ANALİZ
Giriş Tarihi : 18-06-2020 06:41   Güncelleme : 23-06-2020 06:56

Dursunoğlu: ‘ABD Hollywood filmlerinin mafya aklını devlet politikasına dönüştürdü, Sezar Yasası sonuç vermez'

Alptekin Dursunoğlu Sputnik'te Ceyda Karan'a ABD'nin Suriye'ye Ekonomik Ambargosunu Değerlendirdi..

Dursunoğlu:  ‘ABD Hollywood filmlerinin mafya aklını devlet politikasına dönüştürdü, Sezar Yasası sonuç vermez'

YDH Genel Yayın Yönetmeni Gazetci Yazar Alptekin Dursunoğlu Sputnik'te Ceyda Karan'a ABD'nin Suriye'ye Ekonomik Ambargosunu Değerlendirdi.. 

Alptekin Dursunoğlu'na göre, ABD, Sezar Yasası'yla 10 yıl savaşla beceremediğini Suriyelileri açlığa mahkum ederek başaracağını düşünüyor. 'Hollywood filmlerinin mafya aklının devlet politikasına dönüştüğünü' belirten Dursunoğlu, yasanın 'zayıflığın göstergesi' olduğu ve Şam'ın müttefiklerinin ABD dayatmalarının sonuçlarını bildiklerini söyledi.

ABD’nin Suriye hükûmetiyle iş yapan ülke, kurum, şirket ve kişilere yönelik yaptırım öngören ‘Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası’ yürürlüğe giriyor. Suriye'nin ekonomisini derinden etkileyen yaptırımları genişleten ve on yıllık savaş yüzünden ihtiyaç duyulan altyapı yatırımlarını sekteye uğratacak olan uygulamanın ülkede yaşamı daha da çekilmez kılarak yönetime isyan bayrağı açması umuluyor. ABD'li yetkililer hedeflerini de açıkça, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve egemenliğini tesis edemeyeceği hale düşerek askeri zafer elde edememesini sağlamak olarak koyuyor. Yaptırımlar Suriye'nin radikal cihatçı ideolojiye karşı mücadelesinde yanında yer almış müttefiklerini de hedefliyor

Gelişmeleri Yakın Doğu sitesinin kurucusu, araştırmacı yazar Alptekin Dursunoğlu ile konuştuk.

‘Sezar yasası Amerika’nın konumunun zayıflığından kaynaklı’

Alptekin Dursunoğlu'na göre, 'Sezar Yasası' ABD yönetiminin konumunun güçlülüğünden değil zayıflığından kaynaklı bir yasa ve yeni bir yaptırım dizisi. ABD'nin Suriye'yi açlığa mahkum etmek istediğini belirten Dursunoğlu, Şam'ın müttefiklerinin de yeniden inşa yardımlarının cezalandırmak istendiğinin altını çizdi. ABD'nin resmi söylemde 'rejim değişikliği' değil 'rejimin davranışlarını değiştirmekten' bahsettiğini, asıl talebin Şam'ın İran ve Hizbullah ile ilişkilerini kesmesi olduğunu belirten Dursunoğlu, yaptırım siyasetin ise yeni olmadığını, İran'a karşı da uyguladığını anımsattı:

“Sezar yasası Amerika’nın konumunun güçlülüğünden değil zayıflığından kaynaklı bir yasa ve yeni bir yaptırım dizisi. Amerika’nın etkisinin zayıfladığını bu yasanın hem içeriğinden hem hedeflerinden hem de zamanlamasından anlıyoruz. Yasa, içerik olarak, Şam’ın müttefiklerini cezalandırmakla tehdit ederek Suriye’yi açlığa mahkum etmek istiyor. Şam’ın müttefiklerine, somut olarak da İran, Rusya ve Çin’e eğer Suriye’ye yeniden yapılandırılması yönünde katkı sunar destek olursanız sizi cezalandırırım diyor. Böylece onların Şam’ın yanında durmasını engellemeye, dolayısıyla da Suriye devleti ve halkını ekonomik olarak sefalete mahkum etmeye çalışıyor.

