MAKALE
Giriş Tarihi : 14-02-2020 22:00   Güncelleme : 17-02-2020 22:19

Ali Can Yazdı: Toplumsal Duyarlılık…

“Bir İnsan acı duyuyorsa canlıdır, Başkasının acısını duyuyorsa İnsandır.”

Ali Can Yazdı: Toplumsal Duyarlılık…

Toplumsal duyarlılık veya bilinç, yaşadığımız dünyayla ve yaşadığımız olaylarla ilişki kurmak ve bu konuda sorumluluk almaktır.

Pozitif sosyal davranışlar, başkasının ya da başkalarının ihtiyaçlarına yönelik olan davranışlardır. Bir kişinin sosyal sorumluluk içeren davranışlarda bulunması için, başkalarının ihtiyacını, hedeflerini anlaması ve de buna uygun davranışları üretmesi gerekmektedir. Bu davranışlar maddi ve manevi olarak çok çeşitli şekillerde olabilir. Toplumsal gelişmelere verilen uygun bir tepki de toplumsal bilinç içeren bir davranıştır.

Bu tür davranışlarda önemli olan büyük ya da küçük bir topluluğa hizmet etmekten çok, destek olunan amaca ne ölçüde hizmet edilebildiğidir.
Tersi ise sosyal şizofren, narsist, Ben merkezci, bencil paylaşmayı bilmeyen, egoist, duyarsız bireyselliktir.

“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar da birbirlerinin velileri(dostları ve yardımcıları)dır.Onlar İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte onlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe,9/71.)

Peygamber(sav) “Sizden kim bir kötülük görürse eli ile değiştirsin, gücü yetmezse dili ile değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin, ve oradan uzaklaşsın, bu da imanın en alt derecesidir”

Peygamberimiz(sav) buyurdular ki: “Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki ya marufu emreder ve münkerden nehy edersiniz yahut Allah size açık azap gönderir sonra Allah’a yalvarırsınız fakat o zaman duanız da kabul edilmez.”

Eşrafı mahlukat şerefine nail olan insan için bu şerefe bihhakın kavuşmanın yolu peygamberlerin hayatında tecessüm eden rızai ilahiye uygun davranışların bütünü dediğimiz ilahi bir ahlakla mümkündür.
Toplumda işlenen suç toplumun diğer kesimini etkiler ve pekâlâ başkalarına da sıçrayabilir kanunlara ve usule aykırı davranışlar toplumun tamamını olumsuz yönde etkiler, olumlu davranışlardan da aynı şekilde İnsanlar etkilenir.

İslam ahlakında duyarsızlığa yer yoktur, dikkat edersek belgesellerde vahşi aslanların saldırdığı bir bufaloya diğer cinslerinin nasıl cinsine sahip çıktığını ibretle seyrediyoruz. Maalesef hayvanların fıtratına programlanmış, oysa bu duyarlılıkta insan muhayyer bırakılmış bu muhayyer olması da imtihanının esas esprisidir.

Sadece hayvanlarda esas bellek ve ön bellek aynı ortamdadır insanda ise esas bellek fıtrattır ama ön bellek akılın tercihi ile arka belleğe gelen verileri gönderir ve ona göre davranış ortaya konur. Ön belleğe genelde duygular hakimdir esas belleğe hüküm eden ise akıldır.

Bunun İçin Hz. Ali’nin  “Akıl ile nefsi baş başa bırakırsan nefs aklı yutar aklı imanla koruyun” dediği fıtratın ta kendisidir. İşte İnsandaki esas bellek fıtrattır.  Bu fıtratta Marufun tahakkuku ve münkerin izalesi en doğru bicinde işlenmiştir, literatürde buna günah ve sevap deriz. Günahlar fıtratı ters istikamette etkiler ve ruhlarda rahatsızlık sebebidir, maruflar yani sevaplar da fıtratla örtüşür ve bu örtüşmeden mutluluk oluşur. Fıtratın olumlu ve olumsuz yönde gelişmesini insanın söz ve davranışları belirler.

