KÜLTÜR-SANAT
Giriş Tarihi : 27-05-2020 20:13   Güncelleme : 30-05-2020 06:40

Fatma Ballı yazdı: İsmail Raci Faruki’ye göre Müslüman kimdir?

Fikirleri, yaşamı ve ölümüyle Müslümanları derinden etkileyen İsmail Raci Faruki, Mahya Yayınları tarafından okura sunulan “Niçin İslam” kitabında İslam’ın sadece bir inanç ve hareket değil aynı zaman da büyük bir tecrübe olduğuna dikkat çekiyor.

Fatma Ballı yazdı: İsmail Raci Faruki’ye göre Müslüman kimdir?

Fikirleri, yaşamı ve ölümüyle Müslümanları derinden etkileyen İsmail Raci Faruki, Niçin İslam?” adlı kitabında bir taraftan İslamiyet'i kabul eden kişi, Müslüman, hakkında bilgi verirken öbür taraftan da Müslüman olan kişinin yapması gerekenler hakkında farklı yaklaşımlarda bulunarak bizlere güzel ve özel bilgiler sunuyor.

İsmail Raci Faruki'nin “Niçin İslam” kitabı 7 bölümden oluşmakta. Kitap “Müslüman kimdir?” sorusuyla tüm dikkatleri üzerinde topluyor. İlk bölümde İslamiyet'i kabul edenler arasında dünyada faklı dış görünümlere sahip ve farklı kültürel gruplara mensup Müslümanların bulunduğunu dile getirerek İslamiyet’in tek yeri mesken edinmediğini belirtmektedir. Bu farklılıklar arasında asla bir ayrımcılığın söz konusu olmadığını belirten Faruki' ye göre İslam kardeşliği ve ortak dini kurumlar sayesinde bir Müslüman dünyanın bir ucundan öbür ucuna hiç yabancılık çekmeden seyahat edebilir. İslam’ın etnik merkezli bir din olmaması İslamiyet’i seçmeyi kolay kılmıştır. Ayrıca bu dinin mensubu olmak için de dini ayin, kutsama benzeri ritüeller gerekmemektedir. Kutsama törenini gerektirmeyen İslamiyet'te Allah’ın rızasını kazanmak insanın davranış ve amellerine bağlıdır. Müslüman kimdir, sorusuna yazar “İçtenlikle şehadet getirip İslam toplumuna katıldıktan sonra, hayatı boyunca doğruluk peşinde olan ve dünyadaki tüm fani efendilere karşı insanın özgürlüğünü savunan bir devrimcidir.” yanıtını vermektedir. Ayrıca Müslümanca yaşamak; bir yandan tehlikelerle, diğer yandan da bir insanın sahip olabileceği umutların, vaatlerin ve saadetin en yücesiyle yaşamak demektir. İslam'da insana biçilen rol, Allah’a hizmet etmek, bu dünyayı imar etmek, yaratılış gayesini gerçekleştirmektir.

İkinci bölüm de ise yazar; Müslüman olan bir birey için beş temel ibadeti “İslami yaşamdan kesitler” başlığı ile ele almaktadır. İslam'a giriş anahtarı ve inancın dile getirilmesi olan kelime-i şehadetin anlamına en ince ayrıntısına kadar değinip, kelime-i şehadetin ilk kısmında değil de ikinci kısmı olan yani peygamber konusunda pek çok problemin ortaya çıktığını söyler. Ama dine hiçbir zarar vermediğini dile getiriyor. Faruki bir eğitim ve disiplin olarak gördüğü namaz abdest, kılınış şekli, kıyam, rüku, secdelerin sayısı ile kişinin kendisini Allah’ın çağrısına göre şekillendirmesi şeklinde tanımlamaktadır. Diğer farz ibadet olan oruç tutmanın iki amacı vardır. Nefsi kontrol etmek ve aç insanların çektiği sıkıntıyı anlayabilmek. Nefsin kontrol edilmesi özellikle yemek ve cinselliğin kısıtlanmasıdır. İkinci amacı ise aç kalarak, kendini aç ve yoksul insanların yerine koyarak onları anlamaktır. Müslüman orucuyla ferahlar, arınır ve güçlenir. Böylelikle Allah’ın vekilliği görevine, kendini adamaya daha hazır hale gelir. Zekat ise diğer ibadetleri yapıp manevi temizliğini tamamlayan bireyler için bir maddi temizlik boyutudur. Hac ise, farz olması için gereken şartlar tamamlandıktan sonra yapılmalıdır. Özellikle hac ibadeti, İslam’ın eşitliğe verdiği önemi ve evrenselliğini en güzel biçimde dile getirmiştir. Yazarımız bu eşitlikten etkilenenlerden biri olan Malcom X'i örnek vermeyi unutmaz.

