ANALİZ
Giriş Tarihi : 26-06-2020 13:47   Güncelleme : 29-06-2020 09:10

Serdar Duman Yazdı: Sezar Yasası ve Türkiye’nin Suriye Çıkmazı

Türkiye bir kez daha Amerika’nın oyununa geliyor. Suriye’nin bölünmesi demek Amerika ve İsrail’in hedefine ulaşması demektir.

Serdar Duman Yazdı: Sezar Yasası ve Türkiye’nin Suriye Çıkmazı

Amerika, Suriye’ye bir dizi ekonomik yaptırımı içeren ‘Sezar Yasası’ nı uygulamaya soktu.

Yasanın isim babası her ne kadar Suriyeli bir polisin kod adı olarak lanse edilse de; yasanın içeriği, Roma’nın zalim imparatoru Sezar ile Trump’ı bağdaştıran bir çağrışım yapıyor.

Amerika, İran ve Lübnan’dan sonra Suriye’yi de ekonomik kıskaca alarak direniş hattının nefesini kesmeye çalışıyor.

İran 2006’dan bu yana ekonomik ambargo ile boğuşuyor. İran ekonomisi özellikle yaptırımların arttığı 2011 yılı sonrasında ciddi küçülmeler yaşadı. 2011-2015 yılları arasında her yıl %10’a yakın küçülen bir ekonomi ile yüzleşildi. 2011’de 592 milyar dolar olan gayr-i safi milli hasıla 2015’te 410 milyar dolara kadar geriledi. 2011 yılında 1 dolar 1000 tümene tekabül ederken, 2013 yılında 1 dolar 4000 tümene tekabül ediyordu.

2015 yılında İran ile 5+1 ülkeleri arasında gerçekleştirilen nükleer anlaşmanın sonucu yaptırımların kalkması ile İran kısmen nefes aldı. Ekonomide ibre büyümeye doğru döndü.

Trump’ın başkan seçilmesi ile 8 Mayıs 2018’te Amerika tek taraflı olarak İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekildi ve yeni ekonomik yaptırımları yürürlüğe soktu.

Yeni yaptırımlar İran ekonomisini tamamen kilitleyerek diz çöktürmeyi hedefliyordu.

İran ile ticaret yapan ya da İran’da yatırım yapan tüm şahıslar/firmalar ve ülkelere yaptırım öngörüyordu. Amerika merkezli uluslararası bankacılık sisteminden dışlanarak İran’ın dış ticaretinin engellenmesi yaptırımların bir parçası idi.

2018’te yaptırımların açıklanması ile 1 dolar 10 bin tümene dayandı.

2018 sonrası İran ekonomisi zor bir sürece girdi. Ruhani, İran’ın Irak Savaşı’nda dahi ekonomik olarak bu denli zorlanmadığını ifade etti.

İran’ın 2018 yılı başındaki 2,8 milyon varil günlük petrol ihracatı, 2019 yılı başında 1,7 milyon varil seviyesine indi. Bu rakam 2020 yılında 300 bin varile kadar geriledi. Söz konusu tablo, Trump’ın ‘İran’dan sıfır petrol ihracatı’ politikası uyarınca uygulanan yaptırımların sonucudur.

Lübnan’da da örtülü bir ambargonun etkileri söz konusu…

Amerika ve Suudi Arabistan’ın Hizbullah ve bağlantılı şahıslara/kurumlara dönük yaptırımları örtülü bir Lübnan ambargosuna dönüşmüş durumda…

Üretimin çok az olduğu, temel ihtiyaç kalemlerinin ithal edildiği Lübnan ekonomisinin dayandığı temel sektörler turizm, ticaret ve bankacılıktır. Ortadoğu sermayesi ve dünyadaki güçlü ve kalabalık Lübnan diasporasının parasını muhafaza eden bankacılık sistemi Lübnan’ın en önemli ekonomik ayaklarındandır.

Lübnan, son bir yıldır ambargo ve kötü ekonomik yönetim nedeniyle bankaların krize girdiği, Lübnan lirasının dolara karşı ciddi boyutta değer kaybettiği ve halkın alım gücünün düştüğü bir süreçle yüzleşiyor. Lübnan halkı hayat pahalılığı ve yolsuzluklar nedeniyle sürekli gösteriler düzenliyor.

Lübnan halkının masum ve haklı taleplerini bir rejim krizine çevirerek Hizbullah’ı etkisizleştirmek için Amerika ve Suud yönetimi her fırsatı değerlendiriyor.

Suriye ekonomisine gelince…

2011 yılında iç savaş başlamadan önce 1 dolar 50 Suriye lirasına tekabül ediyordu. 9 yıllık savaşın faturası olarak bu yılın başlarında 1 dolar yaklaşık 1000 Suriye lirası idi. 17 Haziran’da yürürlüğe giren Sezar Yasası öncesinde 1 dolar 3000 Suriye lirasını gördü.

Yeni kur ile kimse önünü göremiyor. Suriye ekonomisinde yaprak kıpırdamıyor. Malı olan satmıyor, ihtiyacı olan almıyor.

Alım gücü iyice düşmüş durumda… Gıda kuyrukları, ilaç bulamayan hastalar, işletmelerine kilit vuran insanlar günlük yaşamın birer parçası…

İran’a uygulanan yaptırımlar ağırlığında bir ambargo ile Suriye yüzleşiyor. Suriye ile iş yapan tüm şahıslar/kurumlar/ülkeler cezalandırılacak.

Lübnan bankalarının darboğaza girmesi de Suriye’deki krizi tetikliyor. Suriye firmaları yurtdışı ticaret ve bankacılık işlemlerinde iç savaş nedeniyle daha güvenli buldukları Lübnan kanalını kullanıyorlardı.

