KÜLTÜR-SANAT
Giriş Tarihi : 08-06-2020 11:10   Güncelleme : 11-06-2020 12:39

Atasoy Müftüoğlu: Müslüman olmak bütün bir tarihin bütün bir insanlığın nabzını tutmaktır...

‘İstanbul Entelektüel Bilinç İşçiliği Atölyesi’ Kitap Mütalaa gurubu, Üstad Atasoy Müftüoğlu ile Zoom üzerinden bir sohbet/oturum gerçekleştirdi.

Atasoy Müftüoğlu: Müslüman olmak  bütün bir tarihin bütün bir insanlığın nabzını tutmaktır...

 ‘İstanbul Entelektüel Bilinç İşçiliği Atölyesi’ Kitap Mütalaa gurubu, Üstad Atasoy Müftüoğlu ile Zoom üzerinden bir sohbet/oturum gerçekleştirdi.

Oturumun birinci turunda Atasoy Müftüoğlu korona sürecini değerlendirdi.

Üstad Atasoy Müftüoğlu konuşmasında  “Bizler karşı karşıya geldiğimiz olayları süreçleri değerlendirme tekelini elinde tutan bir başka iradeye mahkumuz. Yaşadığımız olaylar karşında hep edilgen kalıyoruz. Anacak bu edilgenliğimizin farkında değiliz.

Bu edilgenliğimiz daha çok İslam dünyasının kendini yerel alanlara kapatmasından yerli ve milli sınırlara kapatmasından kaynaklanıyor. Çünkü yerli ve milli sınırlara kapanmak büyük resmi görmeye engel oluyor.. Biz büyük resmi görmeden konuşuyoruz. Küçük resimlere bakarak konuşuyoruz. Entelektüel özgürlüğümüzü kaybetmişiz ve bu özgürlüğümüzü kazanamıyoruz.

Biz yaşayan uygalığa mahkum olmuşuz, ve yaşanmayan uygarlığı temsil ediyoruz.

Bu korona sürecinde önce komplo teorilerine sığındık. Bir olay karşısında çözümleme yeterliliği olmayanlar komplo teorilerine başvururlar. Komplo teorilerin üzerinde konuşabilmeniz için somut ikna edici kanıtlarınızın olması gerekir.

Korona virüsü sürecinde bilimin otoritesi bir kez daha mutlaklaştırılırken, dini ve otorite zayıflatıldı. Bilimsel otoritenin de korona virüsü sürecinde hayatımızı kısıtlamaktan başka bir şey yapmadılar.

Bu süreçte yaşlılara bir tür gereksiz potansiyel olarak yaklaşıldı.

İslam dünyası son üç yüz yıldır zihinsel olarak bir karantina da yaşıyor.

İslami düşünce hayatı ilim hayatı edebiyat hayatı, ilahiyat hayatı, batıda birçok soruna rağmen varlığını sürdüren uygarlığın yorum tekelini, adlandırma tekelini, tanımlama tekelini nasıl ele geçirdiğini, bu düşünce iktidarını nasıl ele geçirdiğini hiçbir zaman analiz etmedik. Çünkü bunun için batıda liberal, seküler otorite nasıl şekillendiğini analiz etmek gerekiyordu ama yapmadık. Bu otorite yerine geçecek bir alternatif olmadığı için belirleyici etkisini hala sürdürüyor” dedi.

Oturumun ikinci turunda katılımcılar Atasoy Müftüoğlu’na sorular yönelti.

İlk soruda Meryem Öztürk Kitap Mütalaa etkinliğini sordu.

Meryem Öztürk: Bir kitap nasıl mütalaa edilmeli?” dedi.