Resulullah'ın ilahi takdirle belirlenmiş iki fazileti

Yazar üçüncü bölümde Müslümanların bazı kutlamalarına değinirken en çok Peygamberin (sav) doğum günü yani mevlit kandili üzerinde durmuştur. Hz. Muhammed (s.a.v)’in bir insan olarak dünyaya geldiğini ve insan oluşu bir kusuru değil aksine onun erdemlerini daha da yücelten bir gerçeklik olarak ifade eder. Resulullah'ın ilahi takdirle belirlenmiş iki ayrı fazileti vardır. Bunlar Allah’ın mesajını harfiyen iletmek ve de bu mesajı bu dünyada gerçekleştirmek. Özellikle bu iki fazilet her doğum günün de hatırlanır, yeniden dile getirilir ve kutlanılır. Bu kadar önemli bir olay olarak kabul edilen Peygamberimizin doğumu; takvim başlangıcı olarak kabul edilmediğini ifade etmektedir. Çünkü tarihi bir olayın takvim başlangıcı sayılması için evrensel bir olay olması gerekir. İslamiyet, Resulullah’ın Medine'ye hicret etmesiyle ve orada Medine İslam devletinin kuruluşunu ilan etmesiyle evrensel bir hareket halini almıştır. Bu açıdan hicret, kişinin bireysel hayatıyla ilgili değil; İslam’ın bir dünya hareketi olduğu ve kamu hayatıyla ilgili bir değerlendirme yaptığı zamandı.

Dördüncü bölümde kadının İslam aile yapısındaki önemine yer verilmiştir. İslamiyet’te Allah kadına tam medeni haklar vermiştir. Bu bağlamda kadın hiçbir şeye zorlanamaz. Kadın İslam’da bir kötülüğün simgesi olarak da görülmez. Adem'i ayartmamıştır; kötülük ya da ölüm gibi fiziksel veya ahlaki kötülükler yeryüzüne kadın aracılığıyla inmemiştir. Özellikle Kur’an'da Adem ve Havva kıssası anlatılırken Havva’nın itaatsizliğinden bahsedilmez. İslam’da tıpkı kadın gibi cinsellik de utanç ve suçluluk kaynağı değildir ve masumdur. Cinsellik ancak evlilik dışı yapıldığında cezalandırılması söz konusu olur. Bunun sebebi cinsellik kötü bir şey olarak görülmesinden değil bilakis sorumluluk ihlali olmasındandır. Zina işleyen kimse, karşıdakini kullanan ya da kendini bir nesne olarak kullandıran bir kimsedir. Evliliğin olması için gerekli olan şartları sıralayan yazarımız daha sonra evliliğin öneminden ve evlilikte karı-koca haklarından bahsetmektedir. Evlilikte özellikle kariyer peşinde koşan anne ve baba çocuklarıyla daha özverili zaman geçiremezler. Tam da bu özverili zaman konusunda yazar, geniş aile konusuna geçiş yapar. Bir evliliğin daha huzurlu ve mutlu olmasının sırrının geniş bir aileyle yaşamakta olduğunu dile getiriyor.

