MAKALE
Giriş Tarihi : 02-04-2020 08:13   Güncelleme : 07-04-2020 21:00

Coşkun Uzun Yazdı: Korona Günleri

Günlerimizin adı hep ‘korona’ oldu. Korona eceli gelenleri ebedî âleme ulaştırmak için dünya turuna çıktı. Allah ölmüşlerimize rahmet eylesin, geride kalanlara sabırlar diliyoruz.

Coşkun Uzun Yazdı: Korona Günleri

Birer birer ölüyor, azalıyoruz.

Virüs kaynaklı ölümler sadece birer sayı ve istatistiksel değer olarak kayıtlara geçiriliyor.

Ölüm hepimize yetişiyor, yakışıyor.

Haberli mi, habersiz mi, sebepli mi değil mi tartışıyor, canlı cenazeleri ve yaşayan ölüleri konuşuyoruz… Birileri, başkaları, biz, şu sebeple, bu sebeple derken sırayla gidiyoruz.

Sevdiklerimizi, arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, büyüklerimizi, küçüklerimizi ister istemez toprağa veriyoruz. Vefat eden biz miyiz yoksa başkası mı, kimler ölüyor, kim yaşıyor bilen yok.

Günlerimizin adı hep ‘korona’ oldu. Korona eceli gelenleri ebedî âleme ulaştırmak için dünya turuna çıktı.

Allah ölmüşlerimize rahmet eylesin, geride kalanlara sabırlar diliyoruz.

Şok, panik, travma, depresyon ve korkuyu pazarlayanlar bir şekilde bunlara talip/müşteri olmamızı ve gözümüzü kapatıp büyük bir iştahla satın almamızı sağlıyorlar.

Bizler bu dünya perdesinde Allah(cc)’a kul olduysak, önce dar kapılardan geçeceğiz. Dört duvara dokunacağız, her köşe başında bir kuyu bulacak ve oracıkta imtihanlara girip çıkacağız. Her çıkış bir başlangıç, her düşüş başka bir sınavın bitişi olacak. Allah’tan başka kimseyi imdada/yardıma çağırmayacak, kimseden hiç bir şey istemeyeceğiz. İbretler, ayetler, afetler yakın edecek bizi Rabbimize ve birbirimize… Dağlar yoldaşımız, taşlar arkadaşımız, kuyular sırdaşımız olacak… Zindanları, denenmeleri gülistana çevirmek için uğraşacak, dualarımıza katran çalarak krizleri aşacak… Allah(cc) var problem yok, Rabbimiz bize yeter diyeceğiz!

Bu virüsü veya benzerlerini ilâhî bir uyarı, imtihan, ayet ve işaret bileceğiz!

Medyatik, tarihî, sosyal, siyasî, kültürel, coğrafî, etnik, mezhebî virüsler (tahrip eden, uyuşturucu, yozlaştırıcı ve çeldiriciler) yok mu sanıyorsunuz?

Hayat ve kulluğun terbiye edicisi Allah(cc) değil mi? Rabbimiz bütün bu hastalık ve virüslerden nasıl korunacağımızı anlatmıyor mu, Peygamberimiz öğretmiyor mu?

Aklın ve ruhun maddi/manevî kurtuluşu, temizlik, taharet, bilinç, irade ve arınmayla değil mi?

Kur’an / Din / Ahlâk… Evrensel bir antivirüs değiller mi?

Memleketten korona manzaraları

İstanbul’da karantinaya da torpil işledi: Havacılık Dairesi Müdürünün kızı 'kaçırıldı!' Paris'ten gelen yolcuların bulunduğu karantina otobüsü polis ekipleri tarafından durduruldu. İçinde bulunan KKTC Sivil Havacılık Dairesi Müdürü'nün kızı polis eşliğinde karantina aracından indirildi.

Konya’da ‘Umre’ dönüşü korona virüs tedbirleri nedeniyle öğrenci yurtlarına yerleştirilen vatandaşlardan bazıları yurttaki şartların kötülüğü bahanesiyle kaçmaya çalıştı. Yurdu terk etmek isteyen vatandaşlarla polis arasında arbede yaşandı.

 

İstanbul Taksim Hastanesi'nde korona virüs şüphesiyle karantinada olan bir kadın, hastaneden kaçtı. Polis hastaneden kaçan kadını çok geçmeden yakaladı. Kadın, sağlık ekipleri tarafından güvenli bir biçimde tekrar hastaneye götürüldü.