Atasoy Müftüoğlu: Kitap Mütalaa ederken belirlediğimiz çerceve şu idi. Müslüman olmak  bütün bir tarihin bütün bir insanlığın nabzını tutmak anlamına geliyor.  Peki o zaman nasıl oldu da biz Müslümanlar, yerel sınırlara, hiziblere, cemaatlere  tek adamların ufuklarına kapatıldık. İşte tüm bu sorulara cevap aramak için yola çıktık ve yapılması gerekenin tüm kültürleri okumak olduğuna karar verdik. Ve kuşatılmışlığımızı aşmamız gerektiğini söyledim. Eğer bir şey yapılacaksa bu noktadan yapılabileceğini düşünüyorum. Bu nokta şudur: İslam’ın ilk iki yüz yılında İslami düşünce hayatı için entelektüel özgürlüğün dokunulmazlığı vardı. Bugün yok. Bugün sadece ve sadece resmi doğrular içerisinde kalmak koşulu ile konuşabiliyorsunuz. Yada ideolejik bağlamın sınırları içerisinde kalarak konuşuyorsunuz. Böyle bir toplumdan bir gelecek çıkmayacağını bilmek gerekiyor. Resmi sınırların dışına çıkmak için bir ahlaki özgürlüğünüzün olması gerekiyor. Ahlaki özgürlüğünüzü kaybettiğiniz zaman kendinizden vazgeçmiş bir başkasının malı olmuş olursunuz. Sizin gibi genç arkadaşların İslami entelektüel özgürlüğün dokunulmazlığını sağlayacak şekilde bir niteliksel birikime sahip olmamız gerekir. Çünkü dünyada hiçbir güç ve irade niteliksel güç ile savaşmayı başaramamıştır.

Okunan kitapların eleştirel bir dikkatle okunup mütalaa yapılması gerekir. Eleştirel bir dikkatle okumazsanız okuduğuz kitaba sizin bir katkınız olamaz. Halbuki okuduğunuz kitaplara sizinde bir katkınız olması gerekir.

Bu kitap çalışmalarının sadece bilgi biriktirmek anlamına gelmediğini bilmek gerekiyor.

Akif Dalmış: Mevcut içinde bulunduğumuz sorunları dile getirdiğimizde bir yalınızlaştırma ve madunlaştırma sorunu ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu sorunumuza bir cevap bulmakta zorlanıyoruz.

Atasoy Müftüoğlu: Evvela şunu hatırlayalım tarih boyunca hiçbir mücadele büyük sayılarla kazanılmamıştır. Her mücadele büyük niteliklerle kazanılmıştır. İslami Mücadelede de büyük niteliklerle kazanılmıştır. Bizim öncelikle büyük sayıların baskısından özgürleşecek bir özgüvene sahip olmamız gerekiyor. Biz bugün bu öz güvene sahip değilsek eğer  çok kolay terörize edilebiliriz.. Biz dosyamıza hakim olmadığımız için özgüvene sahip değiliz. Öncelikle dosyamıza hakim olmamız gerekiyor.

Hümeyra Korkmaz: Dünyayı nasıl takip edebiliriz.

Atasoy Müftüoğlu: Dünyayı Türkçe’den takip etmek mümkün değil. Dünyayı takip etmek için İngilizce, Arapça, Çince gibi araçlara ihtiyaç var. Genç Kuşakların takip etmesi gereken son derece entelektüel yoğunluğu olan tartışmalar yapılıyor ve biz bunların hiçbirini bilmiyoruz. Bunlar sizin bilmeniz gereken, takip etmeniz gereken tartışmalar. Hindistan’da Çin’de çok ciddi entelektüel tartışmalar yapılıyor. Çin’in tarihe dönüşü sadece askeri alanda mı oluyor, Çin’in tarihe geri dönüşündeki bu entelektüel çalışmalar neler bunların araştırılması gerekiyor. Sizin kuşakların yapaçağı yeni başlangıç şu olacak İslami bütünlüğün içinde yer almak, İslami bütünlük için mücadele ediyor olmak gerekiyor. Bir mezhebiniz olabilir anacak kendinizi bir mezheple, bir cemaatle, bir liderle sınırlandırmamanız gerekiyor. Dünyada her şey iyi değil, her şey kötüde değil. Siz yeni bir başlangıca önderlik yapabilirsiniz.. Bunun içinde bizim kuşakları aşmanız gerekiyor. Aşmazsanız önderlik yapamazsınız. Bizim kuşaklardaki ağabeyler, şeyhler, üstadlar, reisler sizin ufkunuzu kapatıyor. Bunları aşmanız lazım. Üstadlardan görüş alış verişi yapın ancak ufkunuzu bunlara kapatmayın. İslami bilinci özgürleştirmemiz evrensel bilince açılmamız gerekiyor.

