Atasoy Müftüoğlu
Giriş Tarihi : 01-04-2020 09:19   Güncelleme : 07-04-2020 21:00

Atasoy Müftüoğlu yazdı: Korona Küresel Sağlık Krizi, Kapsayıcı Bilinç, Dışlayıcı Bilinç

Korona krizi/bunalımı/gerilimi/tarihin bu döneminde, olağanüstü gerilimler, travmalar, tehditler, beklentiler, korkular altında yaşayan toplumların, halkların, yönetimlerin; emperyalizmlerin/sömürgeciliklerin, bu fiilen yaşadığımız olağanüstülüklerden çok daha derin, çok daha vahim trajedilere mahkûm ettikleri, çok daha derin acılara ve aşağılanmalara mahkûm ettikleri İslam topraklarından bütünüyle çekilerek, evlerine dönmelerine imkan sağlayabilmek için küresel ahlaki-entelektüel bir kamuoyu oluşturmaları beklenir.

Atasoy Müftüoğlu yazdı: Korona Küresel Sağlık Krizi, Kapsayıcı Bilinç, Dışlayıcı Bilinç

Modern tarih boyunca, Batı dünyası, sömürgecilik yoluyla, zamanı-mekânı-tarihi, kendi çıkarlarına göre tanımladı, bu çıkarlara hizmet etmeyen Batı dışı dünyayı, özellikle de, İslam dünyasını barbarca nesneleştirdi. Barbarca nesneleştirilen İslam dünyası toplumları, halen, sömürgeci gerçekliği değiştirme gücü ve iradesi oluşturmak üzere, yüksek bilinç temelinde, yapılması gereken entelektüel sorgulamaları yapamıyor. İslam toplamlarında, düşünce hayatı, modern ya da geleneksel vesayeti aşamadığı için, eleştirel özgürlüğün nasıl bir şey olduğunu, olabileceğini bilmiyor. Bunun için de, eleştirel özgürlük için, entelektüel bir mücadele verilmiyor. Bütün bunlar yapılmadığı için, romantik tahayyüllerle, nevrotik fantezilerle günü kurtarmaya çalışıyoruz.

İslam toplamları, bu toplamlarda halen var olan düşünce ve kültür hayatı, sömürgeci gerçekliği değiştirme gücüne/iradesine sahip olmadığı için, çok derin bir entelektüel güven kaybı, özgüven kaybı yaşıyor. Bu özgüven kaybı sebebiyle patolojik bağımlılıklara mahkumiyetimiz sürüyor. Sömürgeci dil/söylem/siyaset, Batı dünyası ile, İslam dünyası arasında utanç verici asimetrilerle, utanç verici hiyerarşiler oluşturdu. Müslüman halklar, sözünü ettiğimiz utanç verici asimetriler ve hiyerarşiler aracılığıyla hep aşağılandı, tehdit altında tutuldu, tutuluyor.

Sürekli ekonomik büyüme temelinde yapılandırılan tekno-ütopyacı uygarlık, vicdan ve merhameti uygarlık dışı değerler olarak gördüğü için, vicdansız ve merhametsiz bir dünya düzeni oluşturuldu. İnsanlığın dünyası, bugün küresel bir sağlık krizi, korona salgını sebebiyle, yeni bir gerçeklikle karşı karşıya bulunduğu için, hem tekno-uygarlığın neden olduğu hakikat ve insan sonrası çağ ile, hem de modem/kapitalist/neoliberal iktidar-egemenlik yöntemleriyle, uygulamalarıyla, tarzlarıyla yüzleşme ihtiyacı duyuyor, aynı zamanda, insanlığın, bütün dünyada, bütün kültürlerde, bütün zamanlarda vicdan ve merhamete ihtiyacı olduğunu hatırlıyor. Bugün, küresel sağlık krizi sırasında bile, emperyalist ülkelerin çıkarlarının önceliği gündeme gelebiliyor. Piyasa toplamlarına özgü niceliksel/pragmatist değişim sebebiyle, bugün, İslam toplumlarında bile, hesap sorma iradesine sahip bir bilinç gelişmediği için, hesap veren sorumlular da bulunmuyor. Maddi ihtirasların, maddi organizasyonların ve maddi çıkarların dünyası, ne pahasına olursa olsun, hiç kaybetmeden kazanmanın yollarını arıyor.

