ANALİZ
Giriş Tarihi : 06-02-2020 08:54   Güncelleme : 07-02-2020 23:35

Mustafa Kutlu: Kapitalist zulüm düzeninin kanunları içinde kalarak 'Başka bir hayat mümkün' diyemeyiz..

Çağdaş Küresel Medeniyet’in mevcut şartlarını göz önünde tutarak, ham hayal olan radikalizme düşmeden (ki bu seraba sosyalistler yakalandı ve ömürleri ancak yetmiş yıl sürdü. O da zaten aynı yolun bir başka versiyonu idi). Öyle bir nizam teklif etmeliyiz ki, duyanlar “Evet işte bu” diye ikna olarak gönülden kabule yanaşmalıdırlar.

Mustafa Kutlu: Kapitalist zulüm düzeninin kanunları içinde kalarak 'Başka bir hayat mümkün' diyemeyiz..

Mustafa Kutlu, Yeni Şafak 'ta yayımlanan yazısında kapitalist paradigmayı kökten ortadan kaldıracak girişimlere ihtiyaç olduğunu belirterek 'kanaat ekonomisi' ve 'toprağa dönüş' temalarını işledi.

Yoldan çıkmanın yolu-2

Geçen haftaki yazımızda tüm dünya gibi bizim de tâbi olduğumuz Çağdaş Küresel Medeniyet’in kanunlarından, hayat tarzından bahsetmiş; yürünen “yol”un insanlığı nereye getirdiğini söylemiştik.

Tekrar edelim: Bu bir “zulüm” düzenidir. Kapitalizmin kanunları içinde kalarak “Başka bir dünya (hayat) mümkün” demek muhaldir.

Âmentü’ye inananlar paradigmayı değiştirip “Kendi zeminleri”nde imal-i fikr etmek zorundadırlar. Açıkçası mevcut ve mer’î olan “yol”un sanayiini-endüstrisini-teknolojisini, ticaretini, siyasetini, eğitimini, sanatını kullanarak “hak yol”a varılamayacağını bilmelidirler.

Ne demiş atalarımız: “Elden gelen övün olmaz, o da vaktinde bulunmaz”.

“Kendimiz olmak” için sürekli mevcut düzene reddiye yazıp, ağlayıp sızlanmak bize yakışmaz. Saksıyı çalıştırıp, ‘Yaradan’a sığınıp, kalben-zihnen-ilmen-fikren bir hareketi başlatacak çalışmaya soyunmak icap ediyor. Bu nedir?

Bu şudur: Çağdaş Küresel Medeniyet’in mevcut şartlarını göz önünde tutarak, ham hayal olan radikalizme düşmeden (ki bu seraba sosyalistler yakalandı ve ömürleri ancak yetmiş yıl sürdü. O da zaten aynı yolun bir başka versiyonu idi). Öyle bir nizam teklif etmeliyiz ki, duyanlar “Evet işte bu” diye ikna olarak gönülden kabule yanaşmalıdırlar. (Teorinin bir de uygulaması olmalı, olacak.

Süreç ancak o zaman tamamlanacak. Bir takım akıldaneler bu fikrin uygulanması nâkâbildir derlerse aldırmayın).
O sebepten, “Bize bir iktidar değil bir fikir lazım” diyorum. Çabamız politik değil ahlakî olmalıdır. “Kalbin Sesi” kitabında anlattığım gibi Hududullah içinde takip edeceğimiz yol bizi asırlar önce terkettiğimiz toprağa döndürecek.

Bu bir “ricat” değildir.

Tarım toplumu bitmiştir. O topluma özgü içtihatlar, gelenekler, âdet ve alışkanlıklar, hasılı “hayat tarzı” tarihe gömülmüş, arkeoloji-antropoloji-etnoğrafya-sosyoloji vb. olmuştur.

Ama toprak aynı toprak. Su aynı su. Hava aynı hava. Ahlâk Nizamı’nı kurmak için bir kıvılcım gerekiyor.
“Kendi zeminimiz” olarak üzerinde imal-i fikr edilecek teklifimi sunuyorum.

