TEFSİR
Giriş Tarihi : 16-05-2020 08:49   Güncelleme : 19-05-2020 09:57

Bakara Suresi -2- Kuran’ı Anlamak ve Yaşamak için 8-13. Ayetler…

Müslümanların, kafirlerin ve münafıkların vasıflarını anlatan ayetler bu açıdan önemli kendimizi tartmamız ve vahiyle değerlendirmemiz için.

Bakara Suresi -2- Kuran’ı Anlamak ve Yaşamak için  8-13. Ayetler…

8- İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik." derler; oysa onlar inanmış değildirler.

Kuran Bakara suresinin ilk beş ayetinde Müslümanların sonra ki iki ayette kafirlerin durumunu açıkladıktan sonra, şimdi münafıkları anlatıyor.

Peki Kuran niçin kafirlere bu kadar kısa bir yer ayırdı? Çünkü Onlar net. İnanmıyorlar, inanmadıklarını da ifade ediyorlar.

Ama asıl tehlikeli olan inanmadığını açıkça itiraf eden değil, inanmadığı halde inanıyor gibi görünen, ya da gerçekte inanmadığı halde, kendisi dahi inanmadığından haberi olmayan ve kendisi, kendisini inanıyor zanneden kimse.

Münafık kelimesinin etimolojik kökeni olan nefeka nın anlamı, köstebek yuvası demektir. Yani gizliden gizliye çalışan, görünmeden yerin altından giden. Gerçek inancını gizleyen demektir.

Münafık iki türlüdür, bir bilinçli bir şekilde nifak içerisinde bulunan münafıklığı bilinçli yapanlar. Birde imanı gidip gelenler, iki yüzlüler, bir öyle bir böyle olanlar, gerçekte iman etmediği halde kendini iman etmiş zannedenler, yada öyle göstermeye çalışanlarda nifak ehlidir.

Burada şu durum ortaya çıkıyor sizin kendinizi nasıl tanımladığınız değil, Allah’ın sizi ne olarak gördüğü, nasıl tanımladığı önemlidir. Yani siz Allah’ın ölçülerine göre nesiniz. Müslüman olduğu iddiasında ki insan kemdini Allah’ın ölçüleri ile tartmak zorundadır. Kendi ölçülerinize göre değil, Allah’ın ölçülerine göre Müslüman olup olmadığına bakmak zorundadır. Eğer Allah’ın ölçülerine göre Müslüman değilseniz, mümin değilseniz kendi ölçülerinize göre kendinizi Müslüman olarak adlandırmanız hiçbir şey ifade etmeyecektir. “Allah’a ve ahiret gününe inandık” şeklindeki iddianız Allah’ın ölçülerine uyuyor, yani Kuran’ın vasıflarını anlattığı Müslümanlara benziyormusunuz önemli olan bu. Yoksa kişinin inandım sözü bir iddiadan ibaret kalacaktır.

İşte Müslümanların, kafirlerin ve münafıkların vasıflarını anlatan ayetler bu açıdan önemli kendimizi tartmamız ve vahiyle değerlendirmemiz için.

İşte bugünkü okuyacağımız ayetler bize münafıkların durumunu bize izah ediyor. Kuran’ı kerimde yaklaşık 300 ayette münafıklardan söz edilir. Kuran’da Münafıkların vasıflarını anlatan Münafikun adı ile mustakil bir sure var.

Münafığın belirgin özelliği içinin dışının, özünün ve sözünün bir olmamasıdır.  Kuran Ahlakan düşük bu insanların kişilik özellikleri hakkında uzun uzadıya durmaktadır.

Ayetin orijinalinde geçen "hud'a" kelimesi bir tür aldatma demektir. Hud’a aynı zamanda tuzak kurma, şaşırtma, yanıltma, terddüde düşürme, oyuna getirme anlamlarına da gelir. Münafık aldatıcıdır.

9- (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatmaktadırlar da şuurunda değildirler.

Münafıklar iki yüzlülükleri ile kendi çıkarlarını koruyacaklarını sanırlar; fakat, bu davranış gerçekte bu dünyada da, Ahiret'te de sonuçsuz kalmaya mahkûmdur.

Bir münafık, bir grup insanı bir süre kandırmaya başarabilir; fakat tüm insanları her zaman kandırması mümkün değilidir. Aldatmanın sonu yoktur. Kalbi hasta münafığın aklı zaaf içindedir. Bir insan Allah’ı aldattığını nasıl düşüne bilir. Allah’ı aldatmak  mümkün müdür? Kalbi hasta münafığın aklı da zaaf içinde olduğu için Allah’ı aldattığını düşüne bilir ancak gerçekte sadece kendisini aldatıyordur.

Münafıklar Allah’ı  değilde insanları bir süre aldata bilirler ancak bir süre sonra foyası ortaya çıkarıldığında, şerefi sonsuza dek ayaklar altında kalır. Bütün güvenirliğini kaybeder. Farkında olan için bu dünyada güvenirliğini kaybetmekten daha büyük bir kayıp olamaz. Ama münafıklar hastalıklı insanlar oldukları için güven gibi önemli bir ahlakın, özelliğin farkında değildirler.

10- Kalplerinde hastalık vardır onların. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acıklı bir azab vardır.

Nifak  iki yüzlülük ciddi bir kişilik sorunudur ve hastalıktır.

Onun için rabbimiz münafıkların kalbinde hastalık vardır diyor. Allah’ın yaptığı ise sadece bu hastalığı artırmaktır. Yani onları hasta etmek değil onlar hasta olmayı kendileri tercih etmişler. Tedavi olmayıda düşünmezler, tedavi olamadıkları için hastalıkları kendi kendisine ilerleyecektir. Sonuçta hastalıkları artacaktır. Bu tam bir İnanç hastalığı, yada inançsızlık hastalığı, inanmadığı halde inanmış gibi görünme hastalığı daha doğrusu nifak hastalığıdır.

Üstad Mevdudi Onlar iki yüzlülüklerinin bir müddet başarılı sonuçlar verdiğini görünce onun etkin ve iyi bir yol olduğuna inanırlar ve öncekinden daha sık ve emin bir şekilde iki yüzlülüklerine devam ederler. Böylece nifakları ve hastalıkları artar diyor.

Onlara korkunç acı verici azap vardır.

Esasen inançsızlık bir cehennem azabı değildir de nedir. İnançsız insan bin bir türlü korkuların, bin bir türlü kaygıların, bin bir türlü hüznün, bunalma hastalığının, bin bir türlü ruh hastalığının pençesinde kıvranmaktadır. Bu kıvranma azaptan başka bir şey değildir.

Onun için inançsızlık başlı başına bir azaptır cehennem azabından beter bir azaptır. Tabi ki münafıkların cehenmemde görecekleri azapda ayrıdır.

Münafıkların somut bir suç işlemedikleri sürece hukuksal olarak cezalandırılmazlar. Çünkü Peygamberimiz münafıkları bildiği halde cezalandırma yoluna gitmemiştir. Cezalandırılmasınada müsade etmemiştir.

Bunun iki nedeni var:

Birincisi: Allah resulü insanlar “Muhammed arkadaşlarını öldürüyor” desinler istememiştir.

İkincisi belkide daha önemlisi: Hukukta cezayı gerektirecek suçun mutlaka somut ve maddi olması gerektiği gerçeğidir.

Eğer bu olmasaydı bir çok kimse kendi değerlendirmelerine göre insanları münafık diye itham edip cezalandıra bilirdi. Nintekim tarihte hatta günümüzde kimileri kimi Müslümanları münafık diye itham edip cezalandırmaya kalkıyorlar. Peygamberimiz yapmadığı halde yapıyorlar. Birde yapmış olsaydı neler olurdu kimbilir.

Yani münafıklar için ahirette korkunç acı verici azap var ancak dünyevi bir ceza yok.

Peygamberimiz ahlaki bir ilke olarak münafığın vasıflarını şöyle anlatır. “Münafığın üç belirtisi vardır. Haber verdiğinde yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez, kendisine birşey emanet edildiğinde hıyanet eder.” Bu üç özellik münafıkların en belirgin özelliğidir.

11- Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz yalnızca ıslah edicileriz" derler.

Fesad bozgunculuk ve yıkıcılıktır. Birşey başlagıçta iyi güzel iken bir nedenle değişmesi bozulması, çürümesi fesaddır. Fesad hertürlü ahlaki yozlaşma ve sapmadadır ve birçok alanda görülebilir. Kalbi fesad münafıkların hastalıklarının ifadesidir. İki yüzlülük insanın bütün ahlaki özelliklerini kaybetmesine neden olur. En başta doğruluk ve dürüstlüğünü kaybeder. Ve fesad ehli olur. Ama nifak ehli olduğu için fesadınıda açıkça yapmaz biz gerçekte islah edicileriz diyerek yapar.