Lübnan’daki kriz nedeniyle artık bu kanal da kullanılamıyor. Çok sayıda Suriyeli iş adamının Lübnan bankalarında muhafaza ettiği parasını çekemediği gelen haberler arasında…

Suriye yönetimi krizi aşmak için büyük şirketleri mali denetime tabi tutuyor. Birçok ürünün ithalatı yasaklanmış durumda... Ülke içinde dolar ile ticaret de yasaklandı.

Suriye hükümetini ekonomik olarak boğmaya dönük bir planın devrede olduğu açık…

***

Amerikan emperyalizmi ve Siyonist payandaları 40 yıldır direnişi kırmak için tüm yolları deniyorlar. Kaos oluşturmak dışında ulaşabildikleri hiçbir hedef yok…

Siyonist İsrail 1967 Savaşı toprak kazanımlarını ilhaka dönüştürmek için bugünlerde hazırlık yapıyor. Öncelikle 1979 İran İslam Devrimi sonrası Siyonistlerin bölgede kaos çıkarmak haricinde hiçbir kazanımının olmadığını not düşelim. 1979 Devrimi sonrası oluşan direniş hattı bütün imkansızlıklarına ve güç farkına rağmen Siyonizm’in arz-ı mev’ud hedefi önünde ciddi bir bariyer oldu.

Emperyalizme ve siyonizme karşı kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi veren tüm ülkelerin/örgütlerin terörist ilan edilmesi; Amerika, İsrail ve işbirlikçi diğer yönetimlerin ne denli acz ve korku içinde olduklarının işaretidir.

Amerika askeri yöntemleri göze alamadığı için ekonomik baskı ile direniş hattını çökertmek istiyor. 2018 sonrası iyice dozajı arttırılan ekonomik yaptırımlar da Allah’ın izniyle sonuç vermeyecektir. 40 yıldır direnen bu hat söz konusu ekonomik tsunamiyi de bertaraf edecektir.

Direniş hattı ile ilgili mezhepsel ya da siyasi nedenlerle soru işareti koyanlar ya da olumsuz düşünenler bunca yaptırımı nasıl yorumluyorlar acaba?

Yaptırımlar altında inim inim inleyen yönetimlerin ve halkların niçin bu mağduriyete ve mahrumiyete maruz kaldıklarını sorgulayacak ölçüde hak ve adaletin tarafında duruyorlar mı acaba?

***

Türkiye’nin kontrolündeki bölgeler ile SDG kontrolündeki (Kuzey-doğu Suriye) bölge Sezar Yasası’nın dışında bırakıldı. Amerika’nın amacının Şam yönetimine diz çöktürmek olduğu aşikar…

Geçenlerde İsrail’in 2007’de başbakanı olan Olmert ile yapılan bir röportaj basına yansıdı. Olmert şöyle söylüyor: ‘Esad bizimle uzlaşsa idi bunlar başına gelmeyecekti.’

Suriye’ye Amerika’nın öncülüğünde müdahale edilerek çıkartılan iç savaşın gerçek yüzü Olmert tarafından ifşa ediliyor.

Olmert’i 2007 yılında Esad ile buluşturarak uzlaştırmaya çalışanın Türkiye olduğunu da vurgulamak gerekiyor.

Sezar Yasası yürürlüğe girmeden bir süre önce Türkiye kontrolü altındaki bölgelerde Suriye lirası yerine Türk lirası uygulamasına geçildi, İdlib’de HTŞ’nin kontrol ettiği hükümetin, çalışanların maaşını Türk lirası olarak ödemeye başlayacağı belirtiliyor.

Suriye lirasına ikinci bir darbe de bu uygulama ile vurulmuş oldu.

Türkiye söz konusu uygulama ile Sezar Yasası’nın etkisini katmerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Suriye’nin bölünmesine giden yolu sonuna kadar açtı.

Artık Türkiye kamuoyunda da, Suriye’de kontrol edilen bölgelerde de, batı kamuoyunda da Türkiye’nin kontrol ettiği bölgeleri yakın zamanda ilhak etmeye hazırlandığı tartışılıyor.

Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana Türkiye’nin yerini, Amerikan politikalarına ram olarak bölünmüş bir Suriye’yi kaçınılmaz gören ve buna göre politika belirleyen Türkiye’nin aldığını söyleyebiliriz.

Sadece Kuzey-Doğu Suriye’de Kürt bölgesi ile ilgili bir çekince var. Amerika, Barzani yanlısı Suriye Ulusal Kürt Konseyi ile PYD’yi uzlaştırma konusunda önemli adımlar attı. Kuzey-Doğu Suriye’de  Kuzey Irak’taki Barzani yönetimine benzer bir yönetimin iş başına gelmesine Türkiye’nin olumlu bakabileceği öngörülüyor.

Türkiye bir kez daha Amerika’nın oyununa geliyor. Suriye’nin bölünmesi demek Amerika ve İsrail’in hedefine ulaşması demektir.

Türkiye’nin pandemi bahanesiyle S-400’leri devreye sokmayı ertelemesi, Libya’da Amerika ile beraber hareket ediyoruz mesajı gibi gelişmeler hayra alamet değildir.

Temennimiz; AK Parti iktidarının ateşle oynamaması, ülkemizin ve bölgemizin huzur ve barışının Amerikan boyunduruğundan kurtulmuş bağımsız bir Türkiye ile sağlanabileceğinin görülmesidir. Aksi takdirde sonuçlar bu ülke halkı ve ümmet açısından çok vahim olacaktır.