ANALİZ
Giriş Tarihi : 29-04-2020 09:23   Güncelleme : 29-04-2020 09:23

Ahmet Taşgetiren yazdı: Ramazan ve bilincimizi onarma mevsimi

Ramazan’ı yeme - içme ile ilişkisi sebebiyle bedeni bir “diyet mevsimi” olarak değil, asıl bir aylık “kişilik diyeti” zamanı olarak değerlendirmek gerekiyor.

Ahmet Taşgetiren yazdı: Ramazan ve bilincimizi onarma mevsimi

Eğer bedenimiz için de bir kendini yineleme söz konusu ise, bunu kişiliğimize yönelik “onarım”ın ikramı gibi görmek lazım. 

 

Kur’an’da 48 yerde geçen bir kelime var: “Kellâ” kelimesi. “Öyle değil” anlamına geliyor. Bu kelimeyi “Bakın, iş bildiğiniz gibi değil” şeklinde anlamak daha doğru olur. Bir tür zihniyet onarımı.

 

“Şöyle şöyle düşünürsünüz, insan öyle düşünme eğilimindedir ama iş bildiğiniz gibi değil, asıl şöyle bakın o meseleye…” gibi bir anlam.

 

İnsan hayatında böyle o kadar çok hadise vardır ki. Öyle düşünmeye alışmıştır, suyun akışına göre akıp gitmektedir, şartlanmışlık vardır, öylesi kolay gelmiştir, “Kendine yontma” eğiliminde olduğu için öylesi işine gelmiştir, işte insan Kur’an’da “Kendine gel, iş bildiğin gibi değil” diye uyarılıyor.

 

Ramazan bir “Kendine bakma” ayı. Evet “İbadet hayatı”na bakma ayı Ramazan, ama asıl, bütün hayatını süzme ayı olarak görmek lazım Ramazan’ı. 

 

Belki ilk önce görülmesi gereken de, İslam’ı sadece “ibadet dini” olarak telakki etmenin eksik bir İslam anlayışı olduğunu bilmektir. Eğer “İbadet”i, kişinin nefes alıp vermesi dahil yapıp ettiği her şeyin Allah ile ilişkisinin farkında olmak anlamına kullanıyorsak, o zaman İslam külli bir ibadet disiplinidir. Ama sır Namazı, Oruc’u, Haccı, Zekat’ı ibadet kapsamında değerlendiriyor,

 

İslam’ı da bunlardan ibaret gibi görüyorsak, işte o, İslam’ın kapsama alanını daraltmak demek oluyor. Birisinin bize “Kellâ – iş bildiğin gibi değil arkadaş” demesi gerekiyor. 

 

Bir Kur’an ayetinde şöyle buyurulur: 

 

“Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın...” (Münafıkûn, 9) 

 

Bir başka ayet ise şöyledir: Onlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” (Nur, 37)  

 

Ayetlerde geçen “Allah’ın zikrinden alıkoymasın” ifadesini “Malınız mülkünüz, ticaretiniz, alış verişiniz size Allah’ı unutturmasın” diye anlamak lazım. Yani “Hayatın içine girdiğinizde Allah ile ilişkinizi unutmayın” demek bu. “El kârda gönül Yarda olsun” demektir. Yani “Allah’ı görüyormuş gibi yaşayın” demektir.  

 

İslam’la Müslümanın ilişkisi gerçekten de bu niteliktedir. 

 

Ve evet, hayatın girift çarkı içinde insan kendini dahi unutur. Ölçüyü mölçüyü kaybeder. Gardı düşer. Savrulur. “Kısa günün kârı” öne çıkar. “Evlâdü ıyal” öne çıkar. Statüler öne çıkar. Asıl, “Allah’ı unutmak” felakettir. 

 

Aslında “Namaz” gibi kişinin vaktini tanzim eden “İbadet”ler bile hayatın içinde Allah ile ilişkiyi diri tutmak babında temel disiplinlerdir.

 

Ramazan bize bir ay süreyle kişilik diyeti fırsatı sunuyor. “Çöz kendini” diyor.

 

Hani genelde Ramazan’ın son 10 günü icra edilen “İtikâf” diye bir disiplini var ya İslam’ın, o da bir “İçe yöneliş”, “kendini tamir” çabasıdır. “Hesaba çekilmeden önce kendini muhasebe etme” çabası. Hesabı da unutur insan çünkü. 

 

Hani bu yıl, salgın dolayısıyla evlere kapatılmış durumdayız ya, nerede ise hayatın tüm diğer alanları kısıtlanmış durumda ya, sanki bize “İşte size zorunlu itikâf günleri, süzün kendinizi, arının, bakın kendinize, insanlığınıza, Müslümanlığınıza bakın… İçinizde kimi duvarlar çökmüşse, kimi yıkılmalar olmuşsa onarın onları” gibi bir mesaj sunulmuş oluyor. 

 

Hayatın içinde her nerede isek…

 

“Müslümanlığımız insanlığımız kadardır” denir ya.

 

Müslümanlık insanlıktır, demek bu. Bir insanlık kalitesidir. 

 

Hayatın içinde her nerede isek evet…

 

Elimiz kirli namaza duramayız. Kalbimiz kirli ise…

 

Müslümanlığımız hayatın her neresinde isek oradaki ilahi ölçüyü yaşamak demektir. Orada “Allah’ın bizi görmek istediği gibi görünmek” demektir. 

 

Merhum Ali Galip Cenkciler Hocaefendi “Zengin adamın tesbih çekmesi, parmaklarıyla para sayar gibi yapıp ihtiyaç sahiplerine ikramda bulunmasıdır” derdi. 

 

Devlet adamının hukuku ile garibanın hukuku aynı değildir ki… 

 

Köşe yazanın hukuku ile okuyanın hukuku da aynı değildir. Sosyal medyayı çamura bulayan bir gün hesaba çekilmeyeceğini mi sanır? Ya da bala şeker karıştıran, süte su katan? İşçisinin emeğinden, patronunun mesaisinden çalan?   

 

“Kellâ! İş bildiğimiz gibi değil dostlar!”

 

Müslüman Allah’ı unutmadan yaşayan insandır. Ramazan’da asıl bu bilinci onarmaya ihtiyacımız var. Aman ha!

 

Karar