65 yaş üstü kişilerin bazı illerde sokakta görülmeleri üzerine yersiz, tatsız tartışmalar, hakaretler ve kovalamacalar yaşandı. Kimileri de bu insanların uyarılıp risklere karşı korunmaları gerektiğini unutup onları suçlayarak adeta virüs ve hastalığın sebebi/yayıp bulaştıranlar onlarmış gibi yer yer 65’lik dedeleri kovalama gibi zombilikler yaptılar.

Kütahya’da umreden dönen bir başka vatandaşımızı da ailesi alıp doğruca köyüne götürdü ve olanlar oldu. Fazla kişiyle temas sonucu virüs köye yayıldı, bir kişi öldü. Bütün köy şimdi karantinada.

Ve daha buna benzemez neler neler!

Hz. Ali'ye sordular: "Başımıza gelen sıkıntılar, imtihan mıdır? Yoksa ceza mı?" Cevap verdi: “Eğer bizi Allah'a yaklaştırıyorsa imtihandır. Uzaklaştırıyorsa cezadır.”

Allah(cc), Kur’an-ı Kerîm’de; tarihte yaşanmış en büyük imtihanlardan birisi olan ‘Nuh Tufanı’nı bizlere bir belâ ve musibet olarak değil, ilahî bir işaret/ayet/ibret/uyarı olarak bildirirken…

Allah’ın izni olmadan bir yaprak bile düşmezken… (6 En’am 59), Başımıza gelen musibetler kendi hatalarımız sebebi ileyken… (4 Nisa 79), Ne olursa olsan Rabbimizden umut kesemezken… (12 Yusuf 87)

İnsanlar sonuç olarak Allah(cc)'ın bir ayeti olan bu korona virüsün kendisine düşman muamelesi yapmaktan, yanlış hedefe odaklanmaktan, arka planda gerçekleşenlere kör ve sağır kalmaktan uyanarak süreci izlemeli, sonucu değil sebepleri sorgulamalıdır.

Temizlik imandandır veya imanın yarısıdır denilir.

Temizlik maddi temizlik mi ve yalnızca beden sağlığı için mi gerekli? Hangi temizlik? Ne temizliği? Neyle ve nasıl yapılacak? Bizlerin ruhî, manevî, ekonomik, sosyal, siyasî bir arınmaya, temizlenmeye virüs korumasına ihtiyacımız var mı yok mu?

İnancınızı, aklınızı, fikrinizi, düşüncenizi, yüreğinizi, ahlâkınızı, kıyafetinizi, ekonominizi, siyasetinizi, kurumlarınızı, cami/mescidlerinizi, evinizi, işinizi, mahallenizi, güç yetirebildiğiniz, ulaşabildiğiniz, sorumlu olduğunuz her şeyi, herkesi, her yeri bir ömür boyu arındırıp temizlemek ve her türlü pislikten, hastalıktan, virüsten, saldırıdan, salgından koruyup dezenfekte etmek zorundasınız.

Çok hazindir ki, korona virüs kaynaklı ölümler sadece istatistiksel birer veri/değer olarak kayıtlara geçiyor ve artık rakamlarla ifade ediliyorlar. Vefat eden insanlarımızın yaşlı-genç, erkek-kadın, anne-baba, evlat olup olmadıklarının, hayata ve insanlığa dair düşüncelerinin, hayalleri ve umutlarının, yarım kalan işlerinin, geride kim bilir kimleri mahzun bıraktıklarının, nasıl bir yüreğe ve hangi zevklere sahip olduklarının, sağlıklarında hangi işlere koşturduklarının, soğuk yüzlerini son bir kez olsun görmek için uğraşıp ağlaşan ama tüm ısrar ve girişimlerine rağmen göremeyen gözü yaşlı kaç kişi olduğunun, cenazelerine en yakınlarının dahi alınıp alınmadığının, hatta cenaze namazlarının kılınıp kılınmadığının, son bir vefâ/vedayla helâlleşilemediğinin de hiçbir öneminin olmadığını görmek insanı fazlasıyla yaralayıp üzüyor.

