MAKALE
Giriş Tarihi : 24-04-2020 18:55   Güncelleme : 01-05-2020 09:56

Sevda Kideyş Yazdı: Ramazan’da Hıra Sessizliğinde Yankıla içimizi!

Belki güler Bilal’in hıçkırığı… Ebu zer geri döner! Ağrımaz olur Hatice’nin inancı. Sevr mağarası hasretine kavuşur, Hamza’nın yüreğinden akan kan durur, sevildiğinden emin olan bir çocuk kim bilir, belki de Mekke sokaklarında koşturur…

Sevda Kideyş Yazdı: Ramazan’da Hıra Sessizliğinde Yankıla içimizi!

Merhaba gök kasidesi, erguvan pembesi, umut şelalesi, merhaba!

Vakti anlam doldurdu, ruhumuza gıda bildiğimiz ramazan-ı şerif işte geldi buyurdu! Belki de daha önce hiç bu kadar evde beklenmemişti ramazan. Dünyayı sınayan şu virüs münasebetiyle kapandığımız odaların, yaslandığımız duvarların, bomboş sokakların, terkedilmiş köşe başlarının tenhasını bozar gibi,  rezzak cıvıltısıyla teşrif etti. Baharı mı özledin al, koşmayı mı özledin koş, sarılmayı mı özledin sevdiklerine, sarıl der gibi yetişti.  Madem insanlık ecza peşinde, ruhun da aşısı var unutulmasın, nidasıyla haber getirdi. 

Hiç şüphesiz nefis zorlanmayı sevmez, pek düşkündür rahatına. Onu susturmak için istediğini verir, tekrar ne isteyeceğini bekler gibi daima hizmet ederiz. Bu bir rutin haline gelir ve gündelik hayatı idame ettiren alışkanlıklardan oluverir. Lakin ramazan vesilesiyle itiraz etmeye başlayacak, beklemeyi öğrenecek, kısıldıkça çağıran sesi, susmaya dahi erecek. Uykunun en tatlı yerinde bölünecek ve düşkün olduğu rahatı alınacak elinden. Belki de ancak böyle fırsat bulacağız düşünmeye ve akletmeye…

İnsanın hal bilmez oluşu hâllenmediğinden. Merhametini kaybetmiş bir asrın tekrar merhamete kavuşması için en acil durum haline gelen açlık, umulur ki tozlanan duyguların arınışına vesile olsun. Olsun olmasın, bu dünyada hak edene de etmeyene de rahmetini sunacak, rızkını verecektir Allah. Fakat bu bitimli dünyada ne verilirse verilsin hepsi dâhil hesaba.  Çok bilindik şeyler dahi hiç bilinmiyormuş, daha önce hiç duyulmamış gibi sadece kelimelerde asılı kaldığı için tekrar en başa döndürüyor ve maalesef ilerletmiyor bizi. İsraf edilen her şey bir canlının yaşamından çalmaktı.

İki yerine bire,  birdeki berekete talip olanın kanaatini serpiştirse bize ramazan ah! Kardeşlik vasfına eriştirse, gönlü dargın, iftar sevincine aç nice muhtaçlar için gözyaşı gönderse gözlerimize...  Avuç içleri mahcup olmasa,  dua sözleri yolda kalmasa…   Mekke’de nazil olan ayetlerle Medine’de nazil olan ayetler birleşse, gür sesi duyulsa emanetin, ruh kıyama kalksa!

Dününe yaslanmış boynu bükük ihtiyarların günden güne büyüyen özlemi gibi duysak seni ey kutlu ay. Akarsuya düşen meyve taneleri gibi yüzsek, taze nane kokusu devşirsek yakınlığından…

Evet, geldin ama kavuşmuş, anlaşmış olsak, razı eylesek, nasiplensek, kısmetlensek!

O Âlim’in kulu olarak bilsek artık, neyi özlediğimizi…

Nicedir eskiyi anar dururuz, eski özlenir mi? Eski bayramlar, eski ramazanlar diye hasret çekilen günlerin sırrına mazhar eyle, yenile bizi!  Vahyin eşiğine çağır, Hıra sessizliğinde yankıla içimizi! Yağmur zikri, güneş feyzi, toprak sadakati ser ruhumuza...

Bin aydan daha hayırlı oluşuna şahitlik etsek. Son on günün içinde ki bir gün için ömür tüketsek. Reyyan ülkesi inşa edip huşu ile dirilsek, yalnızlığımızı bin bir renkli çiçekler misali yeşertip varsak aynı hakikate inanmış insanların bahçesine ve birbirimizi anlasak!  Beden tedirgin, ruh yaralı, akıl dağınık olduysa da mucizelerin şaha kalksa, beyaz ipliğin siyah iplikten ayrıldığı imsak vakti gibi gafletimiz uyansa! Gökte yıldızların uyumu kadar hoşnut ve biz olsak, kaynaşsa ayrılık saflarımız, sıvansa kamburlarımız…

Fethe abdest alıp cemaat olsak. Eşyanın hakikatine erişip Aksa’nın kaderine zaferler assak!   Mescide benzemeyen evlerimizin soğuk zeminine yayılan seccadelerimiz hep açık kalsa. Bir ucu kıvrılmış dua minderimizin kumaşı aşınsa…

Merhaba mahzun ramazan, merhaba!

Gel otur evlerimizin başköşesine, kalbimize buyur. Bize Şeyma’nın  uzun yıllar sonra sütkardeşiyle karşılaşması gibi bir emniyet doğur!

Belki güler Bilal’in hıçkırığı…  Ebu zer geri döner! Ağrımaz olur Hatice’nin inancı. Sevr mağarası hasretine kavuşur, Hamza’nın yüreğinden akan kan durur, sevildiğinden emin olan bir çocuk kim bilir, belki de Mekke sokaklarında koşturur…

Meleklerin uzun yoldan getirdiği vahye kalben dokunsak ve inansak bakaranın ihtiyarlattığına… Dünya ve içindekiler karıncanın taşıdığı kuru ot kadar gözümüzde lüzumsuz kalsa.  Güzel yaşamak yeri cennettir buyrulmuş, burada bulacağımızı sanmasak,   bağlanmasak,  uzatmasak çilesini -yolunu.  Tayin edilmiş ömür heybemizin içini hayırla doldursak, gül alıp gül satsak,  kutlu vuslata inansak.

İdrak eden, bin bir derdi imtihan diye kucaklar, umudu iman bilen, arif tebessümüyle uğurlar cümle endişeyi…  Yitmesi yok bu yolculuğun, her manada yeniden diriliş vaadiyle umudumuz yeşerir durur.  Ve umulur ki Muhammed’în Allah’ın kulu ve resulü olduğuna inanan hiçbir insan için hoşça kal yoktur.