Sezar yasasının hedefini James Jeffrey de defalarca söyledi, bu hedef ayrıca basında da yazıldı. Sezar Yasası’nın resmi hedef şöyle açıklanıyor: ‘Biz, Suriye’de rejim değişikliği gerçekleştirmek değil; rejimin davranışlarını değiştirmek istiyoruz’. Aynı şeyi İran ile ilgili olarak da duyuyoruz. Trump rejimi, nükleer anlaşmadan çekildiği günden beri: ‘Biz azami yaptırımlar uygulayarak İran’ın bölgeye yönelik nüfuzunu azaltmaya ve davranışlarını değiştirmeye çalışıyoruz’ diyorlardı.

Şimdi aynı şeyi Suriye için hedefliyorlar. Bu açıklanan resmi hedef. Ama Amerika’nın idealize ettiği, asıl olmasını istediği hedef daha büyük. İran için de geçerli olan bu hedef doğrultusunda, halk açlığa mahkum edilecek, halk mevcut durumdan rahatsız olacak, isyan edecek, sokaklar karışacak. Sokaklar karışınca halk devlete karşı isyan edecek ve rejim devrilecek. Yani bu anlamda 10 yıllık savaşla yapılamayan, elde edilemeyen rejim değişikliği hedefi ekonomik baskıyla gerçekleşmiş olacak. Böylece Amerika yeniden bir düzen kurucu aktör olarak sahaya ağırlık koymuş olacak. Ama bu ideal hedef, şu an için bu açıklanmıyor, resmi hedef olarak rejimin davranışlarını değiştirmek ortaya konuyor."

'Hollywood filmlerinin mafya aklının ABD devlet politikasına dönüştürülmüş şekli'

Dursunoğlu, Washington'ın Suriye'ye karşı dayatmalarını kabul ettirmek için seçtiği yolu ise 'Hollywood fimlerinde sıkça rastlanan mafya aklının devlet politikasına dönüşmüş şekli' olduğu görüşünü dile getirdi:

"Bu bir bakıma pespaye Hollywood filmlerinde çokça rastladığımız bir mafya aklının Amerika tarafından devlet politikasına dönüştürülmüş şekli aslında. Mafya gider bir grup insanı rehin alır, polisten talepleri vardır. Bunların yerine gelmemesi halinde her saat bir rehineyi öldüreceğini söyler ve bunu yapar. Burada da benzer bir durumu görüyoruz.

Davranış değişikliği ile ilgili olarak istenenleri James Jeffrey sıralıyor. Suriye ne yapacak da davranışları değişmiş olacak? Birincisi İran’ı Suriye’den çıkarılmasıyla. Bu aslında İsrail rejiminin öteden beri talebi. İsrail rejimi 2015’te çok rahattı, kendinden emindi. Dönemin Savunma Bakanı, Suriye’den omlet diye söz ediyordu, ‘Omlet tekrar yumurta haline gelemez’ diyordu. Suriye teröre karşı zafer kazandı, bölünüp parçalanmadı, yani onların beklediğinin aksine omlet tekrar yumurta haline geldi, şimdi bundan tedirgin oluyorlar. İkincisi, Suriye’nin Hizbullah ile ilişkisini kesmesini istiyorlar. Terörle mücadelenin, savaşın bir parçası olan Hizbullah ile Suriye’nin ilişkisini kesmesi. Üçüncüsü, Golan’da İsrail rejimine tehdit oluşturan askeri mevzilerin kaldırılması. Bu üç resmi talep, Suriye devletinin davranışlarını değiştirmesi olarak ifade ediliyor.” 

