ANALİZ
Giriş Tarihi : 25-06-2020 07:04   Güncelleme : 29-06-2020 09:12

Nagehan Alçı yazdı: Yeşil Kemalist bir rejim hakim Türkiye’de şu an...

Batılı siyaset bilimcilerin de üzerinde uzlaştığı bir akademik tanımlama bu Yeşil Kemalist rejim kavramı. Tek adam düzeni ya da saray rejimi ve parti devleti gibi tabirler bugünkü Türkiye’yi anlatmıyor.

Nagehan Alçı yazdı: Yeşil Kemalist bir rejim hakim Türkiye’de şu an...

Nagehan Alçı Haber Türk'te "Tunç Soyer olayı ve müesses nizam" başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Alçı; Türkiye Yeşil Kemalist bir rejimin  hakim olduğunu iddia ettiği yazısında "Batılı siyaset bilimi entelijensiyası Yeşil Kemalist rejim derken de şunu kast ediyor: Eski klasik Kemalist rejim döneminde dindarlar ve İslamcılar sistemden dışlanıyordu. Başörtüsü adeta bir rejim meselesiydi. Şimdiki rejimde ise bu dışlama kalktı. Başörtülü bir başsavcı daha yeni göreve başladı. Ki bu bana göre de özgürlükler adına çok doğru bir gelişme. Fakat eski rejimin diğer temel mekanizmaları ve sabit politikaları yerinde duruyor." dedi.

İşte o yazı:

Dün Habertürk TV’de Didem Aslan Yılmaz’ın yönettiği Türkiye’nin Nabzı programında Tunç Soyer’in sözlerini tartışırken ileri sürdüğüm bir analiz dolayısıyla çok sayıda mesaj ve mail aldım.

Hem o programda söylediklerimde neyi kast ettiğimi anlatmak hem de programda yaptığım analizin çerçevesini genişletmek istiyorum.

Öncelikle Tunç Soyer kendi karşıtlarına malzeme veren talihsiz bir açıklama yapmış o toplantıda. Bu yönüyle kesinlikle hatalı.

Türkiye’nin üçüncü büyük şehrini yöneten bir siyasetçinin her sözünün cımbızlanabileceğini bilmesi gerekirdi.

Tunç Soyer artık şirin bir kasaba olan Seferihisar’ın belediye başkanı değil. İzmir de “slow city” değil.

Öte yandan programda da iddia ettiğim gibi eğer İzmir’in eski Başkanı, Atatürkçü kimliğiyle öne çıkan Aziz Kocaoğlu, bu dil sürçmesini ya da espriyi yapsaydı konu bu kadar büyümez ve bir devlet meselesi haline gelmezdi.

Çünkü Aziz Kocaoğlu mevcut müesses nizam tarafından makul görülen bir isimdi.

Dikkat edin, AK Parti tarafından Aziz Kocaoğlu makul görülüyordu demiyorum.

AK Parti tarafından Kocaoğlu istenmiyordu ama mevcut müesses devlet nizamı Kocaoğlu’nu “sakıncalı politikacı” olarak da görmüyordu.

Tunç Soyer ise aynı müesses nizam tarafından “sakıncalı politikacı” olarak görülüyor.

Bugün Türkiye’deki müesses nizam sadece AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan değildir.

Günümüz Türk siyasetini derinlemesine anlamak isteyenlerin önce bunu kavraması gerekiyor.

Şüphesiz artık Erdoğan ve partisi 2002-2010 dönemindeki gibi hükümet ama iktidar değil diyeceğimiz bir pozisyonda değil.

Bugün AK Parti sistemin çok önemli bir aktörü ama geçmişte kendine karşıt olan devlet aktörleriyle zorunlu bir uzlaşma içinde davranmak durumunda kalıyor.

İşte bu da yeni rejim blokunu ya da İngilizce tabirle yeni “establishment”ı oluşturuyor.

Benim dün akşam Tunç Soyer’in konuşulduğu programda “Müesses Nizam” ya da “Devlet mekanizması” dediğim olgu bu.

Washington’da yaşayan Türkiye uzmanları Ömer Taşpınar-Gönül Tol’un tabiriyle Yeşil Kemalist bir rejim hakim Türkiye’de şu an.

Sadece Taşpınar-Tol çiftinin değil genel olarak itibarlı Batılı siyaset bilimcilerin de üzerinde uzlaştığı bir akademik tanımlama bu Yeşil Kemalist rejim kavramı.

Tek adam düzeni ya da saray rejimi ve parti devleti gibi tabirler bugünkü Türkiye’yi anlatmıyor.

Hatta bu tabirleri ısrarla kullananların mevcut rejim blokuna bilerek ya da bilmeyerek hizmet ettiği kanaatindeyim ben.

Batılı siyaset bilimi entelijensiyası Yeşil Kemalist rejim derken de şunu kast ediyor: Eski klasik Kemalist rejim döneminde dindarlar ve İslamcılar sistemden dışlanıyordu.

Başörtüsü adeta bir rejim meselesiydi. Şimdiki rejimde ise bu dışlama kalktı. Başörtülü bir başsavcı daha yeni göreve başladı. Ki bu bana göre de özgürlükler adına çok doğru bir gelişme.