Beşinci bölümde Müslümanın iki görevinden bahsedilmekte. Birinci görev doğa ile olan ilişkimizdir. Buna göre insanın doğayı okuması, incelemesi ve şekillendirmesinden bahsetmektedir. Kusursuz ve en iyi ölçü ile yaratılan doğa; vekil olan insanın onu bir kitap misali okuyup anlamasını beklemektedir. Müslümanın ikinci görevi ise insanın doğadaki yasalar çerçevesinde ona zarar vermeden faydalanmasıdır. Doğadaki yasalar çerçevesinde faydalanıp zengin olan, başkalarını dolandırarak değil kendi üretimiyle kazanan kişidir. Zengin olan kişi İslam'a göre zekat vermesi zorunludur ve böylelikle istiflemenin önüne geçilmiştir. Son olarak yazar İslam’ın zengin olan kişileri üretime ve yardım yapmaya teşvik ettiğinden bahsetmiştir.

İslami dünya düzeni

Altıncı bölüm de yazar, evrensel kardeşlik yasası etrafında şekillenen İslami dünya düzeninden bahsetmektedir. İslam etnik gruplar arasında hiçbirini başka bir etnik gruptan üstün tutmaz. İslam insanlar arasında, onların ahlaki eylem ve çabalarına göre ayrım yapar. Bu ayrım, yalnızca meşru olmakla kalmaz aynı zamanda insanları yaptıkları eylemlerde daha iyi olmaya iterek genel mutluluğa katkıda bulunur. Yazar İslam'ı diğer Batı siyaset teorisinden farklı olarak devleti, toprağı olmadan da bir İslam devletinin olabileceğinden söz eder. Halbuki toprağı olmadan devlet nasıl olur? Bunun gerçekte pek mümkün olmadığını ve bu konunun eleştiriye açık bir konu olduğunu belirtmek gerekir. Bunun dışında İslam elbette farklı kökenleri ayırt etmeksizin Müslümanları tek bir çatı altında ve hepsini bir ümmet olarak görmüştür. İslam devleti, İslam dinini benimseyen veyahut benimsemeyen, her insanın özgürlüklerini, dinlerini ve varlıklarını sürdürebilme güvencesi vermiştir. Yazarın ayrıca eleştiriye açık bir diğer husus ise; İslam’ı bir ideoloji olarak telakki etmesidir. Zira bu konu da İslam dini bir ideoloji değil de bir ideal din şeklinde tanımlaması daha uygun düşeceği kanaatindeyim.

Kitabın son bölümünde ise arabesk ve onun gibi İslam kültüründe yer edinmiş cami, levhalar, hat sanatları vb. İslam miraslarından bahsedilmektedir. Allah’ın, Müslümanların hayatının her yönünü kuşattığını ve kültürlerinin her ürününde, bilinçlerinin her köşesinde hakim olduğu vurgulamaktadır.

İslam tarihine bakıldığında; İslam kültür ve medeniyeti gelişerek yayıldığı ve çeşitli etnik toplulukların bulunmasına rağmen, İslam’ın dönüştürücü ilkeleri bu çeşitliliği bir bütünlüğe dönüştürebilmiştir. Yazar için; bir kardeşlik ruhu üzerinde kurulan İslam devletinin kırılma noktası ve en fazla eleştirdiği konu sufizmdir. Özellikle bu konu da tasavvufun, Allah’ın takdirini yasa kabul edip onu izlemek yerine Müslümanlara imkansız bir hayalin peşinden koşmayı, ruhani bilgi veya “mistik deneyim” yoluyla Allaha ulaşmayı öğretmesini eleştirir.

Sonuç olarak kitap mücadeleci bir ruhun izlerini taşımakta ve yazarın kendine has anlatımıyla bu durumu reel bir şekilde yansıtmaktadır. Müslümanların nasıl bir bilinç ve tavır içinde olmaları noktasında yazarın yaptığı değerlendirmeler oldukça değerlidir. Bu noktada yazarın kitaptaki son cümlesi sonuç olarak verilmesi adına pekala uygun düşmektedir: “Zihinlerini hikmetine ve kalplerini çağrısına açık tutarlarsa İslam onları yeniden harekete geçirmeye, dünyayı da onlarla birlikte yerinden oynatmaya hazır olacaktır.”

İsmail Raci Farukî’nin “Niçin İslam?” adlı bu kıymetli çalışması Vahdettin İnce tarafından “Çira İslam?” adıyla Mahya Yayınları arasında Kürtçeye de çevrilmiştir.

Dünya Bizim