‘Şam'dan orta ve uzun vadede istenen Golan'daki işgali ve Yüzyılın anlaşmasını tanıması’

Dursunoğlu'na göre ABD yönetimi orta ve uzun vadede ise Şam'ın Golan'ı İsrail'e bırakması ve Yüzyılın Anlaşması'nı onaylamasını istiyor. Diğer yandan yaptırımlar yüzünden perişan olacak Suriye halkının ayaklanıp yönetimi devirmesinin de ABD açısından arzulanır olduğunu dile getiren Dursunoğlu, tüm bunların 2011'den beri sürdürülen vekalet savaşının da talepleri olduğunu anımsattı: 

“Bunlar belki kısa vadede istenen şeyler; ama orta ve uzun vadede Amerika’nın aslında Suriye’den beklediği şunlar: İsrail’in Golan’daki işgalini tanıması, kendi toprağı olan Golan’ı İsrail rejimine bırakması ve Yüzyılın Anlaşması denilen hokkabazlığı Suriye’nin de diğer Arap rejimleri gibi tanıması. Eğer resmi hedef yerine gelirse zaten ne ala. Ama resmi hedefi de aşan bu ideal hedefler gerçekleşir de halk isyan eder ve rejimi devirirse bu daha büyük bir zafer olmuş olacak. Ancak şimdilik hedefi Suriye devletinin ‘davranışlarını değiştirmek’ olarak ortaya koyuyorlar. Bunlar, 2011’den beri sürdürülen vekalet savaşının hedefleri aslında. Yani Suriye’de “ılımlı” bir Arap rejimi yaratılması. Bu savaşın parçası olan bölge ülkelerinin İsrail’le ilişkilerine bir bakın. Ya Suudi Arabistan ve BAE gibi İsrail rejimi ile ilişkilerini normalleştirmek için yarışa girmişler ya da Türkiye gibi zaten İsrail rejimi ile ticaret hacminde rekor üstüne rekor kırıyorlar. Suriye eğer devrilseydi, şu an işte bu ülkelerin rayına girmiş olacaktı.

'Sezar Yasası öngörülen hedefe asla ulaşamayacak'

Dursunoğlu'na göre ABD'nin Sezar Yasası Suriye'yi kaçınılmaz olarak etkileyecek ve Suriye halkının acılar çekmesine yol açacak ancak asla hedefine ulaşamayacak. Suriye'nin savaşın en zorlu zamanlarında diz çökmediğini anımsatan Dursunoğlu, ABD'nin daha önce denenmiş bu tür yöntemlerle boyun eğdiremeyeceği görüşünü dile getirdi:

"Ancak Sezar Yasası ile öngörülen hedefe asla ulaşamayacaklar ve başarılı olamayacaklar. Bunu derken Amerika’nın kötülüğünün sınırı olacak, bu yasa Suriye halkına ve devletine hiç acı çektirmeyecek, Amerikan kötülüğünün bir limiti olacak ve Suriye bundan etkilenmeyecek anlamında söylemiyorum. Elbette bu yasayla Suriye halkı acılar çekecek, mafya metaforunda olduğu gibi bazı rehineler öldürülecek. Sezar Yasası başarısız olacak derken bunları kastetmiyorum.

Ancak bir yasanın veya planın başarılı olup olmadığı öngördüğü hedefin gerçekleşmesiyle ölçülür. Suriye’nin müttefiklerini cezalandırmakla tehdit edip korkutmak, Suriye halkını açlığa mahkum ederek Suriye devletinin davranışlarını değiştirmek şeklinde ortaya konan bu hedefleri Amerika bu yasayla asla gerçekleştiremeyecek. Çünkü Amerika denenmişi deniyor şu an. Dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell, Irak işgali döneminde Suriye devletine şu ankiyle tıpatıp aynı şeyleri dayattı. ‘İran ve Hizbullah ile ilişkilerinizi kesin; Şam’da bulunan Hamas’la ve Filistin direnişiyle ilişkilerinizi kesin’ dedi. Şam bunu reddetti. O zaman Powell’ın dayatmalarını reddeden Şam şimdi Jeffrey’nin dayatmalarına neden boyun eğsin?