Fakat her şeye rağmen ne olursa olsun, korona virüsü hiçbir şeyin bahanesi, örtüsü, perdesi, günah keçisi olmamalı.

Şu Korona dedikleri

Fethullah Gülen’den daha mı tehlikeli? 15 Temmuz’a benzemez mi? Suriye ve İdlib’ten de öncelikli mi? Beka meselesiyle bir ilgi ve alakası yok mu? Ülke sınırlarından çıkıp Avrupa’ya geçmeye çalışan mültecileri unutturacak kadar, stratejik bir güvenlik konusu mu? PKK/PYD sorunuyla kıyaslanamaz mı meselâ? IŞİD’le de mi kıyaslamayalım? Korona mı, daha yıkıcı ve öldürücüdür yoksa yukarıda adı geçenler mi?

Korona virüsünün bile bunların yanında çok temiz ve masum kalacağını düşünmek sanırım yanlış değildir. Çünkü onun aklı ve iradesi yok. Sadece kendisine takdir edilen fıtratını işliyor, görevini yapıyor. Fakat bunlar öyle değil ki. Bile bile, göz göre göre lades diyor, fıtrata, insanî, evrensel, kadim değerlere ihanet edip masumiyete saldırıyorlar.

Virüsler bize vız gelir, tırıs gider diyelim mi? Korona’ya selâm yola devam diyelim mi?

Daha önce Arakan, Çeçenistan, Filistin, Irak, Yemen, Keşmir, Doğu Türkistan, Açe’deki kardeşlerimiz için yaptığımız gibi inşallah kunut duaları, gece namazları ve gözyaşları ile ayakta kalmaya, motive olup diri durmaya, basiretle/ferasetle olup bitenleri okuyup anlamaya ve yorumlamaya çalışabiliriz.

Koronavirüs’ün menşei/çıkışı ile alakalı çok farklı ve birbiriyle hiç ilgisi olmayan yorumlar var. Rivayet edilir ki; Çin’in Vuhan kentinde akıllı telefonlar için 5G sisteminin denemesini yapmak için start verilmiş. 5G sistemine uyumlu telefonların çalışabilmesi için gerekli olan 5G dalgalarını yansıtacak baz istasyonları kurulmuş. Bu denemenin ardından değişik olaylar meydana gelmeye başlamış. Neticede var olan Korana virüsü mutasyona uğrayarak 19 olmuş. Korana 1’den 18’e kadar virüsü bilen tıp dünyası 19 virüsünü tanımıyormuş. Mücadele sonunda ne olduğunu öğreneceklermiş. Vuhan kentinde uygulanan 5G denemesi, insanların bağışıklığını azaltması da cabası olmuş.

Bu gerçekle bugün bir daha tanışıyoruz. Korana-19 yapıp ettiklerimizin bir sonucudur. Korana-1 virüsünü 2 yapan, 2’yi 3 yapan böylece 18’e kadar getiren, 18’den 19’a atlatan da biziz. İnsan kendi eliyle kendi bağışıklığını gün geçtikçe zayıflatıyor.

 

Diğer rivayete göre Çin’in Vuhan kentindeki balık/hayvan pazarında yarasa çorbası içen bir insanda ortaya çıkıp yayıldığı konuşuluyordu ya… İşte o balık/hayvan pazarına balıkların getirildiği bir göl varmış, orada bir nükleer füze başlığı bulunmuş… Her şey oradan başlamış…

Bir başka rivayet de bu virüsün laboratuvar ortamında üretilip biyolojik bir silah olarak ilgili coğrafyalara ve adreslere servis edildiği şeklinde.

Bazı konular ve bazı sorular

Dijital devrimler için düğmeye basan, ‘Yapay Zekâ’yı kurgulayan, ‘İnsan Sonrası’na hazırlık yapan, tanrı tanımaz ‘Beyaz Adam’lar,

 

Dünya’ya ‘Şok Doktrini’ uygulayıp şeytanca bir manipülasyon ve çeşitli sosyal izolasyonlarla ‘Rızanın İmalatı’nı yaparak ‘Hakikati Yalnızlaştırmaya’, ‘Küresel Çağda Var Olma’nın imkânsızlığına bizleri ikna edip,

‘Geleceği Özgürleştirmek’ten vaz geçirerek ‘Tarihin Taşrası’nda kalmayı bilinçaltımıza ekiyor, tıpkı ‘Putlarını Kıramayan Kabileler’ gibi Küresel Çağda Kayboluşumuza,

Yani ahlâk, vicdan, insanlık ve evrensel değerleri felç ederek bizleri adeta toprağa gömmeye hazırlanıyorlar!

