Ali Bulaç
Giriş Tarihi : 12-04-2020 16:23   Güncelleme : 18-04-2020 11:04

Ali Bulaç Yazdı: Korona Sonrası Dünya

Batı’nın yazdığı 500 yıllık tarihin kırılma noktasındayız. Ve şu anda dünyanın tamamı Batı. Ya kendimizi tekrar edeceğiz ya da ciddi bir muhasebe yapıp yeni bir paradigma arayışına çıkacağız.

Ali Bulaç Yazdı: Korona Sonrası Dünya

Geçen yüzyılın iki önemli olayı bir dizi trajik olayların tetikleyicisi oldu. Bunlardan biri 1636 Westfalya anlaşması, din ve mezhep savaşlarını sonlandırıp iktidarı mutlakiyetçilerin eline verirken, savaşı tümüyle ortadan kaldırmadı, ulus devletler arası savaşı meşrulaştırdı; kısaca artık din müntesiplerinin değil, devletlerin savaşı meşru olacaktı. O zamana kadar savaş emrini ve cevazını veren papa idi, yeni dönemde Bonapart, Hitler veya Stalin olacakt, öyle de oldu.

19. yüzyıla gelindiğinde ulus devletler batı dışı dünyadaki centilmenlik anlaşmasını bir kenara bırakarak –bu da Westfalya’nın bir maddesiydi- Kıta içinde birbirleriyle savaşır hale geldiler. Lenin doğru tanım koymuştu; kapitalizm emperyalizm aşamasına geçmişti, dolayısıyla Avrupa dışı dünyada sömürgeciler arasındaki centilmenlik anlaşmasının bir anlamı kalmamıştı.

Birinci Dünya Savaşı bunun sonucuydu.

Savaştan sonra basiretli liderler Avrupa’da iş başına geçseydi İkinci Savaş olmazdı. Ancak İkinci Savaşı tetikleyen en önemli faktör 1929 ekonomik buhran oldu. Avrupa’daki yansıması Mussolini ve Hitler’in çılgınlıklarına elverişli atmosfer hazırlamasıydı.

Hikayenin sonrasını biliyoruz.

50 milyondan fazla insanın ölümünden sonra 20 sivil toplum kuruluşu, “Neden savaşıyoruz, birlikte yaşamak için başka yol yok mu?” diye AB’nin fikri ve manevi temelleri üzerinde düşündüler, siyasilere benimsettiler, derken önce Ortak Pazar, sonra AET, sonra AT ve nihayet AB projesi gerçekleşti.

Geçen yüzyılın ikinci büyük kırılma noktası 1989’da Sovyet sisteminin çökmesi ve Varşova Paktı’nın dağılmasıydı. Bu aynı zamanda iki kutuplu dünyanın sona ermesi demekti. Fukuyama “tarihin sonu”nu ilan etti, Baba Bush yüz yıllık yeni bir dünya düzeni için kolları sıvadı.

1929 krizinin sonucu faşizm ve 50 milyonun üstünde insanın hayatının yokolması. Soğuk Savaşın sona ermesiyle kurulan yeni dünya düzeni vahşi kapitalizmin önünü açtı. 1945-2000 arası Avrupa’yı görece akıllı liderler yönetti; Amerika ise hiçbir zaman medeni ve ahlaki aklın idare ve siyasetine sahip olmadı. Japonya üzerine atom bombası attı, Vietnam’ı ölüm tarlalarına çevirdi, Latin Amerika’da darbecilerin katiamlarını örgütledi, suikastlar düzenledi, Ortadoğu’yu İsrail ve petrol uğruna cehenneme, açık hapishaneye çevirdi.

Modern uygarlık derin bir sınavdan geçiyor. Bu uygarlığın ana vatanı Batı Avrupa’dır. Nasıl Yunanlılar düşündü, Romalılar uyguladı ve tükettiyse, Avrupa’nın inşa ettiği felsefi-kültürel hazineyi Amerika tüketip kullanıyor. Üçüncü Roma, Neron’un elinde yangın yerine dönmüş. Dünyanın tümünü bir zerrecik kasıp kavuruyor ama en çok insanı Tramp’ın Roması’nda öldürüyor.

Şu virüse bakın Allah aşkına!

Çin’de dünyaya teşrif etti, Avrupa’ya diz çökertti, Amerika’yı merkez üs edindi.

Ve İran!

Ah, evet, İran’ı unutmamalı. İmam Humeyni’nin, Ali Şeriati’nin, Mutahhari’nin, Ali Recai’nin İranı’na bakın. Masum sivillerin uçağını düşürüyor, vekalet savaşları yürütüyor, düşünenler-muhalifler için evleri cezaevine çeviriyor, yüzlerce insan ölürken ölümcül virüsü halkından gizliyor!

Utanç verici!

Dünyanın iddia ve tez sahibi belli başlı merkezlerinde durum bu! Çin, Batı Avrupa,  Amerika ve İran.

Rusya’yı sormayın. Türkmenistan’da korona sözünden bahsetmek “terör suçu” kapsamında. Rusya Türkmenistan Ay gibi ışığını Putin’in güneşinden iktibas ediyor. Ve diğerleri de.

İyi sınav veren ülkeler de yok değil. Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye. Başkaları da var.

Şimdi düşünenlerin zihninde ciddi sorular sökün etmiş bulunuyor:

Korona çoktan yoğun bakıma girmiş hastanın ciğerlerini tahrip edip öldürecek mi?

Bu hastanın bir kase iksir bulup ayağa kalkması mümkün mü?

Tabutuna son çiviyi de çakıp törensiz-ayinsiz toprağa gömdükten sonra kim yerini alacak?

Bilgelerinin yüzyıllarca seslendirdiği hikmetini Mao’dan beri unutmuş Çin mi? Çin’den bir Pisagor çıkar mı?

Sorun şu veya bu havzanın, şu veya bu ülkenin koronadan büyük kayıpla mı, kazançlı mı çıkacağı sorunu değil.

Sorun çok daha derinde. Sorun insanın kendi ben idrakinde, hemcinsleriyle ve tabiatla olan yanlış ilişkilerinde.

Batı’nın yazdığı 500 yıllık tarihin kırılma noktasındayız. Ve şu anda dünyanın tamamı Batı. Ya kendimizi tekrar edeceğiz ya da ciddi bir muhasebe yapıp yeni bir paradigma arayışına çıkacağız.

Peki, ne yapmalı? Bu soruyu Lenin de sormuştu, Ali Şeriati de.

Biz de soralım.

 (alibulac.net/12 Nisan 2020)