MAKALE
Giriş Tarihi : 15-06-2020 07:59   Güncelleme : 18-06-2020 07:12

Dr. Zeki Bayraktar Yazdı: Kayınvalidem

Mübarek bir kadın, huzur veriyor. Allah da ona hayırlı uzun ömürler versin.

Dr. Zeki Bayraktar Yazdı: Kayınvalidem

Mübarek bir kadın, huzur veriyor. Allah da ona hayırlı uzun ömürler versin.

Bugün Pazar, evdeyim. Kendimi yorgun hissediyorum, fiziksel yorgunluktan daha çok ruhsal olarak. Bu nedenle huzurlu bir paylaşım yapmaya karar verdim. Huzur veren bu kadını, kayınvalidemi yazmak istiyorum. İnsanlar genelde büyükleri ölünce yazarlar, oysa onlar yaşarken de yazılabilir.

Kendisi farkında mı bilemiyorum ama o kadar çok şey öğrendim ki ondan. ‘’Öğrendin de tatbik ediyor musun?’’ derseniz, tabi ki tam olarak değil. Çünkü o makama ulaşmak o kadar kolay değil.

Kayınvalidem nasıl bir kadın mı? Nasıl anlatılır bilemiyorum ki, yanına varınca huzur buluyorsun. Sorgu yok, sual yok, yakınma yok, sadece ve sadece huzur var, tek gayesi var, o da seni nasıl rahat ettiririm? Ama bunu o kadar doğal ve içten yapar ki, ona bu imkanı verdiğin için mutlu olursun, öyle hissettirir sana. Kim olursan ol; ister evladı, ister damadı, ister torunu, ister komşusu, ister misafiri… Herkese böyle. İlerlemiş yaşına rağmen hiç gocunmaz ve kendisine gelen talepleri hiç söylenmeden büyük bir memnuniyetle yapar.

Yıllardır bunu nasıl başardığını düşünüp durdum. Çünkü bu öyle sözle anlatılacak bir fedakarlık değil. Sonunda buldum; o bunu bir ibadet niyeti ile yapıyor. Bir çok insanın şikayet edeceği şeyleri o önüne gelen büyük bir fırsat olarak görüyor. Ve adeta bir ibadet gibi yapıyor. En iyisi ben bunu size evliliğimizin ilk yıllarında yaşadığım bir örnek ile anlatayım. Ama ondan önce şu kısa bilgiyi de nakledeyim ki kayınvalidemin nasıl bir kadın olduğu hakkında bir girizgah yapmış olayım;

Büyük kızımız ben ve eşim asistan iken doğmuştu. Kayınvalidemle altlı üstlü aynı apartmanda oturuyorduk. Çünkü kızımıza o bakıyordu. Bu yüzden kızımızın ilk konuşmaları -hatta refleksleri- tıpkı anneannesi gibiydi. Yeni konuşmaya başladığı dönemlerde hoşumuza giden bir şeyi ilk kez yapınca, ‘’a nasıl yaptın bunu kızım?’’ diye sorar, ondan da ‘’cenanı hak izin verdi, yaptım’’ cevabını alırdık (yazım hatası yok, kızım öyle derdi, cenanı hak). Çünkü anneannesi hep böyle konuşurdu. Televizyonda biri başkasına haksızlık yapar, bağırır veya kötü davranırsa, birden oyununu bırakır ve bize dönerek ‘’öyle olmaz, günah’’ derdi. Demek ki anneannesi öyle uyarılar yapıyormuş. Tabi bunun –anneannesini taklit etmesinin- bazı zorluklarını da yaşamadık değil, mesela anneannesi resimli masal kitaplarını yorumlayarak okurdu.

Bu nedenle aynı kitabı biz okurken bizden de aynı yorumları yapmamızı isterdi. O sayfalarda biz aynı yorumu yapamayınca da ‘’hayır öyle değil, hayır öyle değil…’ diye itiraz eder, bir başka sayfaya geçmemize de izin vermezdi. O yorumu bulana kadar da uyutamazdık, bu nedenle gece yarıları üst kata çıkıp ‘’burada ne yorum yapmıştın?’’ diye sorduğumuz çok olurdu.

