yüceltme, ibadete ruh katma, güzel örneklik teşkil etme, merhamet ve sevgi damarlarını güçlendirme adına… YÜZ ERDEMLİ KADIN VE ERKEĞE ÇAĞRIMDIR! İşverenken iflâs etmiş, borçları yüzünden sağlık sigortasından bile faydalanamayan, evinin asgari geçimini bile sağlayamayan bir erkek ile ölümcül bir hastalıkla pençeleşen bir kadının dertlerine derman olalım. İflas eden kardeşimize en az 100000 (yüz bin) TL, hasta hanımefendi ve ailesi için en az 50000 (elli bin) TL  yardımda bulunalım. Gelecek senenin zekâtlarının şimdiden verilebileceğini işin ehli ifade etmektedir.  Bu insanlar yeniden veren el olsunlar… Zekâtın ruhu gerçek anlamıyla onlarda tezahür etsin… Değerli okuyucularımızdan Hüseyin Çolak Beyefendi bu hayırlı işin organizasyonunu üstlensin lütfen! İlk sıraya beni yazsın.

Halk arasında darb-ı mesel olmuş bir söz vardır: “Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz “ diye… Kalbi katılaşmış, merhamet duygularını yitirmiş, şımarık ve bencil  insanların çoğaldığı modern zamanlardayız. Bu darb-ı mesel ve benzerlerinin kapsama alanlarını daraltacak, Yüce Yaratıcının kendine verilmiş güzel  borç kabul edeceği hayırlı bir adım atmaya ne dersiniz?..

İyilikler ve güzel örneklikler tarihin kapanmış sayfalarında aranan hasletler olmaktan çıksın… Bizim de “Asr-ı Saadet”imiz, “Erdemliler İttifakı”mız olsun…

Umut ve heyecanımız bol olsun! Erdemli insanlara selâm olsun!

Hüseyin Çolak / İstanbul

(0530) 313 74 05

husaybermecaf@gmail. com

Ziraat Katılım Bankası

IBAN : TR34 0020 9000 0001 5274 0000 01

25.06.2020, Kardelen / Ankara

Mehmet Yavuz AY/ hertaraf.com