Günümüzde, küresel sağlık krizi sebebiyle, büyük bir tehdit/tehlike/tecrit/belirsizlik/yalnızlık/güvensizlik/karmaşa/panik içerisinde yaşanan trajedilerin, İkinci Dünya Savaşından bu yana yaşanan en büyük tehdit olduğunu savunanlar, Birinci Dünya Savaşından itibaren, özellikle, Ortadoğu toplumlarının maruz kaldığı, tehditleri, tehlikeleri, barbarlıkları her nasılsa hatırlamıyor. Tekno-ütopyacı uygarlığın, ortak insanlığa ait kapsayıcı bilincin, ahlakın, adaletin, sorumluluğun ifadesi olmak yerine, bencil/özel/dışlayıcı bir insanlık/adalet/iyilik anlayışını sömürgecilik yoluyla kurumsallaştırması, başından beri bu uygarlığın ırkçı bir karakter taşıdığına işaret eder. Bu ırkçı uygarlık, kâr-çıkar mülahazaları söz konusu olduğunda, ideolojik propaganda amacıyla mutlaklaştırdığı bütün değerleri fütursuzca reddedebiliyor. İdeolojik tahakküm ve egemenliklerin, insanlığın dünyasına, adalet/özgürlük/eşitlik/kardeşlik kazandırdığı görülmemiş ve duyulmamıştır.

İdeolojik/ırkçı egemenlikler, Filistin’de, Keşmir'de, Hindistan’da, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye'de, korona tehdit ve tehlikesiyle mukayese kabul etmeyecek şekilde, masum halklar üzerinde askeri siddet-dehşet uygulamalarını, işgal ve istilalarını aralıksız sürdürüyor. Küresel tahakküm politikalarına maruz kalan İslam ülkeleri, yalnızca duygusal meşruiyetler temelinde yapılandırılan milliyetçilikler, narsist kendilikler, ahlaki bilgelikten bağımsız politik dil/tercih/söylemler sebebiyle, İslami dayanışmayı gerçekleştiremiyor. İslam’ın kalıtımsal üstünlüklere ve ayrıcalıklara itibar etmediği hiçbir şekilde hatırlanmıyor. Hangi ülkede olursa olsun, her milliyetçilik, tek etnik gruba hitap ederken, yurtseverlikler ülke bütününe-bütünlüğüne hitap ederler. Hangi toplumda olursa olsun, toplumun bir kesiminin, bir diğer kesimine yabancılaştırılması, ortak gelecek, ortak kader fikrine de yabancılaştırır. Her iki kesimin bencilliği-bencillikleri bütün bir topluma onulmaz zararlar verir. Ortak iyi’ye ve ortak iyiliğe hizmet ötmeyen politik her yaklaşım adaletsizlikle sonuçlanır. Ortak iyilik, ortak özgürlük için sorumluluk almak yerine, kendisinin ya da kendi tarafının çıkarını gözeten her yaklaşım, her davranış adaletsizliktir. Günümüzde İslam dünyasında ulus-devletler, etnik-kültürel politik homojenlikleri tahkim etmeye çalıştıkları için, İslam’ın geleceği hiç konuşulmuyor. Hangi ülkede olursa olsun, politik krizler söz konusu olduğunda bütün iktidarlar milliyetçilikleri ve beka söylemini harekete geçiriyor. Bencil ihtiraslara dayalı milliyetçilikler, ortak bağlılıkların ve aidiyetin İslami bilincini ve ufkunu yerinden ediyor. Bu nedenle de, zaman ve mekân'da onurlu bir varoluş vadeden erdemli İslami dil'in yerine, dışlayıcı bir dil geçiyor.

Küresel sağlık krizi, korona salgını; toplumlar, halklar, kültürler arasında yaşanagelen bütün utanç verici asimetrileri ve hiyerarşileri ortadan kaldırarak, toplumların, halkların, kültürlerin, bütün insanlığın ortak kaderi konusunda, hepimizin, çok yoğun ve çok yönlü sorumluluklarımız olduğunu gösterdi. Korona krizi/bunalımı/gerilimi/tarihin bu döneminde, olağanüstü gerilimler, travmalar, tehditler, beklentiler, korkular altında yaşayan toplumların, halkların, yönetimlerin; emperyalizmlerin/sömürgeciliklerin, bu fiilen yaşadığımız olağanüstülüklerden çok daha derin, çok daha vahim trajedilere mahkûm ettikleri, çok daha derin acılara ve aşağılanmalara mahkûm ettikleri İslam topraklarından bütünüyle çekilerek, evlerine dönmelerine imkan sağlayabilmek için küresel ahlaki-entelektüel bir kamuoyu oluşturmaları beklenir.

Emperyalist/sömürgeci tarih, politik özgürlük kültürünün, evrensel politik değerlerin hiçbir zaman evrensel bir geçerlilik taşımadığını, bundan böyle de, böyle bir geçerlilikten söz edilemeyeceğini, emperyalist/sömürgeci tarihin, insanlığın ortak özgürlüğü, ortak onuru, ortak bağımsızlığı ile ilgili hiç bir ahlaki/vicdani kaygısı olmadığını, içi hiç bir zaman doldurulmamış soyut özgürlük ve soyut adalet kavramlarının, sömürgeci propaganda araçları olduğunu, sömürgeci çıkarlar söz konusu olduğunda eli kanlı diktatörlükleri nasıl icat ettiklerini, nasıl güçlendirdiklerini, bütün bir insanlığın bütün boyutlarıyla açıkça görebileceği şekilde, somut olarak ortaya koydu, koymaya devam ediyor.

İslami Analiz