Osman Özbey: Dinler arası diyalog için çalışma yapan filozoflar ahlaki evrensellik düşüncesini dini bağlamda yerine getirmek için çabalayan dini çoğulcuların çabası da var. Bu bağlamda dini çoğulculardan Ahlaki evrensellikten bağımsız olarak kendi dininin sınırları içersinde ahlaki evrensel ilkelere öncülük etmek mümkün mü? Yoksa dindi çoğulcuların amacı içerisinde mi bir evrenselliğe kayma olur?

Atasoy Müftüoğlu: Bu diyalog çalışmalarının çok ideolojik bir arka planı vardı. Evvela sağlıklı bir diyalog eşitler arasında olduğunda bir anlam ifade eder. Böylece birbirinize bir katkı yaparsınız. Burada şöyle bir şey var size tek uygarlık tek dünya görüşü size dayatılıyor.

Burada diyaloğ diyalog olmaktan çıkıyor bir dayatmaya dönüşüyor. Bu diyalog bir propaganda çalışmasının bir ürünü olur.

Ahlaki Evrensellikten kastımız İslam imparatorluklarının farklılara tanıdığı haklar bağlamından çıkarak değerlendirme yapmaktır. Endülüste Müslümanlar o evrensel ahlaki ilkelerin bütün gerekliliklerini yerine getirdiler. Komşuları Müslümanlar oruç tutarken Müslümaları incitmeyecek şekilde davrandılar. Orada kimse kimseyi ötekileştirmedi.

Ramazan Deveci: Abi bende şunu sormak istiyorum. Bizim kuşaktaki ümmetçi İslamcı insanların otuz yıllık okuma sürecinden sonra sekülerleşmesinin,  milliyetçileşmesinin,  mezheçileşmesinin, devletçileşmesinin nedeni ne olabilir?…

Atasoy Müftüoğlu: Başından beri söylüyorum sorunların nedeni büyük dosyaya büyük resme hakim olmamaktan kaynaklanıyor. Daha ziyade tercihlerimizin duygusal zemin üzerinde şekillenmesinden kaynaklanıyor. Biz dışarıdan bize dayatılanlara direncimizi kaybettik. Entelektüel haçlı seferleri karşısında çok büyük bir bozgun yaşadık ve bozgun yaşamaya devam ediyoruz. Bu bozgun sebebi ile kendi inancımıza olan güvenimizi kaybettik.  Biz bu güven kaybını aşabiliriz. Ancak bu çok samimi bir öz eleştiri başlatmakla mümkün olabilir.

Diğer taraftan da sağcı, gelenekçi, görenekçi, vatancı, milli, muhafazakar batıni kutsallar İslam’ın yerine ikame edildi. Bu bizim zaafımız olarakta okunabilir. İslami önceliklerin yerine geleneksel öncelikler geçti. Bu geleneksel önceliklerle hesaplaşmak için yeterli donanıma sahip olmadığımız anlaşıldı.

İslam’ı bütün içinde yer almayıp parça içinde yer aldığımız için kolaylıkla o parça nedeni ile muaheze edildik. Bir parçaya nispet edildik o parça nedeni ile yargılandık.

Şimdi bizim kuşaklara ne oldu da Ramazan’ın sözünü ettiği kuşaklar neden savruldu. Demek ki Ramazan’ın sözünü ettiği kuşaklar kendilerini o bütün içinde konumlandırmamışlar, bir bütünlük mücadelesini gereği gibi temsil ve tecrübe edememişler.

Dolayası ile Ramazan Deveci ve onun kuşağı ne yapması gerekiyor ciddi samimi bir öz eleştiri yapması gerekiyor. Neden bizi bir parçaya nispet ederek değerlendiriyorlar. Biz bir parçaya nispet edilmemek için ne yapmamız gerekiyordu da yapmadık konusunu konuşmamız gerekiyor.

Diğer taraftan da  bize karşı yapılan propağandalar karşısında yalınızlaşmaktan korktuk, risk almaktan korktuk bedel ödemekten korktuk dolayısı ile bütün bunlardan korktuğumuz için büyük sürü ile birlikte hareket ediyormuş izlenimini verdik. Çünkü bugün resmi doğrulara muhalefet etmek gerçekten risk almayı gerektiriyor. Bizim kuşakların ahlaki özgürlüklerini kaybetmesinin nedeni bu. Zaten korkuyorsanız bir şey yapamazsınız. Bu birazda bizim yetersizliğimizle ilgili onun içinde ciddi anlamda bir özeleştiri yapmamız gerekiyor…