Savaşın en zorlu zamanlarında diz çökmedi Şam, şimdi zaferin eşiğinde. Şu an sadece İdlib ile Fırat’ın doğusu kurtarılmayı bekliyor. Bir tarafta Amerika, bir tarafta da Türkiye savaşın asılları olarak sahada olduğu için süreç şu an bir anlamda rölantide tutuluyor. Ama şu an ülkenin büyük bir kısmı devletin kontrolüne geçmiş. Yeniden toprak bütünlüğüne kavuşmanın yani zaferin eşiğindeyken Şam şimdi neden diz çöksün?” 

‘Şam'ın müttefikleri ABD'nin talep ve dayatmalarının sonu olmadığını biliyorlar'

Dursunoğlu, Rusya ve İran sahada hiç olmadığı kadar belirleyici hale gelmişken, ABD tehditleri karşısında korkarak Şam'a desteklerini kesmelerini ve şimdiye kadar elde ettikleri kazanımları yitirmelerini olası bulmuyor. Dursunoğlu ABD'nin talep ve dayatmalarının hiçbir zaman sonu bulunmadığını da anımsatarak, dolayısıyla Şam'ın müttefiklerinin atacakları hiçbir adımın garantisi olmadıklarını da iyi bildiklerini ekledi:

“Rusya ve İran daha önce olmadığı kadar sahada belirleyici. Peki, onlar neden Amerikan tehditlerinden korkarak Şam’a desteğini kessin ve Suriye’yi açlığa mahkum etsin? Şu ana kadar elde ettikleri bütün kazanımları neden kaybetsin? Öte yandan hem Şam hem müttefikleri açısından ABD taleplerinin, dayatmalarının sonu olacağını kim garanti ediyor? Yarın başka dayatmaların gelmeyeceğinin garantisi ne? Dolayısıyla bütün bunları Şam da müttefikleri de çok iyi biliyor. Amerika’nın dayatmalarının Şam ve Şam’ın müttefikleri üzerinde etkisi olmaz; Amerika sadece kendi müttefiklerine dayatmada bulunabilir. Amerika’da Kasım ayında seçimler var, Sezar Yasası Amerikan rejiminin kendi iç siyasi dinamikleri açısından bir etkisi olabilir."

'Suriye'nin Yugoslavya gibi parçalanması umudunu taşıyanlara söylenebilecek tek şey var...'

Dursunoğlu, Sezar Yasası'ndan ancak Suriye'nin Yugoslavya gibi parçalanmasını umanların memnun kalabileceğini belirtirken, bunun sonucunun da İdlib'de el Kaide emirliği, Fırat'ın doğusunda da PKK devleti olacağını söyledi. Ancak yaptırım siyasetiyle Suriye ve müttefiklerinin tutum değiştirmesinin sağlanamayacağını kaydeden Dursunoğlu, İran ve Venezuela'da da denenmiş olan bu politikanın iflas edeceği öngörüsünde bulundu:

"Sezar yasasından Suriye’nin tıpkı Yugoslavya gibi parçalanması umudu taşıyanlar ve bundan memnuniyet duyanlar varsa. Onlar için söylenebilecek tek şey var: İdlib’de el-Kaide, Fırat’ın doğusunda da PKK devletini güle güle kullansınlar. Ancak Sezar Yasası ile hedeflenen Suriye’nin davranışlarını değiştirmek ise böylesi bir şey asla olmayacak. Sezar Yasası bağlamında şu an Suriye için söylenen şeylerin aynısını Trump’ın nükleer anlaşmadan çekildiği günden beri İran ile ilgili olarak duyduk. İran ile ilgili olarak da aynı şeyler söyleniyordu. İran’a azami yaptırımlar adı altında petrol ihracatının sıfırlanmasından tutun, içeride isyan çıkarmaya kadar tüm bunların hepsi İran ile ilgili olarak uygulandı. Bu yetmedi, doğrudan savaş tehditleri oldu, Fars Körfezi’ne askeri yığınak yapıldı. Bu yetmedi, Suriye’ye petrol götüren İran tankerine İngiltere tarafından el kondu. Bu yetmedi General Kasım Süleymani’ye suikast yapıldı. Ancak bütün bunların cevabı verildi. İran da Amerika’nın son derece gelişmiş casus uçağını düşürdü, İngiltere’nin iki tankerini alıkoydu, Amerika’nın Ayn el-Esed’deki askeri üssünü vurdu ve bir caydırıcılık dengesi kurdu. Bu dengeyi kurmasaydı, Fars Körfezi’nden Amerika’nın yanı başındaki Venezuela’ya akaryakıt gönderemezdi."

