ANALİZ
Giriş Tarihi : 19-05-2020 09:27   Güncelleme : 21-05-2020 21:33

Serdar Duman: Bilimi, hikmete, hikmeti de vahye bağlamadığımız sürece aydınlık bir gelecek mümkün değil

Aliya İzzet Begoviç’in şu sözünü hatırlıyoruz: ‘’İki hurafe vardır; insanın iç dünyasını bilimle, tabiat olaylarını ise din ile izaha teşebbüs etmek.’’

Serdar Duman: Bilimi, hikmete, hikmeti de vahye bağlamadığımız sürece aydınlık bir gelecek mümkün değil

Serdar Duman, İslami Analiz’deki yeni yazısında korona ile beraber ekranlarda boy gösteren pozitivist öykünmeleri eleştirdi.

Duman, sebep sonuçları araştıran bilimi, amaçları sorgulayan hikmete, hikmeti de vahye bağlamadığımız sürece insanlık için aydınlık bir geleceğin mümkün olamayacağını belirtti.

İşte o yazı: 

Corona ile yatıp kalktığımız bugünlerde ekranlarda boy gösteren bazı bilim insanlarının pozitivist küstahlığına tanıklık ediyoruz.

Corona ile mücadele sürecinde katedilen mesafe üzerinden her fırsatta şu pozitivist slogan dolaylı olarak halkın kafasına sokulmaya çalışılıyor: ‘’Bilimin Yükselişi, Dinin Çöküşü’’

Pozitivizmin tarihi, bu slogan eşliğinde ilahi değerlerin terk edilerek yerine insanın tanrılaştırıldığı bir dönemin yürürlüğe sokulmasıdır. Manevi olanın reddedildiği, insanın iç dünyası ve diğer insanlarla/tabiatla ilişkisinin bilimle açıklanmaya çalışıldığı ucube bir süreç…

Aliya İzzet Begoviç’in şu sözünü hatırlıyoruz: ‘’İki hurafe vardır; insanın iç dünyasını bilimle, tabiat olaylarını ise din ile izaha teşebbüs etmek.’’

Bilimin tüm sorunları çözeceğine, bilimin çözemediği sorunun yok hükmünde olduğuna inanan bilimcilik hastalığının insanlığa zararı Covid-19’dan kat be kat fazladır.

Faydalı, zararsız, zararlı, öldürücü demeden her türlü bilimsel ve teknolojik araştırmayı mübah gören bir anlayışın insanlığı getirdiği nokta ortadadır.

Rönesans ile birlikte bilimle aydınlandığını düşünen, ancak tabiat kanunlarını keşfettiği ölçüde küstahlaşarak dünyayı kapitalizm ve sömürgecilik karanlığına sürükleyen pozitivist aklı doğru algılayamamak basiretsizliğin zirvesidir.

Bugün aydınlanmaya, pozitivizme övgüler yağdıranların; aydınlanmış Batı’nın Maya, Aztek, Kızıldereli kültürlerini nasıl imha ettiğini, hem insanları hem de insanlığı nasıl yok ettiğini görmezden gelmeleri ibret vericidir.

Afrika’dan Amerika’ya gemilerle taşınırken yolda telef olan, sonrasında da aydınlanmış beyaz adama köle olmaya icbar edilen milyonlarca siyahi için ayağa kalkan, vicdanın ve adaletin sesi olan kaç tane batılı bilim insanı tanıyoruz?

19. yüzyılda batıda yarı açık cezaevi niteliğindeki fabrikalarda insanlık dışı koşullarda çalıştırılan emekçiler mi  batıcı elitlere aydınlanmanın faziletlerini hatırlatıyor?

20.yüzyıl; batı aklının keşfettiği yeni silahların denendiği ve milyonlarca insanın can verdiği savaşlara, uluslararası şirketlerin insan ve tabiat fıtratı üzerindeki vahim denemelerine tanıklık etti.

Sosyalizm batının kesif karanlığını gerçek aydınlanmaya çevirmek gayesi ile ortaya çıktı. Düzeni değiştirerek insanı değiştireceğini düşündü. İnsanın manevi dünyasını, imanı, ilahi boyutu yok saydığı için insanı değiştiremedi. Tersine, sekülerleşmiş insan bir süre sonra sosyalizmi devlet kapitalizmine dönüştürdü.

