MAKALE
Giriş Tarihi : 27-02-2020 11:14   Güncelleme : 01-03-2020 09:09

Bülent Acun Yazdı: İnsanlığın öldüğü yerde, insan kalmak zor yüreğim?

Kısa Kısa Oku, Uzun Uzun Düşün!

Bülent Acun Yazdı: İnsanlığın öldüğü yerde, insan kalmak zor yüreğim?

TESADÜF DEĞİL

Son çıkan kitaplardan haberdar olmanın sonsuz hazzını tatmak niyetiyle gittiği kitap evinde kadim dostuyla karşılaştı. Karşılaşmanın sevinç ve heyecanıyla ve uzun süre görüşmemenin teessürüyle dilinden “Bu ne güzel tesadüf.” cümlesi dökülüverdi.

Bunun üzerine kadim dostu adama son aldığı kitabı uzattı. Adam, dostunun kendisine uzattığı kitabın ismini, ikisinin de duyacağı bir ses tonuyla okudu.  Sevinçten ikisinin de yüzünde adeta güller açmıştı. Kitabın ismini bir kerede beraber okuyup, oradan ayrıldılar. “Hiçbir buluşma tesadüf değildir.”

İSTANBUL'U YAŞAMAK

Adam İstanbul'u terk etmeye karar veren meslektaşına sordu. “Demek artık, İstanbul'da yaşamıyorsun öyle mi?” Meslektaşı, şiirine mısra bulmuş bir şair gibi cevapladı soruyu. “Evet, artık İstanbul'da yaşamayacağım fakat hayatım boyunca hep İstanbul'u yaşayacağım.”

ORADAKİ İLK GÜNÜN

Zeynep, her zaman şen şakrak gördüğü Zehra'yı, mahzun görünce sormadan edemedi. “Hayırdır! Zehra'çığım neyin var?” Zehra başı karlı dağlar gibi kafasını içine gömdü, bilgisayarından hafifçe kafasını kaldırıp, “Hakkını helal et Zeynep! Artık burada son günüm.” dedi. Bu cevaba çok üzülse de Zeynep, arkadaşını teselli etmeyi yeğledi. “Üzülme Zehra'çığım, gün doğmadan neler doğar, her zorluğu, bir kolaylık takip eder. Hem kim bilir, belki de buradaki son günün, oradaki ilk günün anahtarıdır.”

HİÇBİRİ SATILIK DEĞİL

Adam zücaciye dükkânına giren fil gibi, içeri dalıp sahafa sordu. “Bu kitapların hepsi satılık mı?” Sahaf zihninde ders ile cevabı yoğurarak şöyle dedi. “Hayır, buradaki kitapların hiçbiri satılık değil.”

GERÇEKTEN HAYIRLI RÜYA

Ali o sabah müdavimi olduğu çay ocağına her zamankinden erken gelince arkadaşları “Hayırdır Ali?” diye sordular. Ali heyecanla anlatmaya başladı. “Arkadaşlar bu gece öyle güzel bir rüya gördüm ki o rüyanın hala etkisindeyim.” Ali arkadaşlarından koro halinde “Hayır olsun, inşallah!” onayını aldıktan sonra rüyasını anlatmaya şöyle devam etti. “Arkadaşlar rüyamda İslam ülkelerinin bütün liderleri toplanmışlar, aralarındaki bütün ihtilafları rafa kaldırıp, büyük İslam Birliğini kurmaya karar vermişler. Aralarındaki onca derin ihtilafa rağmen, avrupa ülkeleri bir araya geliyor da Rabbi bir, dini bir, kitabı bir, peygamberi bir olan bizler neden bir araya gelemiyoruz? Demişler ve el ele verip kucaklaşmışlardı. Onların sadece bu kucaklaşmaları bile dünyayı derinden etkilemiş, Amerika, Rusya ve Çin Müslümanlara yaptıkları zulümlerden özür dilemiş. Hatta Amerika İsrail'i terör devleti ilan etmiş, derhal Kudüs ve Filistin'den çekilmesini istemişti.” İsmail yine dayanamadı. Ali'nin sözünü keserek şöyle dedi. “İslam ülkelerinin liderleri bir araya gelmişlermiş, aralarındaki ihtilafları kaldırmışlarmış, el ele vermişlermiş, Ali'ciğim iyi güzelde, ‘aç tavuk kendisini darı ambarında görürmüş.' Rüyaları bırakalım, gerçeklere bakalım!” İsmail'in bu sözlerine canı çok sıkılan Ahmet: “Aşk olsun İsmail'ciğim, o kadar karamsarsın ki bir rüyanın bitmesini bile bekleyemedin.” diyerek sitem ettikten sonra her zaman olduğu gibi taşı gediğine koydu:  “Ali'ciğim sen böyle güzel rüyalar görmeye devam et. Emin ol bana göre senin rüyan İsmail'in gerçeğinden daha güzel, daha hayırlıdır.”

YÜZ YILIN YALANI

Arif bey okuduğu kitapları, izlediği haberleri tek cümleyle yorumlamakta hayli mahir bir kimseydi. Bundan dolayı bazen gazeteci dostları arayıp gazetelerine manşet için Arif Beyden yorum isterlerdi. ABD devlet başkanı Tramp'ın Netenyahu'yu yanına alıp sözde yüz yılın planını açıkladığı o toplantının hemen ardından yine Arif Beyin telefonu çalmış, arkadaşı Ahmet Bey kendisinden durumu yorumlamasını istemişti. Arif bey her zaman olduğu gibi bu skandalı da yine tek cümleyle yorumladı: “Vallahi Ahmet'ciğim görünen odur ki yüz yılın yılanı, yüz yılın yalanını açıklayarak, dünyayı yeniden zehirliyor.”

İNSAN KALMAK YÜREĞİM

Zahit eski bir radyocu olduğu için haber alma hakkını daha çok radyo aracılığıyla kullanırdı. Her gece radyosunu başucuna koyar ve haberleri dinleyerek uykuya dalardı. Yine tam uykuya dalacağı bir gece dinlediği şu haber, onu okun yayından fırladığı gibi yatağından fırlattı. Savaşın yerler bir ettiği Suriye'nin İdlip şehrinin sokaklarında dolaşan bir muhabir savaş izlenimlerini aktarıyor. İzlenimleri şehir halkından mazlumlara mikrofon uzatarak, güçlendirmeye çalışıyordu. Bir savaş mağduru durumu şöyle anlatıyordu: “Eşimi ve çocuğumu kaybettim. Kucağımdaki çocuk ile ortada kaldım. Çadır kiralayacak param yok, ne yapalım, Allah'a sığınıyor ölümü bekliyoruz...” Zahid'in canı sıkıldı, âsabı bozuldu, gözlerinden radyonun üzerine dökülen yaşlarla birlikte radyoyu kapattı. Ellerini açıp, zalimlerin zulümlerinden mazlumları koruması için Rahmana dua etti. Sonra aylar önce başlayıp bir türlü bitiremediği şiirine şu mısrayı ekledi.

“İnsanlığın öldüğü yerde, insan kalmak zor yüreğim?”

Yenisöz