Yolumuzun temeli anasır-ı erbaa, özellikle topraktır. Sermayemiz budur. Sanayi ve endüstrinin sonsuz üretim-sonsuz kâr fikrine karşı “insan ölçeğinde”, ihtiyaca göre üretim ve tüketim esastır, bunun adı “Kanaat ekonomisi”dir. El emeği, alın teri ve göz nuruna dayanır. Makina dediğimiz su değirmeni ile harman makinasıdır. Yani tabiatla ortaklaşa-dostça kurulan bir ilişki. Yelkenli kayık ile rüzgârın arkadaşlığı.

Buhar makinasının bu dostluğu çiğneyip geçmesine izin veremeyiz. Verirsek işin ucu kimyasal silahlara, varil bombalarına, gıda ve ilaç terörüne uzanır; öteki yola geçer ve tüketim toplumunun bir ferdi oluruz. Yani kapitalizmin kölesi.

Şemada gördüğünüz daire Hududullah’tır, Cenab-ı Hakk’ın kanunudur. Ulemamız bunu tıpkı imanın şartları İslâm’ın şartları gibi maddeler (ilkeler) hâlinde sıralayabilir.

Siyaset-iktisat ve hukuk. Tüm devletler bu üç sütun üstünde yükselir, lakin çok çeşitli devlet tarifleri vardır. Yeri gelmişken ben de devlet anlayışımı bir cümle ile ifade edeyim:

Devlet yeryüzünde adaleti tesis için “Hududullah” çerçevesinde kurulan; insanın varoluş sebebi saydığımız “Cenab-ı Hakk’a ibadet ve kulluk” etmesi için gereken barış, emniyet, istiklâl ve iaşeyi temin gayesi taşıyan bir teşkilattır.
Şurası unutulmamalı bütün bölümler (alanlar) birbiri ile irtibatlı; hepsi daireyi teşkil eden ilkelere uygun olmalıdır.

Yani hukuk siyasetten, siyaset iktisattan, iktisat hukuktan, eğitim sanattan, bunların hepsi ahlâktan bağımsız olamaz. Hepsinin birbiri ile irtibatını adalet sağlar.

Adaletin-ahlâkın mercii Hududullah’tır.

Şimdi “Ne yapmak lazım?” sorusunun cevabını verelim.

Hukukçular, İslâm hukuku, Osmanlı hukuku, Evrensel hukuk, Çağdaş hukuk, Hukuk felsefesi vb. çalışanlar biraraya gelip “Toprağa dönüş” hareketinin hukukunu (fıkhını) çalışabilirler.

Siyaset bilimciler, siyaset tarihçileri, siyaset felsefecileri, İslâm’da siyaset çalışanlar, biraraya gelip “Toprağa dönüş” hareketinin “yönetim” meselesini çözebilirler.

İktisatçılar yukarıda söylenen çabayı gösterebilir.

Ben vaktiyle kapitalizme karşı “Kanaat Ekonomisi”ni gündeme getirmiştim. Ama on yıl sonra anladım ki, tek başına ekonomi bir şey ifade etmiyor. Öteki alanlarla irtibatını sağlamak lazım.

Geçmişten ilham alabiliriz, ancak bütün bunları ülkemizin ve dünya şartlarının bugün için ifade ettiği çerçevede ele almamız lazımdır.

Ayrıca tüm sahaların âlimleri birbirleri ile irtibat hâlinde olmalıdır. Ortaya koyulacak fikir, hem ülkemiz, hem İslâm âlemi hem tüm dünyaya hitap edecek bir bütünlük gösterecektir. Bunun adı “Ahlâk Nizamı”dır.

Bunu bir enstitü mü yapar; bir vakıf, bir üniversite mi yapar bilemiyorum.

Devlet “Toprağa dönüş” hareketine kısmen veya tamamen iştirak edebilir. Etmez ise bu çabayı bir bölük takva ehli üstlenebilir. (Meselenin kuvveden fiile çıkışı için bk. “Kalbin Sesi” kitabımın son yazıları.)