Bilim, olgular dünyasında belirleyicidir. Olgular dünyasındaki değişim doğrusaldır ve sürekli ilerlemeyi içerir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş bu doğrusal ilerlemenin tezahürüdür.

Din ise değerler dünyasında belirleyicidir. Değerler dünyasındaki değişim daireseldir. Yani insanlık için kadim bir fıtrat vardır. İnsanlık tarihinin başından itibaren bu fıtratın korunduğu ya da bozulduğu süreçler sürekli birbirlerini takip etmiştir. Peygamberler de bu dairesel değişime müdahale ederek fıtrata dönüşü sağlamak için Allah (C.C) tarafından görevlendirilmiştir.

İnsanlığın bugünkü temel sorunu ilahi değerler sistemi yerine beşeri değerler sistemini koymasıdır. Bu durum tüm insanlığın yaratılış ayarlarını bozmakta ve kaosa sebep olmaktadır.

Olgular aleminin temelinde değerler alemi vardır. Değerler sistemini ilahi bir zemine oturtamadığımız sürece bugün yaşadığımız açlık, yoksulluk, çatışma, göç gibi sorunlarımız hiç bitmeyecektir.

Bilim dünyası aklın ve bilimin sınırlarını artık görmek zorundadır. Pozitivist küstahlığı bir kenara bırakıp ilahi değerler temeline oturmuş maddi bir dünyada yapılan keşif ve buluşların ancak insanlığı ileri götürebileceğini akletmek mecburiyetindedir.

‘’Niçin ya da gaye nedir?’’ soruları cevaplanmadan yapılan bilimsel ve teknolojik araştırmalar her geçen gün insanlığı meçhul ve acıklı bir sona doğru taşımaktadır. Corona virüsünün dünyaya yeni bir format atmak için laboratuvarda üretildiği ya da mutasyona maruz bırakıldığı tartışmalarından, insanlığın tümünü yok edecek kapasitede nükleer silahın geliştirilerek depolarda saklanmasına kadar birçok husus içinde bulunduğumuz vahim durumu açıklıyor.

Roger Garaudy’nin ifade ettiği gibi; sebep-sonuç ilişkilerini araştıran bilimi gayeleri araştıran hikmete, hikmeti de vahye bağlamadığımız sürece insanlığın çıkışı mümkün değildir.

Bilim insanları bilime mutlakiyet atfetmekten vazgeçmelidir. Kuantum ve izafiyet teorileri ile gelinen nokta ortadadır. Mutlak olarak görülen birçok bilimsel sonuç bu teorilerle çökmüştür. Kuantum fiziğine geçiş ile birlikte atom altı alemde yeni bir determinizmin henüz keşfedilmediği gerçeğini vurgulamakta yarar var…

Dolayısıyla bilimin bulgularında ‘’izafilik’’ temel bir unsur olarak önümüze çıkmaktadır. Bu durum bilimin haddini bileceği sınırlara çekilmesini sağlamıştır.

Ülkemizde corona günlerinde ekranlarda boy gösteren bazı bilim insanlarının bilimin putlaştırıldığı tarihi dönemde takılı kaldıkları, bu dönemi bir türlü aşamadıkları görülmektedir. Artık bilimin geldiği son aşamayı ve Batı aklının yol açtığı yıkımı görmeleri zamanının geldiğini düşünüyorum.

Corona virüsün suni olarak üretildiği ve bu pandemi vasıtasıyla dünya düzeninin yeniden formatlanacağı iddiasının yoğunlaştığını görüyoruz. Batı aklının insanlığı maddi ve manevi olarak nasıl yıkıma götürdüğünün şahitleri olarak, bu yeni iddianın da temelsiz olmadığını söyleyebiliriz.

Adaletin ve barışın hakim olduğu yeni bir dünya kurulmalıdır. Batı aklının kurguladığı ideolojiler iflas etmiştir. Yeni bir dünya kuracak yegane potansiyel İslam’da mevcuttur.

Hurafelerden arındırılmış, asrı saadetin ruhunu ve dinamizmini bugüne taşıyan bir İslam anlayışı ile yola çıkılırsa, tüm mazlumların ve mağdurların umudu olabilecek yeni bir dünya düzenine açılan kapı aralanabilir. 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız.