MAKALE
Giriş Tarihi : 20-03-2020 10:35   Güncelleme : 23-03-2020 17:43

Suat Demir Yazdı: Altın Buzağı Öksürdü

Samiri, oluşan boşluğu kendiyle doldurma; Kabil ise oluşturamadığı boşluğu varetmek için varlığı yoketme çabası ve merhalesinin kahramanları! idi. İkisi de kaybetti.

Suat Demir Yazdı: Altın Buzağı Öksürdü

Kapitaliz, dünyevi kazancın; siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel sahada insan ve toplum katmanlarının tümünü hedef kitle olarak seçen(seçtiklerini kendi seçkinleri için farkındalığı olmayan hizmetkâr sürülerine dönüştüren) küresel sistem-paradigmadır. Dayattığı/sattığı/satın aldığı beklentilerin - hayallerin tadları, yaşattığı acıların gerçeklikleri ile doğru orantılıdır. Kazanç-kâr daha çok çoğunlukların kaybetmesine- zarar etmesine ve kaybederken benzeşmelerine bağlıdır. Tanıyabildiği kadar ve kendine benzetebildiği kadar denetleyebilir, planlayabilir ve kontrol edebilir. En önemli kontrol mekanizması tüketim toplumu oluşturabilmesindedir. İstatistik olarak her an gözlemlenebilir, formüle edebilir ve en önemlisi öngörülebilir. Belirsiz olarak karşısına çıkabilecek her şeyden korkar. Korkması gerekir. Çünkü hesaplayamayan / ölçemeyen bir özne değilse hesap edilen/ölçülen nesne olması mümkün. Kontrolü kaybettiğinde kontrol altına alınabilir olacak kadar zayıf. Kendi zayıflığının en fazla farkında olan yine kendisidir.

Samiri, tanrı tasavvurunu maddi değer ifade eden altınla eşitleyerek bir sistem geliştirmek istedi. Elde ettiği sonuç rüzgârın yardımıyla böğürmeye benzer ses çıkaran bir sığırdı. Paganizme dönmek istiyorsanız önce bir put icad etmeniz gerekir. Haruna rağmen ve en kısa zamanda oldu bittiye getirmek istedi. Aceleciydi ve aceleciliği zulüme evriliyordu. Elde etmek istediği tüketime sunulabilen bir inanç. Herhalde insan tüketirken en az düşünebilendi.. Kolay, çabuk ve şimdi. Kendi tanrısını dayatabildiği, benimsetebildiği kadar heva ve hevesini ayakta tutabilirdi   ki böylece ayakta kalabiliyor olsun. Hakeza Kabilin yaptıkları psikolojik anlamda kaçınma-yaklaşma çatışmasıydı. Almak istiyor ve fakat vermek istemiyordu. Salt dünyevi kâr peşinde koşuyordu. Beklebtilerini kendi abasküsünde hesaplıtordu. Konuşlandığı ve koşullandığı şehvet onu kötü bir kadere sürükledi. Tamâh , kötü bir arkadaştır .Size hep boş ve delik bir kırba verirken  , sizi varlığının yokluğu ile yönsüz bir harekete vaha özlemi ile bahçenizden çıkarır  çöle sürüverir.

Samiri, oluşan boşluğu kendiyle doldurma; Kabil ise oluşturamadığı boşluğu varetmek için varlığı yoketme çabası ve merhalesinin kahramanları! idi. İkisi de kaybetti.

Geçiciliği geçebilselerdi kalıcı olana talib olabilirlerdi. Ekseriyette görünen , göründüğü gibi değil, bilinen bilindiği gibi değildi. Russell paradoxu gibi "Bir şey ne ise o değildir. "Ne kadar karşı çıktığından önce nasıl ve ne kadar karşı çıktığına benzediğine bakmak gerek.

Ve's-selam