Fakat eski rejimin diğer temel mekanizmaları ve sabit politikaları yerinde duruyor.

Sadece dindarlarla görünen bir uzlaşma var. İşte bu yüzden bu düzene Batılı siyaset bilimciler tarafından Yeşil Kemalist rejim deniyor.

Bu olgunun Türk medyasıyla akademik ve entelektüel çevrelerinde de tartışılması gerekiyor.

Bizdeki tartışmalar hep kısır iktidar-muhalefet atışmaları. Bana göre siyasi olarak hiçbir anlamı ve bağlamı olmayan tartışmalar.

Oysa bugün muhalefette görülen CHP sözcüsü Faik Öztrak tüm varlığıyla bu rejim blokunun yani müesses nizamın bir tarafından parçası.

İktidar zannedilen bazı siyasetçiler ise kimi devlet kurumlarından inanılmaz derecede korkarak yaşıyorlar.

Anlaşılması ve analiz edilmesi güç ve girift bir Türkiye’de yaşadığımızın farkındayım. Ben hem bu sütunda hem de TV ekranlarında elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım bu fotoğrafı.

Mesela Habertürk TV’deki tartışmada ne İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Şenol Sunat’ın ne de CHP’li Berhan Şimşek’in Türkiye’deki mevcut siyasal rejimi yeterince analiz etmediğini gördüm.

Berhan Şimşek, kendisi bir Kemalist olduğu için Tunç Soyer’in Marksist düşünür Wallerstein hayranı bir sosyalist olduğu tespitinden bile endişe ederek telaşa kapıldı.

İşte zaten bu sebeple müesses nizam Tunç Soyer’in sosyalist ve HDP’ye yakın çizgisinden hoşlanmıyor ve her vesile olduğunda Soyer aleyhine rejim mekanizması devreye giriyor.

Hem Çav Bella olayında hem de dünkü İzmir bayrağı tartışmasında bunu yaşadık.

Mesela mevcut müesses nizamın Ankara’nın CHP’li Başkanı Mansur Yavaş’a karşı bir muhalefeti yok.

Dikkat edin AK Parti ve MHP’nin Yavaş’a muhalefeti var ama işte devlete egemen müesses nizamın Yavaş’a itirazı yok.

Çünkü Mansur Bey fincancı katırlarını ürkütmeyen ve rejim blokuna karşı olmayan bir politika güdüyor.

O yüzden Yavaş aleyhine bu tip “bölücülük sorunu” gibi algılanacak hiçbir rejim mekanizması devreye girmiyor.

Tunç Soyer ise İzmir tarihinin ilk sosyalist belediye başkanı. Asla klasik bir Kemalist CHP’li değil.

Klasik Kemalist bir CHP’li olsa mevcut Yeşil Kemalist rejimin bir tarafına eklemlendiğinden sorun olmayacaktı.

Fakat şimdiki sosyalist ve anti-HDP olmayan çizgisi müesses nizam açısından sorun teşkil ediyor.

Bu tür vesilelerle son 1 sene içinde hem ulusal medyada hem de İzmir yerel medyasında Tunç Soyer’in “bölücü ve gizli HDP’li olup olmadığı” defalarca konu edildi.

Ben liberal-demokrat bir insanım ve Soyer’in radikal sol çizgisini yanlış buluyorum ama müesses nizam tarafından ikide bir hedefe konmasına da asla destek veremem. Bu durumu demokrasiye uygun bulmam.

Mevcut müesses düzen Canan Kaftancıoğlu gibi, Özgür Özel gibi Tunç Soyer gibi Marksist ve hatta bölücü olarak yaftaladığı isimleri CHP’den tasfiye etmek istiyor. Bence bu çok açık bir plan.

Ben bu değirmene su taşımak istemem ama bu tabloyu da analiz etmek gerekir.

Soyer, Özel ve Kaftancıoğlu gibi sosyalist isimler bu bahsettiğim siyasal analizi yapmaktan kaçınıyor ve çekiniyorlar.

Özellikle Tunç Soyer’in rejim blokundan bu tür olaylarda çabuk korktuğunu gözlemliyorum.

Oray Eğin’e verdiği röportajda sosyalist olduğunu tereddütsüz ve gururla söylediği halde Habertürk TV’deki programda basın danışmanı “Tunç Başkan sosyalist değil. Kendisine sordum” mealinde bir mesaj attı. Canan Hanım bu konuda daha cesaretli duruyor.

EKREM İMAMOĞLU DA FARKLI GÖRÜLMÜYOR

Bugün Ekrem İmamoğlu’nun 23 Haziran 2019 başarısının da yıl dönümü.

Bence Ekrem Bey ve danışmanları da Tunç Soyer vesilesiyle bu yazıda bahsettiğim analiz çerçevesini dikkatle okumalı.

Çünkü Ekrem İmamoğlu da solcu olmamasına rağmen müesses nizam tarafından HDP’ye gösterdiği yakınlık dolayısıyla Soyer’den çok da farklı görülmüyor.

En azından CHP’li meslektaşı Mansur Yavaş gibi “meşru ve makul” bulunmadığını söyleyebilirim.