Ariflerde mekruh olan bir davranış çok rahatsız etkileri olmakla beraber bizim gibi sıradan insanlarda mekruhlar bariz bir şekilde rahatsızlık sebebi olmayabiliyor, çünkü fıtratın temizliği ile doğru orantılı bir çizgi vardır.
Hatta bazı insanlar kafir bile olsalar bazı büyük günahlar açıkça onlar için rahatsızlık sebebi olarak ortaya çıkabiliyor. Nitekim yakın zamanda Afganistan’da bir drone pilotu katıldığı 626 operasyonda direk 13 kişinin ölümüne sebep olduğu için fıtratı şişen günahlarını itiraf etmek zorunda bıraktı her şeye rağmen bu suçlarını itiraf edip devletten psikolojik rehabilitasyon talebinde bulundu.

Bunun en bariz örneği Hiroşima ve Nakazaki’ye atom bombası atan pilotun işlediği günahın büyüklüğü O’nu tımarhanelik etmiş ve akibeti de intiharla sonuçlanmıştır.(Geniş bir izahı Fıtrat, Hanifiyet ve Tabiat Makalemizde değerlendirdik.)

Tıpkı sigara içen birisinin havayı kirletmesi gibidir. Bir yalan bütün ilişkileri bozmaya yeter, Bir kem bakış harama nazar ediş yoldan çıkmaya ve zinaya yol açabilir, Bir günah bazen nice günahların işlenmesine ortam hazırlar, içki sadece içeni sarhoş etmekle kalmaz sarhoşun binlerce çirkinliği yaratmasına da sebep olur.

Bir Hadisi şerifte Peygamber(sav) “Toplumda işlenen günah tıpkı denizdeki bir gemide açılan delik gibidir.” buyurmaktadır.
Sadece kendi oturduğu yeri delen bir yolcunun yaptığı bu iş geminin batmasına ve bütün yolcuların boğulmasına ortam hazırlar. Kısaca birinin günahının başkalarına hiçbir zarar vermediği düşüncesi yanlıştır.
Peygamber(sav) “ Gizlice işlenen bir günah sadece işleyene zarar verir, âmâ aleni şekilde işlendiğinde bütün toplumu tehdit eder” buyurmaktadır. Bu Psiko sosyal bir gerçek olarak toplum hayatında vardır. Dolayısıyla bazılarının dediği gibi “Herkes dilediği gibi yaşar, Ateş düştüğü yeri Yakar, Her koyun kendi bacağından asılır, Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” gibi izahların gerçekte Toplumsal komünal hayatta etik ve sosyolojik karşılığı yoktur.

Bu tür ifadeler sosyal hayatın Dinamiği değil, dinamitleridir.
Nitekim sosyolojik bir gerçek olarak İbn-i Haldun(ra) “Biyolojik olarak sizin çocuklarınız olsa da onlar alışkanlıklarının ve yaşadığı çevrenin çocuklarıdır.”  Tespitinin sosyal psikolojide karşılığı vardır.

Bir zamanlar bu ülkenin Tağut’ları başörtüsü 28 Şubat postmodern darbe bildirisinde belirtilen kamusal alanda serbest olursa mahalle baskısı oluşur endişeleri de boşuna değildi. Literatürümüzde geçen Üzüm üzüme bakar kararır.

Hatta kamu kurumlarının dışında alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları bile kamusal alan kabul edilmeye başlanmıştı. Hatta bu zevat nüfus cüzdanlarından başörtülü fotoğrafları çıkarma teşebbüsünde bile bulundu, Sebep ise irtica ve ülke bölünmesi diye yalandan suni korkular üretmek.