Şimdi gelelim vereceğim örneğe; Ben 23 yaşında evlendim, evliliğimizin ilk yılları. Olaylara karşı tipik olgunlaşmamış erkeksi refleksler gösterdiğim yıllar (Jung’a göre o yaşlardaki erkekler yaşıtları olan kadınlara göre ruhsal olarak 5 yaş daha az olgunlaşmış durumda olurlar, ki bu bence de böyle, en azından ben öyleydim, hoş eşime kıyasla hala daha öyle olduğumu da söyleyebilirim). Yani hem henüz ruhsal olarak tam olgunlaşamadığımız bir dönemdeyiz hem de Karadenizliyiz; hiç kimseye hakkımızı yedirmeyiz modunda olduğumuz yıllar!

Kayınvalidemin uzaktan bir yaşlı akrabası hastanede yatıyor. Üç kızı ve kayınvalidem dönüşümlü olarak refakatçi kalıyorlar. Kayınvalideme 4 günde bir sıra geliyor. Yani öyle olmalı. Ama 3 günde bir hatta 2 günde bir çağırıyorlar ve o da hiç itiraz etmeden, tamam diyor ve hemen gidiyor hastaneye. Ben eşime ‘’annen neden benim sıram gelmedi daha demiyor da hemen gidiyor?’’ diyorum. O da yorum yapmıyor. Sonra 2 gün sonra yine aynı şey oluyor ve ben yine bu sefer biraz daha sinirlenerek (bana ne oluyorsa artık) eşime aynı soruyu soruyorum. Tabi yine yorum yok. Bu böyle devam edip duruyor. En sonunda dayanamıyorum ve direk olarak kayınvalideme soruyorum;’’Niye sen böyle yapıyorsun, kendi kızları annelerinin yanında durmuyorlar, ha bire seni çağırıyorlar, sen de hiç itiraz etmeden gidiyorsun, neden benim sıram daha gelmedi demiyorsun da hemen gidiyorsun?’’

Tabi ben biraz da sinirli bir şekilde sorduğum bu haklı! soruma karşı gelecek cevabı biliyorum! Ama bunu kendim duymak istiyorum, bundan o kadar eminim ki ’’Evet ya artık bundan sonra böyle yapacağım, bir daha sıram gelmeden gitmeyeceğim.’’ Cevabını alacağım. Başka bir cevap olamaz çünkü! Ve böylece önemli bir haksızlığı gidermiş olacağım!

Ama kendinden emin ve hatta öğretici tarzda soru soran (aslında dikte eden) ben, öyle bir cevap alıyorum ki, tabiri caiz ise zınk diye kalıyorum oturduğum yerde. Çünkü kayınvalidem gayet sakin bir ses tonu ile şöyle diyor;

‘’Ben kimsenin sırasına falan bakmıyorum, Allah rızası için gidiyorum.’’

Hani  ‘’bir kitap okudum, hayatım değişti’’ diye bir söz var ya, kayınvalidemin bu ve buna benzer yaklaşımları o kadar çok şey öğretti ki bana, binlerce cilt kitaba değer. Kaç kez kendi kendime söz verdim, artık olaylara aynen onun gibi bakacağım diye ama bunu bir türlü tam olarak başaramadım, çünkü bu o kadar kolay bir şey değil.

Tabi eşim de bu kadının kızı, o da benzer özellikleri sergiliyor. Çok şanslıyım. İkisinden de o kadar çok şey öğrendim ki, tabi ne kadarını tatbik edebiliyorum, tartışılır.

Allah anneme ve babama rahmet etsin…
Kayınpederim ve kayınvalideme de hayırlı uzun ömürler versin…
Kayınpederim de kayınvalidem de çok iyi insanlar…
Ben onlardan razıyım inşallah onlar da benden razıdırlar…

(Bu yazı Dr. Zeki Bayraktar’ın Facebook sayfasından alıntıdır)