Amerika Venezüella ve İran’ı da tıpkı şimdi Suriye’de olduğu gibi açlığa mahkum etmeye çalıştı. Ancak birkaç hafta önce İran’ın 4 süper tankeri Fars Körfezi’nden Venezüella’ya akaryakıt götürdü. Ondan önce de eğer tankerlerime bir şey olursa karşılığını veririm diyerek yarattığı caydırıcılık dengesini hatırlattı. Amerikan rejimi de yaptırım uyguladığı İran’ın tankerlerinin açlığa mahkum etmeye çalıştığı Venezuela’ya gidişini sadece izlemekle yetindi."

'O riski göze alır ve karşı tehdit üretirseniz ABD rejimi orada bitiyor'

Dursunoğlu ABD rejimi tarafından diz çöktürülmek istenen devletlerin kendi aralarında ticaretlerini kuvvetlendirmeleri halinde 'kötülüğe sınır çizebildiklerini' belirtti. İran'ın Venezuela'ya petrol yardımını anımsatan Dursunoğlu, "O riski göze alırsanız ve karşı tehdit üretirseniz ABD rejimi orada bitiyor" diye konuştu:

"Demek ki eğer Amerikan rejimi tarafından diz çöktürülmek istenen devletler kendi aralarında ulusal bir ticaret geliştirirlerse, Amerikan rejiminin yapabileceği kötülüğe sınır çizebiliyorlar. O riski göze alırsanız ve karşı tehdit üretirseniz Amerikan rejiminin orada bitiyor. İran ve Venezüella ile ilgili olarak başarılamayan şeyin Suriye’de mutlak şekilde sonuç vereceğinin hiçbir garantisi yok. Suriye müttefikleri üzerinden tehdit ediliyor. Şam’ın müttefiklerine eğer Suriye’ye ticari, ekonomik destek verirseniz, sizi cezalandırırım deniyor. Peki zaten cezalandırmıyor mu? İran, Rusya ve Çin zaten yaptırım altında değil mi? Doğrudan kendisi baskıya, yaptırıma muhatap olan bir devlet, kendi açısından davranışlarını değiştirmiyorsa, Suriye meselesi yüzünden niye davranış değiştirsin? Kaldı ki davranış değiştirmenin nasıl sonuçlanacağını ve ardı arkası gelmeyen yeni Amerikan dayatmalarıyla karşılaşmayacağını kim garanti edebilir?

Hangi devlet imzaladığı uluslararası anlaşmalardan tek taraflı olarak çekilen Amerika’nın sözüne güvenecek de yaptırımlardan kurtulmak için Amerika’nın önünde diz çökecek, böyle bir şey yok. Amerikan rejimi İran’a bu baskıları yaparken, petrolünü sattırmamaktan, diz çöktürmekten, davranışlarını değiştirmekten söz ediyordu. Şu an geldiği aşamada İran’a telefon numarası veriyor ve yeni bir anlaşma için görüşmeye hazır olduğunu söylüyor. Fakat Tahran’dan Washington’u arayan çıkmıyor. Amerika’nın bu yasası hiçbir şekilde başarılı olamayacak derken, slogan atan ben değilim. Buna umut bağlayanlar, Sezar yasası ile Suriye’nin davranışını değiştireceğini bekleyenler slogan atıyorlar, onlar gerçeği görmüyor.”