KÜLTÜR-SANAT
Giriş Tarihi : 05-06-2020 21:54   Güncelleme : 05-06-2020 21:54

Ramazan Yıldırımçakar Yazdı: Bir Trajedi Olarak Godot'yu Beklemek

Bir kültür ve medeniyet kendi çevresindeki olup bitenlerin etkisinin izlerini taşıyorsa fikir de ister istemez kendisini var eden çevrenin izlerini taşır.

Ramazan Yıldırımçakar Yazdı: Bir Trajedi Olarak Godot'yu Beklemek

Derebeylik, kilise, aforoz, engizisyon, reform, Rönesans, sanayi inkılabı, aydınlanma, Protestanlık, sekülerlik, Fransız ihtilalı, laiklik, dünya savaşları derken insanlık bir güzel yoruldu. Tabiî ki de kutsal olan ve kutsal olmayan ayrımını yapıp kutsal olana karşı bir ilgisizlik içinde olan insanlık elindeki anlamı kaybettiği için yorulmuştur. Bu yorgunluk hali doğal olarak ikili bir zihin taşıyan batı aklının yeni anlam arayışlarına girmesini de kendisiyle beraber getirmiştir. Bir kuram olarak modernite ve onun kalbi konumanda olan sekülerliğin, kilisenin tekelinde olan tarım, ekonomi, sosyal ve siyasal hayatın bu tekelden bir takım mücadeleden sonra kurtarılmış alanlar olarak görülmesi ve kilise karşısında elde edilen göreceli bazı kazanımların batı aklını kışkırtmış olması kutsal olan ile kutsal olmayan ikilemine sürüklemiştir. Kiliseye karşı başlatılan bu mücadele daha sonra dine ve hatta tanrıya karşı olacak şekilde şekillenmiştir. İlk etapta siyasi bir çekişme söz konusuyken sonraki süreç hem siyasal hem de akidevi bir boyuta evirilmiştir. Velhasıl bu süreçler yaşanırken aynı zamanda bir anlam kaybı yaşanmış ve sosyal/siyasal kaosun neticesinde insanlık önü alınamaz bir şekilde nihilizme doğru sürüklenmiştir. Söz konusu anlam kaybı yerel bir tecrübeydi. Emperyalizm ve Kapitalizm bu anlam kaybını Laiklik ile projelendirip dünyanın geri kalanına ustalıkla taşıyabilmiştir. Burada söz konusu olan anlam kaybı dinsizlik değildir. Deruni ve Aşkın olanla irtibatlı bir tecrübenin hayatın dışına itilmesi ve sadece bireysel birtakım ritüellerin devam ettirilmesi olarak ifade edilebilir.

Gurdorf derki; Bir kültür ve medeniyet kendi çevresindeki olup bitenlerin etkisinin izlerini taşıyorsa fikir de ister istemez kendisini var eden çevrenin izlerini taşır.

Bu bağlamda insanlık için bedeli ağır olan bu anlam krizini trajik bir şekilde kaleme alan Samuel Beckettin iki perdelik Godotyu Beklerken oyununu söz konusu batılı yerel ve tarihsel tecrübedeki siyasi, sosyal, askeri ve kültürel hızlı ve trajik değişim dönüşümlerin sonrasında yorgun düşen batılı aklın serencamına dair hem paradigma içerisinden yükselen bir ses olması hem de durumun nabzını özgün bir şekilde tutması ve sahih bir itiraz mahiyetinde olması açısından baz almak ve bazı şifreleri çözmek konunun daha iyi anlaşılması adına iyi bir yol işareti olacaktır.

Bu piyes iki perde olarak çok zekice ve ustaca kurgulanmış Trajedi türünde örgülenmiş bir tiyatro metnidir. İçinde yaşadığı zamanın ruhunu ve karakterini tasvir ediyor.

Kahramanlar çok iyi belirlenmiş. Didi, Gogo, Pozzo, Lucky ve Estragon karakterleriyle kurgu tamamlanmış.

Önce karakterleri tanıyalım.

Didi; İnançlı, dindar, kutsal kitaba sımsıkı bağlı insan profilini temsil ediyor.

Gogo; Şüpheci, herşeyden ümidini kesmiş ama aynı zamanda bir anlam arayışında olan tam olarak ne yaptığını bilmeyen insanı temsil etmekte.

Pozzo; Gücü ve sermayeyi elinde bulunduran, tahakkum kuran kapitalist ve sömüren insan prototipidir. Kördür ve hizmetçisi Luckynin boynuna bağladığı ip sayesinde yolunu bulur.

Lucky; Düşünen, fikir üreten, gidişatın yönünü ve sonunu kavramış fakat sömürülen, ezilen, ancak kendisine söz hakkı verildiğinde konuşan ama itiraz etmeyen/edemeyen madunlaştırılmış kişiyi temsil etmektedir.

Küçük çocuk (Estragon);Haber bekleyen Gogo ve Didiye haber getirir ve ordan kaybolur.

Zaman; Belirsiz olmakla birlikte sabahın erken saatleri olduğu tahmin edilmektedir.

Mekan; Çöplüğümsü bir yer, atıl ve sessiz. Moloz yığınlarının arasında kurumuş bir ağaç.

Oyun öncesiz bir şekilde başlar. Bağlamsızdır. Modern Tarihte öyle başlamıyor mu? Mağara da başlar hayat. Peki ya mağaranın öncesi o yoktur işte.

Gogo ve Didi geleceğini vadeden Godotyu beklemektedirler. Bu esnada kendi sorunlarını konuşmaktadırlar. Gogo çizmesini eline almış ayağını sıktığı için sürekli şikayetçi. Aslında buradaki çizme metaforu hayatı resmediyor Gogo bunalmış yaşadığı sefaletten. Didi burda hemen olaya müdahale eder eğer ayakkabı ayağını sıkıyorsa çıkar at, ya da suçu ayağında ara diyerek kızar. Tartışma uzayıp gider aslında çok iyi anlaşan kişiler değillerdir ve birbirlerinden ayrılmak isterler ama birbirlerine muhtaç olduklarından bunu bir türlü yapamazlar. Didi kutsal metinden alıntılar yapar ve Godotyuyu beklediklerini hatırlatır. Gogo itiraz eder kızar. Didinin sözünü keserek yanlış yeremi geldik acaba çünkü doğru yerde beklemiyorsak bekleyişimizin bir anlamı da yoktur demektir, diyerek umutsuz bir şekilde intihar etmek istediğini itiraf eder. Didi heyecanlanır hadi hemen asalım kendimizi diyerek karşılık verir. Ellerindeki ip kopar ve bu eylemi gerçekleştiremezler.

Burada önemli bir ayrıntı var aslında. Söz konusu modern zaman insanı intihar bile edemeyecek kadar yorgun düşmüştür. Sonra didi neden bunu istediğini sorar. Gogo’nun cevabı ilginçtir. "Çünkü haklarımızı kaybettik. Hayır hayır onlardan kurtulduk. Ve artık hiçbir şeyin anlamı yok, diyerek cevap verir. Tam da o esnada Didi cebinden çıkardığı havucu Gogoya uzatır. Gogo hiç düşünmeden havuçu iştahla yemeye başlar. Birden yüzü ekşir ve tükürmeye başlar. Tadı gittikçe berbatlaşıyor diye Didi’ye çıkışır. Aslında Gogo ile Didi arasındaki bu diyaloglar modern dünya insanının içinde bulunduğu durumu tasvir ediyor.

İşte çizmenin ayağı sıkması hayatın artık çekilmez bir hal aldığını simgelerken. Havucun tadının bozulması insanın artık hayattan tad almadığını, intihar etmek isteyip bu isteğini gerçekleştirmesine mecalinin olmaması hem ağır bir bir trajediye hem de iflas etmiş toplumsal psikolojiye işaret etmektedir. Ama tüm bu yaşananlara rağmen sağduyunun ve inancın sembolu olan Didi’nin ümitvar oluşu Gogo’yu ayakta tutmaktadır. Çünkü Didi’ye göre Godotyu gelecek ve onları bu ağır trajediden kurtaracaktır. Gün biter Gogo ve Didi bir daha görüşmemek temennileriyle ayrılırlar. Fakat sabah olduğu gibi ikisi de aynı yerde buluşur. Çünkü birbirlerine muhtaçtırlar. Gogo gece tanımadığı kimselerden dayak yemiştir. Derdini anlatmak için Didiye yanaşır. Didi her zamanki gibi dinlemek istemez ve ona yine umut ve sabır tavsiyesinde bulunur. Buraya kadar bütün olay Gogo ve Didi arasında cereyan etmiştir.

Ve Artık Pozzo ile Luckyde sahnedeki yerlerini alırlar. Burada Pozzo sermayeder olarak kölesi Lucky nin boynuna taktığı iple sahneye gelir. Mekana hakim bir yere geçerek Luckye dur emrini verir. Gogo ve Didiye kendi arazisinde ne aradıklarını sorar. Pozzonun bu çıkışı ile Luckynin boynuna bağladığı ip ve ona yağdırdığı komutlar kapitalist ve sömüren batı aklının hem insan tasavvurunu yansıtıyor olması hem de eşya tasavvurunu ele vermesi anlamında şifre çözücü bir örneklem olarak önem arzetmektedir.

Pozzonun her işini hiç itiraz etmeden yerine getiren Lucky birden yere yığılır. Aslında bu düşüş sömürülen aynı zamanda hakları gaspedilmiş ve aline edilmiş insanın tükenişini ifade etmektedir. Ama Lucky buna rağmen itiraz etmeden gelen emirlere itaat eder ve elindeki eşyaları bırakmaz. Çünkü madun insan konuşmaz, eleştiremez ve düşünemez. Düşünse dahi ona sadece söz hakkı verildiği vakit konuşur. Ve bu konuşma bir itiraz değil sadece bir çözümleme olarak gerçekleşir. Oyun esnasında Pozzo Luckye düşünce üretip konuşmasını emredince Lucky yüksek bir yere çıkar ve perde kapanır.

İkinci perde açılır Lucky olduğu yerde beklemektedir. Ve konuşmaya başlar.

-Varoluştan bu yana zaman dışı ve mekan dışı insanı araştırma konusu yapan akademi insanın ne olduğunu değil ne yaptığını araştırma konusu yaparak ruh ve duyguyu ıskalamıştır. Her şeyde ilerleyen insan, insanlıkta küçülüp zayıflamıştır. Ve modern dünya insanın mutlu olup olmadığını da bilmiyor. Bundan dolayı gerçekten her şey gitgide önemsizleşiyor. Bu şekilde hitabını tamamlayan Lucky susar ve aşağı iner. Pozzo ve Lucky sahneden çekilirler. Biraz sonra bir çocuk görünür Didi ile gogoya Godotyudan haber getirmiştir. Godotyu gelecektir ama beklemeleri gerekiyor. Bu haberi veren çocuk geri çekilir. Ve Gogo ile Didi kendi yalnızlıklarında kalakalırlar.

Vel hasıl bu trajik kurguda batılı aklın ne tür bir ızdırap ve acıya maruz kaldığının ifadesi olarak çok zekice ve ustaca kurgulanmış olması ve aydınlanma eleştirisinin kimse tarafından hatırlanmadığını vurgulaması. Daima bize var olduğumuzu anımsatan bir şeyler bulduğumuz halde konuşmaya, düşünmeye cesaret edemediğimizi faş etmesi. Acı gerçeklerin izini süren önemli bir yapıt olması ve varoluş sancısı çeken insanlığın geri dönülmez bir nihilist kuyuya sürüklendeğini muazzam bir şekilde işlemesi anlamında tekrar tekrar sahnelenip gündem yapılması elzem olan bir oyun.