Biraz sorgulayıp düşünelim lütfen! Korona neden, nasıl bir anda küresel gündem/sürmanşet oldu?

Korona virüsünün yaşattığı şok, bir tür perdeleme, dikkat dağıtma, hedef saptırma, algı yönetimi ve manipülasyon aracı değil mi?

“Küresel Dünya Hükümeti” çığırtkanlığı yapanlar kime veya neye hizmet ediyorlar?

Küresel şeytanların ihtirasları, ahlâksız, ölçüsüz entrikaları yüzünden mi dünyamızda bunca panik, telaş, pandemi, kriz ve kaoslar yaşanıyor?

Korona virüs gerekçesiyle bütün bu olup bitenler, ekonomik, askerî, siyasi, ideolojik, kültürel, biyolojik, psikolojik bir tahrik, depresyon, izolasyon, manipülasyon, tahrik, taciz veya tecavüz olabilir mi?

Korona bizim neyimiz olur? O biyolojik bir silah mı? Salgın hastalık mı? Çin’li mi, Amerika’lı mı, nereli? İyi mi, kötü mü? Dost mu, düşman mı? Bu bir insanlık krizi mi, yoksa bazıları için ballı fırsat mı? Yeni bir ekonomik, askeri, sosyal, siyasi düzen ve küreselleşmenin habercisi mi?

İnsanlık yol ayırımında mı? Mazlumlar, mağdurlar, madunlar direnerek var olabilirler mi? Kendilerine özgür bir dünya kurabilirler mi?

Aklı, bilimi ve modernizmi ilâh edinenler, korona virüs için ne diyor, olayı nasıl tanımlıyorlar?

Müslümanlar bu konuya nasıl yaklaşıyorlar ve ne yapıyorlar? Dünyaya neler vadediyorlar?

Meselâ Bill Gates’in başkanlık ettiği “Küresel Aşı Birliği” ve destekçilerinin öncülüğünde ID2020’nin yani “Dijital Kimlik Programı Projesi” ilk olarak Bangladeş’te uygulanacağı gerçek mi?

Korona virüsü aşısının ilerleyen süreçte tüm ülkelerde zorunlu tutulacağı ve herkesin bu aşıda bulunan nano teknoloji ürünü kimlik çipleriyle kayıt altına alınacağı doğru mu? 

Kanımızda dolaşan ancak kimsenin yerini tespit edemediği internete bağlı, gözle görülmesi imkânsız güdümlü aygıtlar olduğu ve korona virüsün asıl amacının bu çipler olduğu doğru mu? Böyle bir şey mümkün mü?

Ölümü gösterip sıtmaya razı etmenin, ikna etmenin en kolay yolu korkutmak olduğuna göre, kimini sağlıkla, kimini ölümle, kimini makamla, kimini de parayla test mi ediyorlar?

“Güvenilir bir kimlik oluşturma: Blockchain ID” isimli çalışmayla korona virüsün bir ilgisi, var mı, yok mu?

Bill Gates, daha Çin’de korona vakası görülmeden, bir hastalık sebebiyle 65 milyon kişinin öleceğini niçin ve nasıl söyledi? Bu virüsü yayan kuruluş Bill Gates Vakfı mı? 

Geçtiğimiz birkaç ay içinde dünya çapında, 1500 civarında küresel şirketin CEO’ları, Genel müdürleri ve Yönetim kurulu başkanlarından oluşan üst yöneticiler, nasıl oluyor da kendi istekleri ile istifa edip görevden el çektirildiler?

2005’de kuş gribi, 2009’da domuz gribi olarak vizyona giren, 2020’de ise yeniden gişe yapmaya başlayan bu günkü korona virüs, uluslararası bir hesaplaşma ve kürel şeytanların bir tezgâhı değil mi?

Dijital devrimler her türlü inanç, alışkanlık, sosyal hayat tarzını dönüştürmek için kurgulanmamış mıydı?

Korona’nın gücü, etkisi nereye kadardır? Nelere ve kimlere güç yetirebilir? Korona’nın bir sahibi, bağlı olduğu bir merkez, güç/otorite yok mu?