Nitekim küresel bazdaki tağutlar toplumsal duyarlılığı bahane ederek Ortadoğu’da dört ülkeyi yakıp yıkmadılar mı? Onların esas gayesi hakikatte hümanist bir duyarlılıktan ziyade menfaat duyarlılığıydı. Çünkü Monarşi ile yönetilen körfez ülkelerinin hiçbirinde insanca yaşama şansı olmadığı halde bunları koruyorlar tek sebebi bunları sessizce semirmeleridir. Nitekim trampet bu minvalde Suudilerden 100 Milyar $ ek bir ödeme isteyince, Suudi firavunu vermezsem? deyince Trump o zaman Ülkene Demokrasi getirmek zorunda kalacağım deyip hem kendi hem de Suudilerin tağutluklarını ifşa etmiştir.

Onların anlamadığı olumlu davranışlardan kamuoyu etkilenecekse bu en iyisidir sıkıntı olumsuz örneklerin oluşmamasıdır.

Yüce Allah Ayeti kerimede “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. kurtuluşa erenler işte bunlardır.”(2/104)  İyilik ve Kötülüğün alanı çok geniştir. Kısaca Toplumun ve ferdin genel maslahatına kültürüne geleneklerine İnançlarına ve yaşama faydalı ve uygun olana iyi diye ifade edilir iyinin aykırı olanına da kötü diye ifade edilir.

İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah, Şuayb Peygamber (a.s)'a şöyle vahiy etti: "Ben Şüphesiz ki senin kavminden yüz bin kişiyi azaba duçar kılacağım. Bu yüz bin kişiden kırk bin kişisi kötüler, altmış bin kişisi ise iyilerdir." Bunun üzerine Şuayb Peygamber (a.s) şöyle buyurdu: "Ya Rabbi! Kötüler azaba layıktır, ama iyiler neden bu azaba duçar olacak?" Allah ona şöyle vahiy etti: "Zira onlar da kötülerle uzlaştılar ve ben gazaplandığım halde onlar gazaplanmadılar." (Onlar günah işlediğinde hiçbir şey demediler, iyiliği emredip kötülükten sakındırmadılar.)

Bilim adamı Albert Eisnten’ın dediği gibi “Dünya kötü insanların zulmünden değil, İyi insanların sessizliğinden dolayı acı çekiyor.”

Tolstoy’u dinleyelim “Bir İnsan acı duyuyorsa canlıdır, Başkasının acısını duyuyorsa İnsandır.”

Yukarıdaki tarih felsefesinde şunu görmek mümkündür, Beşer için genel sosyal hayata hakim olan yasalar ve bir bütün olarak yönetim kademesinin kötülüğe ve münkire yönelmesi halinde toplumsal bazda itirazlar gereklidir, Aksi halde kötülüğe sessiz kalan iyiler de gelecek umumi beladan yakalarını kurtaramayacaklardır.

Hz Ali(as) ma sordular, “Başımıza gelen sıkıntılar İmtihan mıdır?, yoksa ceza mıdır?,Cevap; Eğer bizi Allah’a yaklaştırıyorsa İmtihandır, Uzaklaştırıyorsa cezadır.”

İslam’ı toplumsal misyonundan sıyırıp bireysel ritüellere hapseden tağutlar İslam adına İslam’ı katleden, Tevhidin elbisesiyle Şirk ve tuğyanın hakimiyeti ile Büyük kitleleri mahkum ve kendilerini de hakim ilan ettiler.

Yüce Allah’ın kadim vaadi “Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”(Al-i İmran/216)

Bu ayet beşer idrak ve ilminin acizliği ve yüce Allah’ın Alim-i Mutlak ve Hakim-i Mutlak olmasının en bariz beyanıdır. Beş vakit namazda bize hidayet bahşedecek niyazla İhdine-Sıratel müstakim ve sıratellezine itirafının hikmeti ve himmetinde Bize kalan “Allah bilir siz bilemezsiniz” hitabına lebbeyk deyip teslim olmaktır. 

Vesselam.