Yaşadığımız dünyadada bütün fesadçıların yeryüzünü fesada verirken, ıslah edicileriz dediklerine, insan hakları, demokrasi, özgürlük diye dünyayı fesada verdiklerine şahit oluyoruz.

Bu durumda modern zamanlarda kafirlerin de münafıklıklarına şahit oluyoruz diye biliriz.

Allah Resulü düşmanlarına karşı mücadelesinde de dürüsttü. Onları aldatmadı. Bu anlamda peygamberimize isnad edilen “harp hiledir” sözünün yeniden değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü Peygamberlerin mücadelesinde başarı değil ilkeli olmak esastır.

Kuran’ın izin verdiği sadece can tehlikesi karşısında, Müslüman’ın kendini gizlemesi ve “zaruretlerin zaruret miktarınca haramın mübah kılması” kaidesidir.

12- Haberiniz olsun; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

Haberiniz olsun bir tekid ifadesidir, bir uyarıdır. Allah aman ha kesinlikle iyi bilin ki onlar, ortalığı karıştıranlar fesada verenler düzeni bozanlardır lakin farkında değiller diyor.

Demek ki burada asıl problem bize karşı iddiaları değil, kendilerinin kendi mahiyetleri hakkındaki yanlış yargıları. Hem kendilerini hemde mahiyetindeki insanları kandırıyorlar. Belkide bu ikiyüzlü nifakları ile kendilerini doğru yolda zannediyorlar. Doğru yaptıklarını zannediyorlar. Fesadlarından bile haberleri yok..

Ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. Hem bizi kandırıyorlar, hem de kendilerini kandırmış oluyorlar. Eğer inanmadıkları halde, ıslah etmediklerini bildikleri halde, düzeni bozduklarını bildikleri halde bunu bize söyleseler sadece bizi aldatmış olacaklar. Ama onlar ıslah ettiklerini, düzeni sağladıklarını iddia ediyorlar ve buna kendileri de inanıyorsa  bu durumda, hataları iki kat oluyor. Çünkü kendilerini de aldatmış oluyorlar. İşte onun için de farkında değiller diyor ayet.

13- Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllılar (beyinsizler)ın iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir: ama bilmezler.

Allah diyor ki münafıklara: "Eğer İslâm'ı kabul ettiğinizi söylüyorsanız, onu tam bir samimiyetle kabul edip, İslâm dairesi içine giren diğer insanlar gibi kabul etmelisiniz."

Onlar diyorlar ki “biz beyinsizler gibi mi inanıyoruz bizde adam gibi inanıyoruz” bunu Müslümanlara karşı diyorlar. Ancak kendi yandaşları ile başbaşa kalınca  şu inanan beyinsizler gibi mi inanacağız diyorlar.

Ayete meal verilirken bazı mealler birinci anlamı bazı mealler ikinci anlamı seçmişler ancak ayet esasen her iki anlamıda içeriyor olabilir. Birinci hitabı Müslümanlara ikinci hitabı kendi dostlarına söylüyorlar.

Münafıklar , İslâm'ı samimiyetle kabul edip, kendilerini her türlü zorluk, tehlike ve problemlere atan kimseleri aptal ve sefih olarak niteliyorlardı. Onlara göre, doğruluk ve Hak için, adalet için; güç sahiplerini kendilerine düşman edinmeleri, her türlü tehlikeyi göze almaları, aptallıktan başka bir şey olmazdı. Haklıya ve haksıza aldırmaksızın sadece kendi çıkarlarını korumak, onlara göre büyük bir faziletti. Münafıkların en büyük gayeleri sadece kendi çıkarlarını korumaktı. Onun için münafıklık yolunu seçmişlerdi.

Sefih: sığ görüşlülük, kıt kavrayış manasına gelir. Araplar sefihi düşük akıllık olarak kullanıyorlar. Ayet meallerde de genelde beyinsizlik ve düşük akıllılık olarak çeviriliyor.

“Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir: ama bilmezler.”  Sefihlik bir cehalet İslam ise ilim ve bilgidir. Ed din hakikati ifade eder. Bilgisizlik kibre, kibirde sefihçe bir dünya görüşü ve yaşama tarzına yol açar. Allah’ı ve peygamberini aldattığını zanneden münafıklar, hiç şüphesiz asıl düşük akıllı olanlardır.