Maske, eldiven takan, kolonya ile temizlik/hijyen arayan, elleriyle etrafa dokunmaktan çekinen, hemen herkesle arasına ‘sosyal/fiziki mesafe’ koyup gönüllü olarak yalnızlaşan “medya/haberzedeler”, acaba korona sonrasında da bu titizlik ve duyarlılığı sürdürecekler mi?

Korona’dan kaçmaya, korunmaya çalışanlar nefisten, şeytandan, haramlardan, şirkten, küfürden, isyandan/tuğyandan da kaçıp korunuyorlar mı?

Bizleri Allah(cc)’ın kudret elinden koruyup kurtarabilecek bir güç, merci var mı? Allah(cc)’ın helal ve haram sınırlarını, meşru ve gayri meşru ölçü/sınır/değerleri de koruyabiliyor muyuz?  Korumamız gerekmez miydi?

Virüsün giremeyeceği/etkileyemeyeceği bazı yerler, mekânlar ve insanlar olabilir. Lakin Allah(cc)’ın görmediği, bilmediği, farkında olmayıp habersiz/gafil kalabileceği hiçbir anımız ve halimiz yoktur. Şu halde bize ne oldu da pire gözü kadar, minnacık bir virüsten Rabbimizden korkar gibi hatta/haşa daha fazla çekinip korkar olduk?

Adeta kıyamet kopmuşçasına feryat-figan etmek, ortalığı karıştırıp germek, korona ile yatıp korona ile kalkmak, paranoyak bir ruh haline bürünüp, vehimlerini başkalarına da bulaştırmak, insanlara korku/endişe/telaş/panik pazarlayıp satmak bir vebal içermiyor mu?

Öyle ya da böyle, er veya geç hepimiz ölmeyecek miyiz? Düne kadar Allah, Ahiret, Cennet ve Cehennem yokmuş gibi yaşayanlar bugün neden korona’dan köşe bucak kaçıyorlar? Ölüm hepimizi arayıp bulacak mutlak bir gerçeklik değil mi?

Korona Cehennem’den daha mı kötü, daha mı caydırıcı veya öldürücü? Zerreden kürreye her şeyin sahibi ve yoktan var edicisi olan, Allah(cc)’tan daha mı güçlü?

Korona her şeye ve herkese rağmen görevini yapan, iradesiz, biyolojik bir varlık, minik bir canlı mı?

Felâket tellallığı yapanlara, sabah-akşam üzerlerimize korona ve ölüm korkusu saçıp bulaştıranlara, gündemin/güncelin şehvetine kapılan medya/haber kanallarına daha ne kadar itibar edip prim/taviz vereceğiz?

Spekülasyonları bırakıp mantıklı ve tutarlı olmak, serinkanlı düşünüp doğru hareket etmek o kadar da zor olmasa gerek!

Korona virüsü alınan tedbirlerden daha güçlü değil deniliyor ya… Hangi tedbir/önlem/hazırlık, takdiri veya kaderi zorlayabilir?

Allah(cc)’ı hiçbir hesaplarına katıp karıştırmayan, tıbba, teknolojiye, modern bilime, silah gücüne, akla ve sermayeye taparcasına inanıp güvenenlerin aklına dün gelmeyen ölüm niye bu kadar korkulup önemsenir oldu?

Korona’dan önce, korona’dan sonra

Korku, telaş, panik, endişe pazarlayabilmek tüm zamanların geçer akçesi ise, algı operatörleri, toplum ve insan mühendisleri ne yapıyorlar sanıyorsunuz ki?

Korku, kaygı ve endişelerimizden tutup, bizleri yönlendirmelerine, yönetmelerine, bilinç ve topraklarımızı işgal etmelerine, tepkisiz, tavırsız olup bitenlere seyirci kalarak sonuçta bizleri hayatın, dünyanın, tarihin, denklemin dışına atmalarına nasıl izin verebiliriz?

Sayıları doksan bin civarında olan camiler virüs gerekçesiyle o kadar kolay ve pervasızca kapatılabiliyor ki… İnsanların ibadetlerini, Allah(cc) ile ilişkilerini evden de sürdürebilecekleri… Üstelik bunun daha sağlıklı, hijyenik, tehlikesiz ve risksiz olduğu işleniyor eleştiri, sorgulama ve reddetme yetenekleri boşaltılmış zihinlerimize…!

