ANALİZ
Giriş Tarihi : 05-06-2020 05:43   Güncelleme : 05-06-2020 08:06

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay Evsizler Sorununu Yazdı:Duha suresindeki en önemli ders: Kimsesizlerin kimsesi olmak

"O halde sakın yetimi ezme! El açıp isteyeni de sakın boş çevirme. Rabbinin sana olan nimetlerini şükranla an!"

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay Evsizler Sorununu Yazdı:Duha suresindeki en önemli ders: Kimsesizlerin kimsesi olmak

Bundan önceki iki yazımızda Duhâ suresi üzerindeki inceleme ve tahlillerimizi sizlerle paylaşmıştık. Bu yazıda ise surenin son ayetlerini ele almaya çalışacağız. Öncelikle surenin ilgili ayetlerini zikredelim:

"O halde sakın yetimi ezme! El açıp isteyeni de sakın boş çevirme. Rabbinin sana olan nimetlerini şükranla an!" (Duhâ, 9-11)

Acaba Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz yetimlere, yoksullara nasıl davranmaktaydı? İnen bu ayetler onu uyarırken gözetilen hedef neydi? Peygamberimizin yetim ve yoksullara muamelesi nasıldı?

KİMSESİZLERİN KİMSESİ OLMAK NE DEMEK?

Hatırlayınız, ilk kez vahiyle muhatap olan Peygamberimiz (sav) yaşadığı bu olağanüstü hadisenin, benliğinde oluşturduğu korku ve endişe haliyle evine, vefâkâr eşi Hz. Hatice'nin yanına dönmüştü. Başından geçenleri ona anlattığında Hz. Hatice'nin kendisini teselli ettiği sözler arasında dikkat çeken cümleler vardı. Bu cümleler, "Allah'a yemin olsun ki, sen yetimleri ve dulları gözeten onlara kol kanat geren, yoksulların ihtiyaçlarını gideren birisin" mealindeydi. O halde, Duhâ suresinde Peygamberimize emredilen bu ayetlerde, onun sakındırıldığı hususlarda herhangi bir kusuru söz konusu değildir. Zira ayetler Mekke'de inen ilk surelerden birinin ayetleriydi ve herkes iyi bilir ve tasdik ederdi ki, Hz. Muhammed, yetim ve dulların hâmisiydi; onlara kol kanat geren ve dertleriyle dertlenen biriydi. Onun, kendisinden bir şey talep edildiğinde elindeki imkanları seferber eden bir düşünceye sahip olduğu ve fakir fukaranın, garib gurebanın sıkıntılarılarıyla ilgilendiği de bilinen bir gerçekti. Öte yandan tarihî kaynaklar onun gençlik yıllarında uzun bir süre "Hılful-Fudûl" adlı cemiyette toplumsal sıkıntıların çözümünde görev aldığını da yazarlar… Peki, neden bu ayetler Peygamberimizi muhatap alarak birtakım yükümlülükler yüklemekteydi? Sorunun cevabını alacağımız bilgileri ihtiva eden tarih ve tefsir kaynaklarında şunlar zikredilmektedir.

Câhiliye döneminde yetimlerin, yoksulların hakları gözetilmez, malları ellerinden alınır, kendilerine zulmedilirdi. Buna göre, "O halde sakın yetimi ezme! El açıp isteyeni de sakın boş çevirme!" mealindeki 9-10. âyetlerin ana hedefi Resûlullah'ın şahsında, bütünüyle içinde yaşadığı toplumun dikkatini bu iki temel ahlâkî ve sosyal problem üzerine çekmek ve bunları çözüme kavuşturmaktı. Zira toplumda Peygamberimiz gibi, Allah'ın türlü türlü nimetlerine mazhar olmuş nice kimseler vardı. Onların da bu nimetlerin ve bu nimetleri lutf eden Zât-ı Zülcelâl'in farkında olmaları isteniyordu. Özellikle yetimlere ilgi ve ihtimam noktasında, nâzil olan birçok ayet, toplumda kanayan bir yara durumundaki bu meselede insanların hassasiyet göstermeleri emrediliyordu. Kısacası ayetler, Peygamberimizin şahsında, müminlere ve tüm insanlara, "kimsesizlerin kimsesi olmak" gibi bir vazife yüklüyordu…

"TAHDÎS-İ NİMET" NE ANLAMA GELMEKTEDİR?

Duhâ sûresinin sonunda bir kavramla karşılaşmaktayız ki, bu her bir müminin hayatında önemli bir yer tutar/tutmalıdır. Dilimizdeki karşılığını "Nimetten bahsetmek ya da nimetin gerçek sahibini unutmadan ondan söz etmek" gibi ifadelerle düşünebileceğimiz "Tahdîs-i Nimet" kavramı, bu ayetle yine hem Peygamber Efendimize hem de onun aziz şahsında tüm ümmetine bir emr-i ilâhi'dir.

Surenin 6-8 ayetlerinde zikredilen hususlarla Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin özel olarak mazhar olduğu bilinen ilâhi ikram ve ihsanlara karşılık onun "şükür" mahiyetinde birtakım görevleri kendisine hatırlatılmaktadır. Burada sıralanan görevlerin, 6-8. âyetlerde Hz. Peygamber'e bahşedildiği bildirilen ilâhî lutuflarla alâkalı olduğu görülmektedir. Buna göre Allah onu yetim iken korumuştur; o  da yetimi incitmemeli, himaye etmelidir. Allah ona ne yapacağını bilmez iken yol göstermiştir; o da kendisine bir şeyler sorup aydınlanmak isteyeni geri çevirmemelidir. Allah onu yoksulken zengin kılmıştır; o da kendisinden yardım isteyeni azarlamamalı, gereken yardımı yapabildiği kadar yapmalıdır. Şükürle ilgili bu özel görevler örnek olarak sıralandıktan sonra sûre bu konuda "Rabbinin nimetlerini/lütuflarını şükranla an" şeklindeki genel ve kuşatıcı bir buyrukla tamamlanmıştır.

EVSİZLER DE GÜNÜMÜZÜN KİMSESİZLERİDİR

Duhâ suresinin çağlar ötesinden günümüze yansıyan bu ter ü taze mesajları müminler için ve ona kulak veren insanlık için elbette pek çok dersler taşımaktadır. Ancak sadece bir noktaya odaklanmak bile bizim için önemlidir kanaatindeyiz. Şöyle ki, bugün pek çok sivil toplum kuruluşu, "dünyada insanlığın hala ölmediğinin" göstergesidir. Merkezi ülkemizde bulunan pek çok vakıf ve insani yardım kuruluşlarının, pandemi öncesi süreçte dünyanın her tarafında muazzam ve muhteşem işler başardığını dost-düşman herkes biliyor. Ancak dikkat çekmek istediğimiz nokta, bugün için hem dünyada hem de ülkemizde yeterince farkında olamadığımız "evsizler" denilen dezavantajlı grubun, bir diğer ifadeyle ve de kelimenin tam anlamıyla, "yokluk, yoksulluk, fakirlik, gariplik ve sahipsizliğin tâ kendisini yaşayan; devletin sunduğu imkanlardan yararlanma yolunu bulamayan birtakım insanların çektikleri sıkıntılardır. Bu sıkıntılara dikkat çeken ve çözümü yönünde bütün gayretiyle çaba sarf eden çok az sayıda sivil toplum kuruluşundan biri de Erdem Mücadelesi Platformu… Onlar bu amaçla bir araya gelen sosyolog, akademisyen ve yazarlardan oluşan ve bu hususta dertlenen kimseler… Geçen hafta yayınladıkları ve sivil toplum kuruluşlarının destek verdiği basın bildirisinde önemli bir hususa dikkatimizi çekmekteydiler…"Evsizler" olarak bilinen, ilgiye ve yardıma muhtaç insanların Cuma günü, uzun bir aradan sonra kılınan Cuma Namazına gitmek istedikleri takdirde, camilerin abdest alma mekanlarının kapalı olması hasebiyle nerede abdest alacakları sorularak" bu insanların kimsesizliklerine ve garipliklerine dikkat çekiyordu platform üyeleri…

Evet bugünün "kimsesiz"lerinden bir kısmı da "evsizler"dir… Ve vaktiyle Hılful-Fudûl adlı cemiyette, insanların sıkıntılarının çözümü için gayret sarf eden Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in ümmeti olarak, kelime anlamı Erdemli/Faziletli/İyi insanların iyilik adına bir araya geldikleri o cemiyetin bugünkü karşılığı olan Erdem Mücadelesi Platformu gibi, yeryüzünde iyiliği yaymak adına bir araya gelen insanların desteklenmesi de bir vazife olarak karşımızda duruyor…

Duhâ suresinden gereken dersleri almak ve Kur'an-ı Kerim'le irtibatımızın hep devam etmesi dileğiyle…

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay/ Fikriyat