Çok yakında “Online Hac ve Umre” güncellemesi de yaparlarsa hiç şaşırmayalım.

Bar, pavyon, meyhane, gece kulübü, diskotek, kumarhane, eğlence merkezleri gibi normal zamanlarda da zaten açılmaması, hiç olmaması gereken yerler… Salgın hastalık bitip de her şey normalleştiğinde, kaldıkları yerden devam ederek, insanlar hiçbir şey olmamış gibi tekrar aynı anaforun içine dalacaklar mı, aynı yola devam edecekler mi dersiniz?

11 Eylül ABD’nin Afganistan’ı işgalinde nasıl bir vize rolü oynadıysa, Korona da ‘Dijital Yeni Dünya Düzeni’nin bahanesi, kullanışlı bir aparatı/paravanı/blokajı, güçlü bir dolgu malzemesi olacağa benzemiyor mu sizce?

Korona virüs sonrasında sağ olanlar görecekler. Küresel güç merkezlerini elinde tutan şeytanın çocuklarının tezgâhladıkları hinliklere ve muhtemelen çok farklı bir ortama adım atacağız. Sadece insan sağlığı açısından değil, başta dünya ekonomisi ve küresel siyaset olmak üzere pek çok şey değişecek ve asla eskisi gibi olmayacak. Korona’dan daha çok onun arkasından geleceklere hazır olunmalı. Bundan emin olabilirsiniz.

Bizim şahit olduklarımız Rahmani ve şeytani olan, Hizbullah ve hizbuşşeytan, Hak ve batıl arasındaki savaştır… Haklı ve doğru olan taraf kazanacak inşallah.

İçimizde bazı haramların sağlık endişesiyle, devlet zoruyla ve geçici de olsa, tedavülden kalkmasına vesile olduğunu düşünüp kürsülerden avaz avaz korona’ya teşekkür eden kimi hocalar bile varmış. Acaba korona virüs kendisine, ana/babasına, çok sevdiği müslümanlara bulaştığında veya bundan dolayı yakınları hastalanıp öldüklerinde de aynı şekilde açıkça teşekkür edebilirler mi? Elbette hayır. Bu akıl, akıl değil!

 

Amerika, İsrail, İngiltere ve şeytanın işbirlikçileri ile hesaplaşmak, emperyalizm, siyonizm ve kapitalizmin belini kırmak, İslâmi bir varlık mücadelesi başlatmak için çırpınan veya bu eksende bir gayretin içinde bulunan yeryüzünün özgür ruhlu insanları korona virüse böyle yaklaşmaz, konuya ve olaylara bu şekilde bakmazlar.

 

Muvahhid, muttaki, mücahid müslümanlar canlarını küçük bir virüs eliyle değil, Allah(cc)’ın dininin düşmanlarıyla yeryüzü cephelerinde çarpışırken vermek isterler.

 

Korona’dan çok daha tehlikeli olan isyan, tuğyan, nifak, küfür, şirk, cehalet... Emperyalizm, kapitalizm, siyonizm, ulusçuluk, milliyetçilik, ırkçılık, mezhepçilik… Demokrasi, liberalizm, sekülerizm, modernizm virüsleri de koronaya rahmet okutacak cinsten insanlığın baş belaları. Asıl sorun da burada zaten.

Asıl önemli olan korona benzeri diğer virüslerin akıbetinin ne olacağı. Çünkü bu korona virüsü er veya geç, ama altı ayda, ama bir senede, belki bazılarımızın semtine bile uğramadan bitip geçecek. Ve korkarım ki bizler yine kendimizle meşgul olacak, alışkanlıklarımızla, rutinler ve konforlarımızla baş başa kalacak, ahlâkî, sosyal, siyasî, itikadî, tarihî, kültürel, ekonomik virüslerle kaldığımız yerden hayata devam edeceğiz.

Şimdi ve daima Vefâ zamanı…!

Rabbe, Kitaba, Peygambere, ilahi ilkelere vefâ ve sadakat…!

Cahiliyeden bütün kurum ve şubeleriyle ayrışma, safları sıklaştırma, kulluğu pekiştirme zamanı…! Aklen, kalben, zihnen, fikren, ahlâken itiraf, istiğfar ve itikaf zamanı…!

Kâbe’ye, Kudüs’e, el Aksa’ya, istikamet ve kıblemize vefâ ve sadakat zamanı…!

Korona günlerini

Rabbimize sadakat, ahde/kimliğimize/değerlerimize vefâ, tevbe, salih amel, özeleştiri, tefekkür, eleştirel düşünce, aklî/bedenî itaat/ibadet, kendimizi sorgulama/yenileme günlerine/mevsimine dönüştürmek, imanımızı, mücadele azmi ve kararlılığımızı kamçılamak, istikametimizi pekiştirmek, imkânlarımızı fırsata dönüştürmek için bir eğitim/kamp/itikaf zamanı/zemini mahiyetinde bizlere verilmiş ilâhî bir lütuf/bağış/fırsat olarak değerlendiremez miyiz?

Üzerimizdeki manipülasyon zincirini kırma iradesini gösteremez, felaket tellallarının sesini kısamaz, moralimizi bozmalarına, bizleri umutsuzlaştırmalarına engel olamaz mıyız? İlgimizi, kaygımızı, gündemimizi biraz da başka konulara yöneltemez miyiz? Bunları yapabiliriz ve yapmalıyız.

İnsanî, İslâmî bir yardımlaşma, dayanışma, empati seferberliğine dönüştüremez miyiz?

Bizi kendimize ve birbirimize bırakmayan ALLAH(cc) bana, sana, bize/hepimize yeter. Hasbiyallah, hasbükallah hasbünallah diyemez miyiz? Diyebiliriz ve demeliyiz.

Tevekkül ve teslimiyet sahibi olmalı, şüphe ve endişeleri vehimlere dönüştürmemeli, toplumsal travma ve kaosa karşı her birimiz ayrı bir bariyer/set olmalı, kaygı ve korkuların girdabında sürüklenmelere dur demeliyiz.

İnsanlığın ortak değerleri ve onuruyla hareket etmek yerine emperyalist, sömürgeci akılla olaylara yaklaşmayı veya onlarla işbirliğini acilen terk etmeliyiz.

Küresel çapta emperyalist girişimlerle muhatap olan insanlığın ahlâkî, insanî, İslâmî reflekslere sahip olamadığı ve statükoculara karşı koyamadığı için yaşanılan sorunların sürekli olarak derinleştiğini gözümüzden kaçıramayız.

İnsanın dünyadaki aslî görevinin imar ve ıslah olduğu, fıtrî, nebevî, tevhidî, evrensel, ahlâkî bir çizgi ve mücadele üzere bulunmamız gerektiği, yaratan ve hükmeden Allah(cc)’ı razı etmek için ömür boyu kulluk nöbeti tutmakla, ahiret eksenli bir hayat yaşamakla izzet ve onurumuza ancak sahip çıkabileceğimizin farkındalığıyla…

Nitelikli, derinlikli, kuşatıcı, uzun soluklu, ahlâkî, insanî, İslâmî bilinç, farkındalık, içerik ve çözümler üreten, teklifler geliştiren çalışmalar başlatmalı veya bunların sürdürülmesine katkılar sunmalıyız.

Ulusal, coğrafî, etnik, mezhebi, kültürel referanslarla değil, evrensel, insanî, İslâmî ölçü, dikkat ve reflekslerle düşünüp hareket edenlerden, mustaz’af ümmetin, vefalı ve sadık dostlarından, hizmetkârlarından, fedakârlarından, şerefli erlerinden olabilmek dileğiyle…

İnananlar arasında, Allah’a verdiği söze sonuna kadar sadık kalan nice kahramanlar, nice yiğitler var: Kimileri kanının son damlasına kadar savaşarak sözünü yerine getirdi, kimileri de şehâdet şerbetini içeceği günü sabırsızlıkla beklemektedir. Fakat hepsinin ortak yanı şu: Onlar, verdikleri sözü hiçbir zaman bozup değiştirmediler! Böylece, imtihânı başarıyla tamamladılar. (33 Ahzâb 23)

Tarih, toplum, siyaset, ticaret, statü, kültür/sanat, mal veya evlatların akidesini, ahlâkını, şahsiyetini ve kimliğini kirletmesine izin vermeyen mutedil, muttaki, mütevazî yiğitlere selâm olsun…!